Masanın etrafında dolaşıp sandalyesine oturdu ve eliyle oturmamı işaret etti.Sonra ellerini masanın üzerinde birbirine kenetledi.Gözleri beni izliyordu.Karşısına geçip oturdum.Ürkek davranmayı bir kenara bıraktım ve kendim olmanın daha iyi olacağını düşündüm.
‘’Anlaşılan casus değilsin.’’dedi kendi kendine karar veriyormuş gibi çıkmıştı ses tonu.
‘’Değilim.Bunu söylemiştim.’’dedim bende hızla,başımı iki yana salladım aynı anda.Böyle düşünmesini istemiyordum.
‘’Değilsin.’’dedi.’’Bİr casus bile ,bir komutana nasıl saygı göstermesi gerektiğini bilir.Hatta bunu özellikle bilmesi gerekir.’’
‘’Ah..’’Bana saygsızsın mı demek istiyordu?Yayıldığım sandalyede biraz daha toparlandım.Gülümsemeye benzeyen birşey yaptı.
‘’Aramıza hoş geldin Leo.’dedi geriye yaslanarak.
‘’Leonard.Adım Leonard.’’dedim.Başını salladı ve ellerini masanın üzerinde birleştirdi tekrar.
‘’Pekala Leo-‘’
‘’Leonard’’
‘’Leo kulağa daha güzel geliyor.’’
‘’Ama ismim Leonard.’’
‘’Ne fark ederki?Sen gerçekten saygısızsın.’’tükürür gibi söylemişti bunları.
‘’Beğenmediysen beni gönderebilirsin.’’Lanet olsun!Hayır böyle söylemek istememiştim.Ama yinede geri adım atmadım.Böyle tepeden bakması ve kuruntu yapması beni sinirlendiriyordu.Bende bir savaşçıydım ama onun gibi asla olmamıştım.Kaşlarını çatarak bana baktı.
‘’Hayır.Senin ordumuza katılmanı istiyorum.Belki seni biraz düzeltebiliriz.Ağaçlardan elde ettiğimiz ve şekil verdiğimiz odunlar bile incelebiliyor ,öyle değil mi?’’yine gözlerinde alay vardı.Sanırım bana odun demişti.Dişlerimi sinirle gıcırdattım.Kendini beğenmiş,ukala!
‘’Aslında bize yaptığın hakaretten sonra seni astırmalıydım ama senin gibi bir savaşçıya yazık olurdu.’’tek kaşını kaldırıp bana baktı.Astırmak?Anlaşılan ucuz kurtulmuştum ,ama ne için?Ona boş gözlerle baktım.
‘’Uygar kentin nazik evlatları.’’dedi kötü bir taklidimi yaparak.
‘’Ah..Üzgünüm ben.’’elini kaldırdı susmam için ve bende sustum.
‘’Leo..Böyle savaşmayı nereden biliyorsun?Bir krallığıa ait olmadığın belli.’’
‘’Doğuştan.’’dedim Hektor’a söylediğim gibi.Bana gözlerini devirdi.
‘’Pekala..Daha çok bir kabile üyesiymişsin gibi geldi bana.’’Başımı hızla iki yana salladım.
‘’Ben tek başıma dolanırım.Bİr gezginim.’’dedim yalan söyleyerek.Bİr kabile üyesi olduğumu bilmesinin ardından gelecek sorulara verilebilecek cevaplarım yoktu.Zaten artık bir kabilem de yoktu!
‘’Özgür olmaya alışmış bir gezgin neden gelip bizim ordumuzu seçsin?’’hala temkinli davrandığını sezebiliyordum.Ve zaten bunu açıkça belli ediyorsu gözleri.
‘’Krallığınızın ismini duydum.İyi bir ordu olduğunuz söyleniyor,ayrıca ormanda yaşamaktan ve dolanmaktan sıkıldım.Bir yere ait olmak nasıl bir şey merak ediyorum.’’sesim beklediğimden çok daha iyi çıkıyordu.Kendim gibi olmanın daha fazla işe yaracağına inanıyordum.Ayrıca kasılmam için bir neden yoktu.O sadece kendini beğenmiş bir komutandı o kadar!
