Üçüncü Dünya Harbi

1695 Kelimeler
7. Bölüm Tak..Tak... Tak.. Tak.. Bir ses duyduğumu sandım sanki... Durup dinledim ama hiçbir ses yoktu. Yastığım başımın üzerinde iyice yerleştim olduğum yere. Uzun zamandır uykusuzluk çekiyordum zaten. Saçma sapan kuruntularla uyanmakta da üstüme yoktu zaten. Derin bir nefes çektim ve gözlerimi kapadım. Uyumak istiyorum. Tak...tak.. tak..tak... Yine aynı ses... Yok rüya değil! Yattığım yerden doğrulup ayaklarımı yataktan aşağı sarkıttım. Üzerimdeki ince pike de ayaklarımla birlikte yeri boyladı. Etrafıma baktım. 'Neredeyim ben?' dedim kendi kendime. 'Evindesin salak, kalk hadi' diye çıkışan iç sesimle birlikte etrafa gezdirdiğim gözlerimi kırpıştırdım. Tak... Tak... Tak... Tak.... Gelen sesle birlikte ayaklandım ve odamdan koridora doğru adımladım. Kapıdan çıktıktan sonra gelen ses daha da şiddetlenmişti. Evin demir dış kapısına doğru yönlendim. Alacaklı bile olsa kapıya böyle de vurulmazdıki anacım! Resmen kapıya yeniden şekil veriliyordu. Hızla kapı kulbunu tutup çevirdim ve kapıyı kendime doğru çekip açtım. Kapıyı açmamla ayaklarıma dolanan bir adet Ege ile karşılaştım. Şaşkınlıkla kafamı bacaklarıma dolanan çocuğa çevirdim. "Dayım geliyor sakla beni Gi zem!" diyen Ege'yle birlikte Ali Asaf kapıda belirdi. "Hadi bakalım şimdi nereye!" derken sesi kesilen Ali Asaf olduğu yerde donup kaldı. Ege çığlık atıp arkama geçmeye çalışırken eğilip kucağıma aldım. Kucağımda Ege ile doğrulurken, Ege boynuma iyice sarılmış kafasını bütün girintime saklamıştı. Ali Asaf kapı eşiğinden bir adım hareket etmeden bizi seyrediyordu. "Günaydın." dedim gülümseyerek. "Boynuma doğru üfleme tosbaa huylanıyorum" dedim kucağımdaki Ege'ye daha çok sarılarak. "Anlat bakalım dayını delirtmek için ne yaptın sabah sabah?" Hala kucuğımda ki ufaklığı mıncıklamaya başladım. Kıkırtılarının arasında küçük küçük isyan kelimeleri çıkıyordu ama dinleyen kim!. Ben onunla uğraşırken sağ omzumda bir dokunma hissetdip bakışlarımı sağıma çevirdim. Ali Asaf omzumdan inmiş geceliğimin askısını yukarı doğru çekiyordu. Önce eline sonra yüzüne baktım. Karalarını omzumdaki askıda olan eline sabitlemişti. Elimi elinin üzerine koydum. Bakışlarını yüzüme çıkardığında hareket eden adem elmasından yutkunduğunu farkettim. "Sende de mi resim var?" sorusuyla bakışlarımı Ege'ye çevirdim ne dediğini anlamak için. "Efendim tatlım?" Kucağımda arkaya doğru kaykılan Ege kalbimin üzeinde olan dövmemi işaret ederek "Sende de resim var, dayı bende istiyorum!" diye Ali Asaf'a döndü. Ali Asaf, Ege'nin işaret ettiği dövmeme bakıyordu. Bir indanın karaları daha da kara olabiliyormuydu sorusuna cevap hemde nasıl diyorsunuz duyar gibiyim... Üniversiteye başladığım sene yaptırmış olduğum dövmeyi kızlardan başka kimsenin -buna annem de dahil- bilmediğini biliyordum. Fena sır tutarız biz. Ergenlik bunalımı yaşadım tabi, hemde nasıl! Ailem vardı ama ait hissetmemek var ya işte o çok başka bir şey. Hiç bir eksiğim olmasa da, üzerime de titreseler yine de insan illaki bir boşluğa düşüyordu. Kimim? Neyim? Neden yalnız kaldım? Neden istemedim? Daha binlerce