Kalp ritmimim gitgide hızlanması sinirimi bozuyordu.
Bu kadar heyecanlanmamam gerekiyordu! Alt tarafı Ömür'ün odasına girecektim. İlk defa girmiyordum ya!
Saat gecenin birinde, ilk defa Ömür'ün odasına gireceksin.
Aklıma gelen düşünceye başımı olumlu anlamda sallayıp destek çıktım. Heyecanlanmam normaldi, ilk defa bu saatte onun odasına girecektim.
Bahçelerimizin ortak kapısı vardı. O yüzden orayı açıp onların sınırına geçmem çok kolay olmuştu. Ömür'ün odasına girmem de kolay olacaktı çünkü odası, havuzu görüyordu ve onun odasına girmek için eve girmek gerekmiyordu.
Kapısı camdı ve aynı zamanda sürgülüydü.
Yani arkadan kilitlemediğini varsayarsak, odasına girmem oldukça kolay olacaktı.
Ben neyi tartışıyorum kendi kendime şu an zaten odasının önündeydim!
Cam kapıyı yana doğru çekmeye çalıştığımda Ömür'ün odasını kilitleme gereği duymadığını fark etmem bir oldu. Hemencecik açılan kapının ses yapmaya başladığını işittim.
Eğer uyanırsa kafamı havuza gömecektim.
Yavaşça odasına girip sürgüyü geri çektim. Kapıyı içerden kilitledim.
Meyra'nın sulu şakalarına maruz kalmak istemezdim açıkcası. Beni burada görse bütün ömrüm boyunca benimle dalga geçer, herkesin ortasında 'Ömür'e çok mu aşıksın?' derdi.
Meyra Saygıner.
En yakın arkadaşım, Ömür'ün kız kardeşi.
Sanırım Yankı abinin Meyra'yı Ömür'den daha çok sevdiğine yemin bile edebilirdim. Onu o kadar şımartmıştı ki ben neysem Meyra iki katıydı. Her konuda.
Mesela biri ona laf atsa gider babasına söylerdi direkt. İlerde sevgilisi olursa Yankı abinin o kişiyi döveceğine bahise bile girerdim.
Okyanus abla da her anne gibi oğlunu daha çok seviyordu. Aksini iddia etse bile davranışları bunu gösteriyordu.
Yavaşça arkama dönüp Ömür'ün yatağına baktım. Buradan görebildiğim kadarıyla kafasını yastığa gömmüş uyuyordu.
İçimden bir ses o uyurken ona olan öfkemi dile getirsem bana cevap vermeyeceği için ve bu tartışmayı sadece ben konuştuğum için haklı olarak bitirdiğimde, evime gidip rahat bir uyku çekeceğimi söylüyordu.
Düşünsenize Ömür'le girdiğiniz bir tartışmadan haklı çıkıyorsunuz!
Bu harika hissettirirdi.
Yani daha önce hiç başıma gelmediği için bu hissi bilmiyordum. Ömür o kadar haklı konuşur ki tartışma esnasında, sanki dünyanın en boştan şeyini savunuyormuşsun gibi hissedersin.
Çift kişilik olduğunu söyledikleri ama en az beş kişinin birlikte yatabileceği yatağa ilerledim.
Bir insan neden yatağın tam ortasında yatardı ki?
İçime derin bir nefes çekip ayakkabılarımı çıkardım ve yatağa çıktım. Yavaş yavaş Ömür'ün yanına ilerleyip bedeninin yanında bağdaş kurup durdum.
Uyurken bile haklıydı.
Yüzünün sadece ufacık bir kısmını görüyordum. Aslında hepsini görsem iyi olabilirdi, sonuçta onun yüzüne karşı ilk defa bütün sitemimi dile getirip karşılık alamayacak ve otomatik olarak haklı çıkacaktım
"Fazla sinir bozucusun!"
Biraz fazla ağır bir giriş olmuş olabilir ama olsundu, duymadığı için sıkıntı yoktu. Hem sinirimi abartabilirdim. Yıllardır haklı çıkamadığım tartışmalarımıza saysın.
Sanırım biraz sesli konuşmuştum ki hareket etmişti. Pozisyonunu azıcık da olsa değiştirip artık yan bir şekilde yatmaya başlamıştı. Onun bu hareketi yüzünü görmemi sağladığı için mutlu olmuştum.
"Bir insan nasıl uykusunda bile haklı olabilir?"
Aklımdan geçen şeyi söylerken bir elimle saçlarını karıştırmıştım. Eğer uyanık olsaydı bu hareketi yaptığım için bana 'Başına gelmesini istemeyeceğin hareketleri başkalarına yapma' adlı konuşmasını gerçekleştirir. Sonra hayattan soğumamı sağlardı.
"Neden her şeye bu kadar mantıklı yaklaşıyorsun? Hayatı bu ciddiyetle istediğin şekilde yaşayamazsın."
Hani tartışmaya gelmiştin? Ne bu samimiyet. Ayrıca sen kimsin de ona nasihat çekiyorsun?
İç sesimin haklı serzenişi ile kendime gelip elimi Ömür'ün saçlarından çektim ve her ne kadar görmese de işaret parmağımı ona doğru sallayarak konuşmaya başladım.