‘’Buna alışabilecek misin?Senin gibi özgür bir yaşama alışmış biri bize ayak uydurabilir mi?’’
‘’Sanırım yapabilirim.’’
Bİr süre gözlerimin içine baktı ve konuşmadı.Gözlerine takılıp kalmıştım bende,bu isteyerek yaptığım bir şey değildi,göz bebeklerinden çıkan bir el benim gözlerime uzanıyor ve ona bakmam için sıkıca tutuyorlardı sanki gözlerimi.Sonra arkasına yaslandı.
‘’Leo,seninle açık konuşabilir miyim?’’dedi.Yüzündeki ciddi ifade benimde aldırmaz havamı değiştirmiş daha dikkatle oturmamı ve ciddileşmemi sağlamıştı.Bana açıkça saygısızsın demişti ama saygısızlığımı görmezden geldiğini de belli etmişti ve bu beni rahatlatmıştı.Kendimi kasmak istemiyordumBaşımı salladım.
‘’Büyük bir savaşa girmek üzereyiz.Orduma her zaman güvenirim,beni hiç yanıltmadılar.Pylos krallığıyla savaşmak üzereyiz,bu krallığı biliyor musun?’’
Biraz düşündüm ve Mormo’nun bana anlattığı krallıklar arasında bu krallığın da olduğunu hatırladım.Ahh..Elysion krallığıyla daha önce savaşmış ve bu krallığı yenip topraklarını kendi topraklarına eklemiş,savaşçılarını esir almışlardı..Ama şimdi Pylos,çok daha güçlüydü ve acımasızlardı.
‘’Biliyorum.’’dedim başımı sallayarak.
‘’Onu daha önce devirdiğimizi de biliyorsundur o zaman.’’yine başımı salladım.
‘’Şimdi bunun intikamını almak istiyorlar.Toprak savaşları gün geçtikçe daha çok artıyor,biz çok fazla büyüdük ama onlarda öyle.Ve onlar bizler gibi değiller,biz halkımızı koruruz,onlar için savaşırız,krallığımız için.ama onlar ,bütün halkı bu savaşa sürüklemekten kaçınmıyorlar.’Tüm halkı’anlatabiliyor muyum?’’Gözlerini nefesimin kesileceği bir öfkeyle bana dikti.Yutkundum.Ama ona cevap veremedim.Bir anda bu adam içimi daha çok ürpertmişti.
‘’Tüm halkı,kadın ,çocuk ve yaşlıları..Onları savaşa dahil ediyorlar ve en önde halk bulunuyor.Vergilerini alıyorlar,ürünlerini alıyorlar ve onları ölüme sürüklüyorlar.Biz kadın ve çocukları asla öldürmeyiz,nasıl zorlanacağımızı anlayabiliyor musun?’’gözlerinde bir anlık çaresizliği görmüştüm.
Şokla yutkundum,gözlerimin önüne buna benzer bir savaş daha gelmişti.Bir süre bulunduğum odadan uzaklaştım ve o sesleri,yüzleri tekrar gördüm.Göğsüme yumruk yemiş gibiydim.Bu ..berbat bir şeydi.
‘’Ve bu sizi yenebilecek tek durum.Öylemi?’’diye sordum biraz toparlanbildikten sonra,sesim çatallı hatta kız gibi çıkmıştı ama umursamadım.Alec başını salladı.
‘’Aslında yenebilecek bir durum sayılmaz,ama biz onları öldürmek istemiyoruz.’’yine bir süre sustu,gözleri odağını kaybetti ve sanki burada değilmiş gibiydi,sonra gözlerime baktı,kaşlarında küçük bir oynama oldu ama nedenini anlamadım.
‘’Seni izliyorum,geldiğin günden beri…Bu bana bir fikir verdi.Gerçek ordumuzun dışında küçük ordu grubumuz var,duymuş olmalısın’’sanırım cevap vermemi bekliyordu.Başımı salladım hızla ,nereye varacağını merak ediyordum sözlerinin.
‘’Bizden daha küçükler.’’diye ekledim hemen ardından.
‘’Aslında seninle yaşıt sayılırlar.Bu arada kaç yaşındasın?’’gözlerini kıstı.