soru... İsyan etmek gibi bir lüksüm yoktu kendimce. Daha ne isteyebilirdim, bir elim yağda bir elim balda... Ama yönümü illaki şaşırıyordum. İllaki bir çıkmaza giriyordum ya da içimde illaki fırtınalar kopuyordu... O zaman yaptırmıştım dövmeyi, bir pusula... Nerde olursam olayım yolumu kalbimle bulmak için, ya da o yolu bulmak için kalbimi kullanmayı unutmamak için. Şimdi sırrımı bilen iki kişi daha vardı. Bunca zaman saklamayı başarmıştım. Hatta baya da kolaydı saklamak. Şimdilerin modasına uyup kıçımı başımı açıp gezenlerden değildim. Tehşiri sevmem, vücudum bana ait ve kıyafetlerim açıkta olsa illa bir sınırı olurdu. "İğneleri seviyor musun paşam" dedim kucağımdaki Ege'ye. "Tabiki hayır!" "Ama bu resimler kalemle değil iğne ile yapılıyor, o nedenle sana yapılmaz. Büyüyünce bu konuyu bir daha konuşalım tamam mı?" dedim. "Acıyor mu?" İki parmağım arasında bolca boşluk bırakarak "Biraz" dedim kucağımdan indirerek. Küçücük poposuna sevgi dolu bir tokat attım ve geldiği kapıdan koşarak geri çıktı Ege. Ayağa dikeldigimde geldiğinden beri tek kelime etmemiş Ali Asaf'a baktım kaşlarımı kaldırarak. "Dilini mi yuttun?" dedim. Dalgın dalgın bana bakan adam birden bire kaybolup resmen sinir küpüne döndü. "Sen kapıyı bu halde mi açıyorsun?" diye çıkıştı. "Sen ne demeye çalışıyorsun Asaf? Uykumdan kapının kırılmasıyla uyandım kıyafet mi düşüncektim?" "Ya gelen başkası olsaydı?" "Allah aşkına merkez bankasından daha iyi korunuyor ev kim gelecek?" "Evren ya da Fuat olabilirdi?" "Kapıyı döverek mi gelirler eve onlar?" "Arda olabilirdi?" dedi daha da ileri giderek. "Abimden bahsettiğinin farkındasın umarım." dedim daha fazla saçmalamaması için. "Ne yani sen evde böyle mi geziyorsun?" dedi bir adım daha yaklaşarak. İyice burun buruna gelmiştik. "Gezerim gezmem bundan sanane? Burası benim evim o da benim abim." "Hergün neler dinliyoruz haberlerde farkında mısın? Abinse abin?" dedi. "Sen ne dediğinin farkında değilsin!" dedim sesimi alçaltarak. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Kötü niyet aramak istemezdim ama insanım ve benimde yaralar var. Abimse abim ama aynı kan değiliz. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Ali Asaf'ta ne dediği farketmiş gibi bakışlarını yüzümde gezdirdi. Koca ellerinden biri çenesinde sakallarını kaşırken diğer eli ensesinde saçlarının arasındaydı. "Gizem, özür dilerim. Öyle demek istemedim." dedi. Yüzündeki o sınırlı ifade yerini mahçup bir ifadeye bırakmıştı. "Kahvaltı hazır hadi hazırlan, Ege seni çağırmak için gelmişti." dedi. Ses çıkarmadan olduğum yerde durup hala ona bakıyordum. Ne kadar ince bir iple bağlıydım ben hayata. Ne kadar çabuk kırılıyordum ben böyle ve en çok Ali Asaf' ın beni bu kadar çabuk kırabiliyor olması bana revamıydı cidden? Derin bir nefes alıp bir adım daha geri çekildim ondan ve arkamı dönüm. Odama doğru giderken "Kalbin yolunu bulabildi mi?" diye sorusuyla durdum. Ne cevap verebilirdim ki?.. 