Telaşlıca merdiven basamaklarını inen Cüneyt üzerine düzeltmeye çalışırken saatine bakmaktan da geri durmuyordu. Sayılı saatler bile kalmamışken oyalanmak, gecikmek istemiyordu. "Cennet." diye seslendi avludaki masanın başında koltuk altına sıkıştırdığı el çantasıyla duran kız kardeşine. "Nasıl olmuşum?" Cennet ise soruyu duymasına rağmen bakmak şöyle dursun doğru düzgün bir cevap bile vermemişti. "Hıhı, güzel." derken gözleri gibi elleri de hâlâ telefon ekranındaydı. Cüneyt sinirle ondan yana birkaç adım atıp telefonunu elinden alarak dikkatini de çekmiş oldu. "Bir soru sordum?" "Ay abi napıyorsun ya?" diye telefonunun alınmasıyla kafasını kaldırıp baktığında durup gülümsemiş, abisini şöyle bir süzerek masaya yaslanıp konuşmuştu. "Vaay, çok yakışıklı olmuşuz." "Doğru söyle, çok