‘’Yirmi ‘’gözleri şaşkınlıkla açıldı.
‘’Ah..Daha küçük görünüyorsun.Aslında biraz..’’
‘’Kız gibi’’diye tamamladım sözünü sinirle.
‘’Hayır..Daha farklı..Çocuk gibi..’’bu söylediği şey katıksız bir yalandı.Sadece beni kırmak istemiyordu .Yani sanırım öyleydi.
‘’O zaman..’’dedi, dudaklarını ıslattı.’’Senden ve bizden küçük gruplar.Yaşları Onbeş ila onyedi arasında ve savaşmayı öğreniyorlar.Bİr savaşçı olmak için onları eğitiyoruz.Artık çocuk değiller.Ama bilirsin,herkesin,her ordunun yaptığı gibi oturmuş şeyler,belirli bir kalıba bağlı kalıyorlar,tıpkı bizim gibi.’’
Derin bir nefes aldı ve gülümsedi.En azından gülümseme sayılırdı.
‘’Ben onların senin gibi olmalarını istiyorum.Korkusuz,pratik düşünceli olmalarını.En iyi savaşçılarımı yere serdin ve bunu bir sırıkla yaptın!Buna hala şaşırdığımı bilmelisin ve beni şaşırtmak öyle kolay değil.Cesaretin fütursuz,düşüncesizce belki , bir ordunun hedefi olduğun halde okunu üzerime tutacak kadar tehlikeli ama işe yarıyor.Atın üzerinde sanki toprakta yürüyorsun.Hislerinle hareket ediyorsun,bir kalıbın içine uymuyorsun.Bu seni sen yapan en büyük özelliğin ve öfken seni besliyor.Neden bu kadar öfkelisin anlamıyorum.Ama benim için önemli olan yeni ,küçük ordumuza bildiklerini öğretebilmen.’’Tekrar arkasına yaslandı.Benden bir cevap bekliyor gibiydi.
‘’Yani?’’diye sordum aptal gibi.
‘’Yani onların komutanı olmanı istiyorum.Sİyah ipleri.’’Bir anda başıma baktı ve bu sefer hiç görmediğim bir şekilde içtenlikle gülümsedi.Bu gülümsemesi beni de gülümsetti.İşaret parmağıyla başımı gösterdi.
‘’Yakışmış.İyi fikir.’’dedi .Bİr süre neden bahsettiğini anlamadım ama daha sonra örgülerimden bahsettiğini anlamıştım.
‘’Ahh.’’dedim.İstemsizce parmaklarım örgü iplerin üzerinde dolaştı.’’Teşekkürler.’’‘’Siyahın anlamı ne?’’diye sordum kaşlarımı çatarak.Neden bahsettiğimi biliyordu.Bİrtek ikimizde vardı bu siyah iplerden.
‘’Renk, ordu komutanlarının bir sembolü.Kahverengiler bizden sonra gelen yetkililer.’’
‘’Yani ben-‘’
‘’Küçük grupların komutanısın’’
‘’Ama neden?Beni tanımıyorsun bile’’
‘’Evet.Ama ..Hislerime her zaman güvenirim Leo.Senden onları eğitmeni istiyorum.Ayrıca bu ipleri verirken senin komutan olacağın düşüncesi aklımda yoktu,ben seni küçümsedim.Hemde fazlasıyla,bu bana bir ders oldu.Asla karşındakini küçümseme.’’
‘’Bir işe yaramak güzel.’’dedim alayla.Yine gözlerini devirdi.
‘’Bu ne işe yarayacak?Yani benim onları eğitmem.’’
‘’Bir risk alacağım.Bu savaş kaçınılmaz ,bizler için hazırlık yapıyorlar.Eğer reddedersek doğrudan Koktyos’a saldrıacaklardır bu da halkımızı tehlikeye atacak.Bİz halkımızı korururuz ,onlar gibi yem yapmayız.