'Kalbim yolu buldu mu?' dedim ve iç sesim 'sence?' dedi. Her girdiğim yolda bir çıkmaz sokağa rastlamasaydım belki bulurdum. "Bulursa söylerim..." dedim arkama dönmeden. Odama adımlayıp kapıyı kapadım ve dolabıma doğru yöneldim. Dolap kapağında olan yansımamı görünce olduğum yerde donup kaldım. "Aptal!!" dedim kendime yansımama bakarak. Adamın önüne çıplak çılsaydım daha kapalı olurdum. Geceliğim resmen bağırıyordu üzerimde ben yokum diye. Üst askımın biri omzumdan düşmüş, yok gibi bir şort. Yemin ederim kendimden utandım. Hiç kimse beni daha önce bu kadar açık görmemişti, annemi geçtim tırnak içinde "eski" nişanlım dahil. Yüzüm büyük ihtimalle o zaman sinirden şimdi ise sinirden kıpkırmızı. Tamam hak veriyorum Ali Asaf'a kızabilir. Resmen aklına indirmiştim, kal gelmişti adama. Sırıttım. Kapının önündeki hali gözün önüne gelince. Hoşuma mı gitti? Hayır tabiki de!! Ne düşüneceğimi bilemedim. Kapımın tıklatılmasıyla kendimle olan atışmama ara verdim. Ben daha cevap veremeden "Herkes kahvaltıya oturmuş bizi bekliyorlarmış, Sanem aradı. Hadi hazırlan gidelim." diye konuştu Ali Asaf. "Beş dakika ver bana." dedim ve dolabın kapısını açıp elime gelen ilk elbiseye uzandım. Çekmeceden temiz bir iç çamaşırı takımı alıp elimde elbisemle odamın kapısına adımladım. Açtığım kapıyla bir adet Ali Asaf'ı karşı duvara yaslanmış olarak buldum. Bakışlarını üzerime çevirirken ben konuşmasına izin vermeden yaslandığı duvardaki aralık kapıdan içeri girip kapıyı kapattım. Banyonun odamın karşısında olmasını şansa bağlayıp hemen üzerimdekileri çıkartıp önce iç çamasırlarımı sonra da lacivert renk üzerine küçük çiçekleri olan Fatmagül elbisemi giydim. Lavabonun üzerinde olan aynalı dolabın içinden diş macunu ve fırçasını alıp dişlerimi fırçaladım. Elimi yüzümü yıkayıp yatarken pişmaniyeye dönmüş saçlarımdaki lastiği çıkardım. İki dakikada saçlarımı tarayıp ya da yolup mu demeliyim belime kadar uzamış olan saçlarımı düzene sokmaya çalıştım. Onlar kazandı tabiki ve bende savaşmayı bırakıp onları kendi haline bıraktım. Daha sonra da kapıyı açıp banyodan çıktım. Benim banyodan çıkmamla birlikte duvardan doğrulan Ali Asaf'la birlikte büyük eve doğru adımlamaya başladık. Bahçeye çıktığımızda aramızda hala tek kelime konuşmamıştık. Ağzımızı her açtığımızda kavga edecek illa birsey buluyorduk. İlla bu kadar hoyrat olmak zorunda mıyız biz? "Beklemene gerek yoktu ben kendim de gelirdim." dedim ona doğru bakarak. Omzunu silkti, yüzünde sanki neden aklına gelmediğini düşünür bir hal vardı. "Yolda kurt kapardı sonra, ne me lazım!" dedi. "Kurttan kastın kim? Abim mi?" dedim kıkırdayarak. Hoş kıkırdamak dışında herşeye benzemişti, biraz şizofren bişi oldu o. "Saçmalama! Tamam özür dilerim çok ileri gittim ama o halini abinin bile görmesini istemedim tamam mı?"dedi duraksayarak. Ne demekti şimdi bu? Nefesimi tutup ona döndüm bende durarak. Kalbimin tökezlediğini hissettim bir an bir anlık o da durdu, birşey oldu bir adım kaçırdı sanki. Öylece karşılıklı durduk. İkimizde birşey diyemeden birbirimize bakıyorduk, sundurmadan bizi seyredenler in olduğunun farkına bile varmadan. "Çaylarınızı döktüm hadi soğutmayın!" diye seslenen Sanem ile ikimizde olduğumuz transtan çıktık. Ali Asaf önde ben arkada sundua