"Haddini aşıyorsun çocuk! Gün içinde hayatım hakkında her ne kadar istemesem bile yaptığın yorumlar beni sinir ediyor. Sana ne benim arkadaş çevremden oğlum! Sen kimsin de bana karışıyorsun?"
Karşılık alamayınca derin bir nefes aldım ve kısık ama isyankar sesimin odayı bir daha doldurmasına izin verdim.
"Hani bana, 'Sen o bara gitseydin Meyra'da gitmek isteyecekti.' desen, anlardım. Ama sen direkt babama gidip saçma sapan şeyler söyledin. Kendini bana açıklamak zorunda bile hissetmedin. Amacın ne onu bile söylemedin. Bir insan neden durup dururken böyle bir kötülüğü karşısındakine yapar ki!?"
Sona doğru kısılan sesimi ben bile zor duymuştum.
Hani ben ona sadece kızgındım? Bu odaya girmeye karar verdiğimde kendimi böyle telkin etmemiş miydim? Sadece ona karşı olan kızgınlığımı dile getirip gidecektim.
O zaman neden kalbim acıyordu ki?
Çünkü... Çünkü, arkadaş çevreni kötülemesi kalbini kırdı?
Yani kalbim mi kırılmış? Ama bu çok saçma, neden böyle bir sebepten kalbim kendini kırsın ki?
İç sesim tam ağzını açıp bana karşılık verecekken yatak da bir hareketlilik oluştu.
Refleksle kendimi geri çektiğim esnada ayağımın biri tarafından tutulduğunu fark ettim.
Ömür ayağımı eliyle tutup yanağını yaslamıştı.
Acaba ayak fetişti mi?
Bu bayağı saçma bir düşünceydi.
Ne yapmam gerektiğini ilk başta çözemesem de sonra elimi, tuttuğu ayağıma götürmüştüm. Uyandırmadan yapmam gerekiyordu zira bu odada olduğumu fark ettiği an bunda bile mantık arayacaktı.
Elini ayağımdan yavaşça ayırdım, yanağı ayağıma yaslı olduğu için ayağımı yavaşça çekmiştim. Sanırım yanağının boşluğa düşmesinden pek hoşlanmamış olacak ki yüzünü buruşturup bir şey mırıldanmıştı.
Acaba ne dedi?
Beni ilgilendirmez.
Peki ilgilenmiyor musun?
Gerçeği söylemek gerekirse merak etmiştim.
Bir kere daha ağzında bir şey gevelediğinde bağdaş kurduğum dizlerimi çözüp yatakta aşağı doğru kayıp kulağımı Ömür'ün dudaklarına yaklaştırmıştım.
Hem belki bir kızın adını sayıklıyordu ve ben bunu öğrenip ona karşı kullanabilirdim. Böylelikle bir daha babamı dolduramazdı. Ben de arkadaşlarımla gezmeye gidebilirdim.
Bugün de çok zekiyim.
Ömür'ün yüzüme değen nefesi huylanmama sebep olsa da ne mırıldandığını duymak için buna kısa süreliğine katlanabilirdim.
"Vanilya."
Mırıldandığı kelime kulaklarımı doldurdu.
"Vanilya diye isim mi olur? Hoşlandığı kız bile cins."
Kendi kendime mırıldanıp yüzümü yüzüne çevirdiğimde aradaki yakınlık yüzünden kasıldım.
Fazla mı yakındık?
Kesinlikle.
Kalbim saçma duygular eşliğinde hızlanmaya başladı. Eğer o duyguları sorgularsam çok garip bir yere giderdi konu. Ve ben bunu istemezdim.
Geri çekilmeye karar verdiğimde dakikalar önce tarihin değiştiği aklıma geldi ve olduğum yerde kaldım. Bugün Ömür'ün doğum günüydü.
İlk ben kutlasam ne olurdu?
Ben ve Ömür'ün doğum gününü kutlamak? Ayrıca nasıl kutlayabilirim ki? Sonuçta ben ona hediye almazdım. Annem, babam alırdı. Ama ben Ömür'e hediye almazdım.
Ama bunu gıcıklık olsun diye yapmazdım. Ömür herkese söylerdi hediye istemiyorum diye. Ona göre saçmaydı böyle şeyler. Herkes alırdı ama ben onun için kendimi yormaz ve zaten hediye de istemiyor deyip almazdım.
Bu durumda doğum gününü kutlayamazdım, hem zaten uyuyordu.
Hediye almış olsaydım çalışma masasının üstüne koyar giderdim ama şimdi bunu yapamıyordum.
Aklıma gelen şeyin doğruluğuna kendimi inandırıp neden yaptığımı kalbime açıklayamasam da dudaklarımı yanağına bastırmıştım.
Bu ilk öpüşüm değildi ama ilk öylesine öpmeyişimdi.
Saniyeler geçti geri çekilmedim. Neden bilmiyorum ama geri çekilmek istemiyordum. Bu davranışım sinirimi bozsa bile düşünmeyi erteledim.
Ne kadar öyle durdum bilmiyorum ama en sonunda yaptığım şeyin saçmalığı aklıma geldi ve geri çekildim.
"Doğum günün kutlu olsun."
^o^
Sınır, 132.
İnstagram: amistadream
------------
Lora hakkında ki düşünceleriniz?
Ömür hakkında ki düşünceleriniz?
Bölüm hakkında ki düşünceleriniz?
Seviliyorsunuz