Eğiteceğin çocuklar gerçekten senin gibi olurlarsa eğer,halkın önüne onlar çıkacak ve arkadan gelecek saldırıya biz müdahale edeceğiz.Yani bende savaşçı çocuklarımı yem yapacağım.Ama onlar senin sayende kendilerini koruyabilecekler.Bunu Kral Galates’le görüştüm ve onayını aldım.Eğer kısa zamanda iyi eğitilirlerse onlar fazla yara almadan devreye biz gireceğiz,böylece halka vereceğimiz zarar da en aza inecek.En azından düşüncem bu.Yani seni asmak isterdim ama bana lazımsın.’’dudaklarından küçük bir gülüş çıktı.
‘’Yeteneklerime duacı olmam lazım sanırım.’’dedim bende alayla.
Onun artık kuruntulu biri olduğunu düşünmüyrodum.Onun iyi yürekli bir savaşçı olduğunu düşünüyordum.Kendisine ait olmayan halkı korumak için bunca sıkıntıya giren bir komutan için düşünebileceğim başka bir şey olamazdı.O iyi bir liderdi.
‘’Ne diyorsun?Kabul ediyor musun?’’diye sordu tek kaşını kaldırıp.
‘’Asılmaktan iyidir.’’dedim bende yine alayla.Benim düşüncemi önemsemesi hoşuma gitmişti.Bİr anda ayağa fırladı ve bende onun gibi hemen ayaklarımın üzerine zıpladım.
‘’İyiye gidiyorsun.’’dedi bana göz kırparak.
‘’Ben bir odun değilim.Beni yontmak zor olacak.’’
Birden nasıl bu kadar rahat olduğumu anlayamamıştım ama sanırım bu rahatlığı bana kendisi vermişti.
‘’Deneyeceğiz.Aç mısın?’’Diye sordu kapıya doğru ilerlerken.
‘’Hİç sormayacaksınız sanmıştım.’’dedim arkasından ilerlerken.Sonra onu dikkatle süzdüm.Ben onu süzerken birden bana döndü ve elini omzuma koydu.Bedenim istemsizce kasıldı.Neden olduğunu anlayamadım ve elinden kaçınmak için kıpırdandım.Elini çekti bana tuhaf bir bakış atarak.
‘’Benden istediğin bir şey var mı?’’diye sordu.Ve yine yürümeye devam etti.
‘’Kesinlikle’’dedim bende hızla.
Ondan kendime ait bir oda isteyerek büyük bir cüretkarlık göstermiştim.Ama hiç tepki vermeden isteğimi kabul edip yanındaki odaya yerleşebileceğimi söyledi.Akşam yemeğini yemek bölümünde birlikte yedik ve ben odama gitmek için lokmaları mideme tıkıştırıp, hızla harekete geçmiştim.Tek isteğim sıcak bir banyo yapmaktı.Komutanın özel savaşçılarının bulunduğu bölüme gittiğimde herkes merakla beni bekliyordu.Onlara olan biteni bir solukta anlattım ve odamdan az sayıda eşyamı ve babamın kılıcını dolabımdan çıkarıp yeni odamın yolunu tuttum.Onları kıskançlıklarıyla geride bıraktım.Aslında beni tebrik etmişlerdi ama kabul etmeliyim hava yapmaktan kendimi alamamıştım.
Odamın kapısından içeri girdiğimde bu kadar hızlı olmalarına şaşırmıştım.Herşey çoktan hazırlanmıştı bile.Alec’in odasının bir ikizi gibiydi odam.Bir de boy aynası vardı.İkinci kapının arkasında ne olduğunu tahmin ediyordum.Banyo!Kapıyı kilitledim.
Üzerimdekileri hızla çıkardım ,göğüslerimi saran ve acıtan kuşaktan bir anlığına da olsa kurtulmaktan mutluluk duydum.
Sıcak su üzerimden kayıp giderken kendimden geçiyordum.Saçlarıma elimi attığımda eskisi gibi uzun olmadıkları için bir an öfkelensemde bu huzurlu anımı buna sıkılmak için harcamaktan vazgeçtim.Saatlerce banyoda kaldıktan sonra üzerime sadece iç çamaşırlarımı giyip kendimi yatağa attım.
Bu gece gerçekten mükemmel bir geceydi.Arada sırada gözlerimin önüne gelen komutan Alec dışında…