merdivenlerinden çıkıp masada oturan ailelerimizin yanına vardık. Masada boş olan iki sandalyeye yanyana geçip oturduk. "Günaydın" dedim herkese hitaben. Herkesten de onaylayan mırıltılar geldi. "Anne, Gizem de de dayımdaki vücut resimlerinden var biliyor musun? Bende istiyorum onlardan büyüyünce yapılıyormuş." diyen Ege ile birlikte masada herkesin bakışları bana döndü. "Yakalandı." dedi Sanem. "Şimdi şapa oturdu." dedi Gamze. "Şimdi terlik geliyor." dedi Meltem. Bense gözlerim şu şaşkın emojilerdeki gibi kocaman açılmış Ege'ye bakıyordum. Başımı yavaşça soluma çevirip annem, babam ve abime doğru çevirdim. Abim kızarmış, annemin rengi atmış, babam kaşlarını yukarı çekmiş bana bakıyorlardı. 'Buyrun cenaze namazına' dedi iç sesim kızlara katılarak. Annem yanımda oturan Meltem'in diğer tarafından bir çığlığı bastı "Gizem..." diye. Ege ellerinde büyümüşken vücut resminin anlamını bilmemek olmazdı tabi. "Ege ne dedi biraz önce? Nerde o dövme? Ben neden bilmiyorum?" diye başladı. Süt dökmüş kediye dönen ben kafamı kabul eder gibi sallayıp titreyen ellerimle dövmenin yerini gösterdim. Annem bir celallendi ki sormayın... Masada üçüncü dünya harbi çıktı sanır dışarıdan duyan. " Sen ondan mı kapılar kilitli yatıyorsun? Ben bunları hakedecek ne yaptım tüm kızlarım bir olmuş benden sır saklar olmuş. Sen nasıl vücuduna zarar verirsin! Cehenneme gitmek mi istiyorsun?" daha neler neler?.. En son eline aldığı terlikle birlikte kendimi kollamak için sağıma doğru yaslandım. Ali Asaf benim ona yaslandığımı görünce kolunu kaldırıp kanadının altına aldı beni. Onun göğsünde boynuna yapışmış annemden saklanmaya çalışırken diğer yanımda oturan Meltem ve babam annemin bileklerinden tutup annemi sandalyesine oturtmaya çalışıyordu. Ben orda saklanırken nasıl mı gördüm tabiki Ali Asaf'a güvenimden kafamı anneme çevirmiştim. "Otur yerine Esmer abartma, kız bir dövme yaptırmış sadece." dedi babam. "Diyene bak ben nişanlandım dediğinde ortalığı yıkan adam nerede şimdi?" diye çıkıştı annem. "O başka bu başka. Hem yanlışından döndü benim kızım bak yine benim yanımda." "Sus bi Ahmet! Hep senin yüzünden bu kız böyle yüz buluyor. Yarın evlendim diye çıkıp gelirse görürüm ben seni." dedi annem. "Benim kızım ben kimi dersem onunla evlenecek. Söz verdi bana. Benim kızım sözünden dönmez." dedi babam bana göz kırparak. "Dediydi dersin Ahmet bak gör." dedi annem babama sinirle. "Uzatma Esmer" dedi babam yine. Annem biraz sakinleyip önüne döndüğünde masada herkes kahvaltısına dönmeye başlamıştı. Abimin boğazını temizlemesiyle herkes Arda'ya doğru baktı. Abim kaş göz işareti ile Ali Asaf'a noluyor bakışı atarken ben hala onun göğsünde kolların arasında olduğumu farkettim. Yüzüm kızararak doğrulup Ali Asaf'ın kollarının arasından çıktım. "Özür dilerim" diye mırıldandım. Herkesin önünde Ali Asaf'a sarılmış olmaktan utanarak sessizce kahvaltımı yaptım. Annemin dövme ile ilgili başka birşey dememiş olsa da uzunca bir süre bunu burnumdan getireceğini gayette iyi biliyordum. Allah yardımcım olsundu o vakit...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE