Akşam ilerledikçe evin içi daha da ısındı.
Mutfaktan gelen yemek kokuları bütün evi sarmıştı. Havin sofrayı hazırlarken Zeynep de ona yardım ediyordu.
Zeynep tabağı yerleştirirken hafifçe gülümsedi.
“Yenge… ben sana yardım edeyim.”
Havin başını kaldırıp ona baktı.
“Olur, birlikte yapalım.”
İlk baştaki o mesafe, o çekingenlik yavaş yavaş kayboluyordu.
Zeynep masaya kaşıkları dizerken fısıldadı:
“Abim seni çok seviyor… belli.”
Havin utandı.
Gözlerini kaçırdı.
“Ben de onu çok seviyorum.”
Zeynep içten bir gülümsemeyle baktı.
“İyi ki varsın yenge.”
Bu söz Havin’in kalbine dokundu.
İlk defa bu evde gerçekten kabul edildiğini hissetti.
Sofra
Herkes masaya oturdu.
Baran, Havin’in yanına geçti.
Fark ettirmeden onun sandalyesini çekti.
Havin otururken hafifçe gülümsedi.
Ayşe Hanım bunu fark etti.
Bu sefer yüzünde yumuşak bir ifade vardı.
“Baran… eskiden böyle değildin.”
Baran kaşlarını kaldırdı.
“Nasıl yani anne?”
Ayşe Hanım hafifçe gülümsedi.
“Bu kadar ilgili değildin.”
Baran hiç düşünmeden cevap verdi.
“Sevdiğim kadın yanımda çünkü.”
Havin’in kalbi hızlandı.
Zeynep “ooo” diye takıldı.
“Abim romantik olmuş.”
Herkes hafifçe güldü.
Havin başını eğdi ama yüzündeki mutluluk saklanmıyordu.
Yemekten Sonra
Yemek bittikten sonra Zeynep ve Havin mutfağı toparladılar.
Zeynep bir an durdu.
Havin’e baktı.
“Yenge… sana bir şey sorabilir miyim?”
Havin gülümsedi.
“Tabii.”
Zeynep biraz çekinerek konuştu.
“Hiç korkmuyor musun?”
Havin şaşırdı.
“Neden?”
“Ayşe Hanım… bazen zor olabilir.”
Havin kısa bir süre sustu.
Sonra yumuşak bir sesle cevap verdi:
“İlk başta korkuyordum.”
Zeynep dikkatle dinledi.
“Ama sonra şunu anladım…”
“Elimden geleni yaparsam… gerisi Allah’a kalmış.”
Zeynep başını salladı.
“Sen çok güçlüsün.”
Havin hafifçe gülümsedi.
“Hayır… sadece sabırlıyım.”
Salon
Baran salonda oturuyordu.
Havin içeri girdiğinde hemen ayağa kalktı.
“Yoruldun mu?”
Havin başını salladı.
“Yok.”
Baran onun yanına geldi.
Elini tuttu.
“Gel biraz otur.”
Havin oturdu.
Baran yine elini onun karnına koydu.
Zeynep bunu görünce gülümsedi.
“Abim iyice baba moduna geçti.”
Baran gururla konuştu.
“Tabii.”
Ayşe Hanım da onları izliyordu.
Bu sefer yüzünde bir huzur vardı.
Sessizce dedi ki:
“Allah tamamına erdirsin.”
Havin bu duayı duydu.
Gözleri doldu.
“Âmin.”
Gece
Saat ilerlemişti.
Zeynep odasına geçmişti.
Ayşe Hanım da dinlenmek için uzanmıştı.
Ev sessizleşmişti.
Baran ve Havin odalarına girdiler.
Havin yatağa oturdu.
Baran yanına geldi.
Saçlarını okşadı.
“Bugün güzel bir gündü.”
Havin başını kaldırdı.
“Evet.”
Sonra yavaşça ekledi:
“Artık kendimi yalnız hissetmiyorum.”
Baran onu kendine çekti.
Sarıldı.
“Hiç olmayacaksın.”
Havin gözlerini kapattı.
Baran’ın kalp atışlarını dinledi.
Bir süre öyle kaldılar.
Sessiz…
Huzurlu…
Baran hafifçe Havin’in alnına bir öpücük bıraktı.
“İyi ki varsın.”
Havin fısıldadı:
“Sen de…”
Işık kapandı.
Ve o gece…
Aynı çatı altında, aynı kalpte…
Gerçek bir aile oldular.
Sabahın ilk ışıkları perde aralığından odaya süzülüyordu.
Baran yavaşça gözlerini açtı.
Elini uzattı…
Ama yanında Havin yoktu.
Kaşları hafifçe çatıldı.
“Havin…?”
Sessizlik vardı.
Yataktan kalktı.
Üzerine bir şey alıp odadan çıktı.
Evin içi sakindi.
Sonra salondan gelen hafif bir ses duydu.
Adımlarını yavaşlattı.
Kapının eşiğinde durdu.
Ve gördüğü manzara karşısında bir an olduğu yerde kaldı.
Havin…
Seccadenin üzerinde namaz kılıyordu.
Başında örtüsü, yüzünde tarifsiz bir huzur…
Ama karnı artık iyice belirginleşmişti.
Rükûya giderken biraz zorlanıyor, secdeye eğilirken yavaş hareket ediyordu.
Baran’ın içi sızladı.
Ama bir yandan da hayranlıkla izledi.
Hiç ses çıkarmadı.
Sadece kapı kenarında durup onu izledi.
Havin namazını bitirdi.
Ellerini açtı.
Dua etmeye başladı.
“Allah’ım… eşimi koru…”
“Sana emanet…”
“Bize sağlıklı bir evlat nasip et…”
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Sonra ellerini yüzüne sürdü.
Yavaşça doğrulmak istedi.
Ama bu sefer zorlandı.
Elini yere koydu.
Kalkmaya çalıştı…
Olmadı.
Tam o sırada Baran hemen yanına geldi.
“Dur…”
Havin başını kaldırdı.
Bir an şaşırdı.
“Baran… sen uyanmışsın.”
Baran dizlerinin üzerine çöktü.
Nazikçe elini uzattı.
“Gel…”
Havin onun elini tuttu.
Baran dikkatlice onu kaldırdı.
Havin ayağa kalkınca hafifçe nefes verdi.
“Biraz zorlanıyorum artık…”
Baran’ın yüzü ciddileşti.
“Tek başına yapma bunları.”
Havin yumuşakça gülümsedi.
“Namazımı bırakmam…”
Baran derin bir nefes aldı.
Sonra sesini yumuşattı.
“Bırak demiyorum…”
“Yanında olayım diyorum.”
Havin’in gözleri doldu.
“Her zaman yanımdasın zaten.”
Baran elini onun karnına koydu.
“İkiniz de bana emanetsiniz.”
Havin gülümsedi.
“Biz sana emanetiz…”
Küçük Bir An
Baran Havin’i kolundan tutarak kanepeye oturttu.
“Biraz dinlen.”
Havin oturdu.
Baran hemen mutfağa gidip su getirdi.
Bardağı uzattı.
“İç.”
Havin gülümseyerek aldı.
“Emir veriyorsun gibi.”
Baran hafifçe gülümsedi.
“Evet.”
Havin başını eğdi.
“Peki komutanım.”
İkisi de güldü.
Baran onun yanına oturdu.
Saçlarını okşadı.
“Yoruluyor musun çok?”
Havin bir an düşündü.
“Bazen…”
Sonra elini karnına koydu.
“Ama değiyor.”
Baran dikkatle dinledi.
Havin devam etti:
“Onu hissetmek… her şeye değer.”
Baran’ın gözleri yumuşadı.
“Ben de hissediyorum.”
Havin şaşırdı.
“Nasıl?”
Baran hafifçe gülümsedi.
“Seni izlerken…”
“Gözlerindeki mutluluktan.”
Havin’in gözleri doldu.
Baran elini tuttu.
“Seni böyle görmek… bana güç veriyor.”
Havin fısıldadı:
“Sen de bana.”
Sessiz Bir Huzur
Bir süre konuşmadan oturdular.
Sabah ışığı odayı dolduruyordu.
Dışarıda hayat yeni başlıyordu…
Ama onların içinde çoktan başlamıştı.
Baran yavaşça Havin’in omzuna sarıldı.
Havin başını onun omzuna yasladı.
İkisi de gözlerini kapattı.
Hiçbir şey söylemeden…
Sadece o anın tadını çıkararak.
Ve o sabah…
Sevgi, huzur ve sabır…
Aynı kalpte buluştu.
Sabah güneşi evin içine yavaş yavaş yayılırken, Havin çoktan uyanmıştı.
Sessizce yataktan kalktı.
Baran’ı uyandırmamak için dikkatli adımlar attı.
Mutfakta ışığı açtı.
Derin bir nefes aldı.
Elini karnına koydu.
“Günaydın oğlum…”
Sonra gülümseyerek kahvaltıyı hazırlamaya başladı.
Peynirleri çıkardı, zeytinleri koydu, sıcak ekmek hazırladı.
Bir yandan da çay demliyordu.
Ara sıra belini tutuyor, karnı ağırlaştıkça hareketleri yavaşlıyordu.
Ama yüzünde yine o huzur vardı.
Kahvaltı
Baran uyanıp mutfağa geldiğinde masanın hazır olduğunu gördü.
Kapının eşiğinde durdu.
Havin’i izledi.
“Yine erkencisin…”
Havin gülümseyerek döndü.
“Alışkanlık.”
Baran yanına geldi.
“Tek başına yapma demedim mi?”
Havin hafifçe omuz silkti.
“Bir şey olmadı.”
Baran başını salladı ama bir şey demedi.
Sandalyeyi çekip oturdu.
Havin de karşısına geçti.
Birlikte kahvaltı yapmaya başladılar.
Baran gözünü ondan ayıramıyordu.
“Bugün kontrol vardı değil mi?”
Havin başını salladı.
“Evet.”
Baran kararlı bir sesle konuştu:
“Ben de geliyorum.”
Havin gülümsedi.
“Zaten sen olmadan gitmem.”
Hazırlık
Kahvaltıdan sonra Havin odasına geçti.
Dolabı açtı.
Uzun, rahat bir elbise seçti.
Yavaşça giyindi.
Sonra aynanın karşısına geçti.
Eşarbını dikkatlice bağladı.
Karnına baktı.
Bir an durdu.
Elini koydu.
“Az kaldı…”
Gözleri doldu ama gülümsedi.
Kapı çaldı.
Baran içeri girdi.
Bir an durup onu izledi.
“Çok güzelsin…”
Havin utandı.
“Her zamanki gibi işte.”
Baran başını salladı.
“Hayır… her zamankinden daha güzel.”
Hastane
Birlikte hastaneye gittiler.
Doktor kontrolünden sonra gülümseyerek konuştu:
“Artık son aylardasınız.”
“Daha dikkatli olmanız gerekiyor.”
Baran hemen atıldı:
“Neye dikkat edeceğiz?”
Doktor sakince anlattı:
“Yorulmayacak, stres yapmayacak.”
“Düzenli dinlenecek.”
Havin başını salladı.
“Tamam.”
Baran ciddi bir şekilde:
“Ben ilgilenirim.”
Doktor gülümsedi.
“Belli zaten.”
Akşam
Eve döndüklerinde Havin biraz yorulmuştu.
Baran hemen ona yardım etti.
Birlikte yemek hazırladılar.
Daha çok Baran yaptı, Havin sadece yanında durdu.
“Ben yaparım dedim ya.”
Havin gülerek:
“Alışmam lazım.”
Baran kaşlarını kaldırdı.
“Alışmana gerek yok.”
Birlikte yemek yediler.
Sessiz, huzurlu bir akşamdı.
Gece
Gece herkes uyumuştu.
Ev tamamen sessizdi.
Havin bir anda gözlerini açtı.
Elini karnına götürdü.
Bebek tekme atıyordu.
Hafifçe gülümsedi.
“Uyanık mısın sen…”
Yavaşça yataktan kalktı.
Baran’ı uyandırmamak için dikkat etti.
Mutfağa gitti.
Bir bardak su aldı.
Yavaş yavaş içti.
Aynı Anda…
Baran uykusunda huzursuzlanıyordu.
Kaşları çatılmıştı.
Bir anda nefesini hızlandırdı.
“Hayır…”
Bir kabus görüyordu.
Havin’i kaybediyordu…
Bir anda gözlerini açtı.
Nefes nefeseydi.
Hemen yanına baktı.
Ama…
Havin yoktu.
Kalbi hızla çarpmaya başladı.
“Havin…?”
Yataktan fırladı.
Evin içinde telaşla yürüdü.
Korku yüzüne yansımıştı.
Sonra mutfağın ışığını gördü.
Hemen oraya koştu.
Mutfak
Havin su içiyordu.
Baran kapıda durdu.
Onu görünce bir anda derin bir nefes aldı.
Hiç düşünmeden yanına gitti.
Sıkıca sarıldı.
Havin şaşırdı.
“Baran…?”
Baran gözlerini kapattı.
Onu daha da sıkı tuttu.
“Allah’ım… çok şükür…”
Havin endişelendi.
“Ne oldu?”
Baran geri çekildi.
Yüzüne baktı.
“Bir şey yok değil mi?”
Havin başını salladı.
“Yok…”
Baran derin bir nefes aldı.
“Ben… kabus gördüm.”
Havin yumuşakça sordu:
“Ne gördün?”
Baran gözlerini kaçırdı.
“Seni kaybediyordum…”
Havin’in kalbi sıkıştı.
Baran devam etti:
“Uyandım… yanımda yoktun…”
“Çok korktum.”
Havin gözleri dolarak ona baktı.
Yavaşça elini tuttu.
“Buradayım…”
Baran tekrar sarıldı.
Bu sefer daha sakin ama daha derin bir sarılıştı.
“Bir daha korkutma beni…”
Havin hafifçe gülümsedi.
“Ben bir yere gitmem.”
Baran onun alnına bir öpücük bıraktı.
“Gitme…”
Havin başını omzuna yasladı.
“Gitmem…”
Geceye Dönüş
Baran Havin’in elini tuttu.
“Gel, uyuyalım.”
Yavaşça odaya döndüler.
Baran bu sefer Havin’i kendine daha yakın çekti.
Sanki bırakırsa kaybedecekmiş gibi.
Havin başını onun göğsüne koydu.
Baran saçlarını okşadı.
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu ama…
Artık huzurluydu.
Çünkü Havin yanındaydı.
Ve o gece…
Korku yerini şükre bıraktı.
Gece yavaş yavaş sabaha dönerken, Baran hâlâ uyanıktı.
Havin başını onun göğsüne yaslamış, huzurla uyuyordu.
Baran bir süre onu izledi.
Saçlarını usulca okşadı.
İçinden sessizce dua etti:
“Allah’ım… onları bana bağışla.”
Elini Havin’in karnına koydu.
Orada atan küçük bir hayat vardı.
Ve o hayat, artık onun en büyük sorumluluğuydu.
Sabah
Güneş doğduğunda Havin yavaşça gözlerini açtı.
İlk gördüğü şey Baran’ın yüzü oldu.
Baran onu izliyordu.
Havin hafifçe utandı.
“Ne yapıyorsun?”
Baran gülümsedi.
“Seni izliyorum.”
Havin başını çevirdi.
“Utandırıyorsun…”
Baran saçlarının bir tutamını kulağının arkasına bıraktı.
“Çok güzelsin.”
Havin gözlerini kapattı.
“Sabah sabah başlama…”
Baran hafifçe güldü.
“Gerçekleri söylüyorum.”
Küçük Bir Telaş
Havin kalkmak istedi.
Ama bu sefer biraz zorlandı.
Baran hemen destek oldu.
“Yavaş…”
Havin gülümsedi.
“Alışıyorum artık.”
Baran ciddileşti.
“Zorlanıyorsun.”
Havin başını salladı.
“Biraz… ama geçecek.”
Baran gözlerinin içine baktı.
“Geçene kadar yanındayım.”
Gün İçinde
Havin mutfağa gitmek istedi ama Baran izin vermedi.
“Bugün hiçbir şey yapmıyorsun.”
Havin itiraz etti:
“Yapmam lazım…”
Baran kararlıydı.
“Hayır.”
Havin kollarını bağladı.
“İnatçısın.”
Baran gülümsedi.
“Sen de.”
Sonra mutfağa geçti.
Kahvaltıyı bu sefer Baran hazırladı.
Havin uzaktan onu izledi.
Gözlerinde hem sevgi hem hayranlık vardı.
“Baba olmaya alışıyorsun…”
Baran dönmeden cevap verdi:
“Zaten hazırdım.”
Öğleden Sonra
Birlikte salonda oturuyorlardı.
Havin örgü örüyordu.
Küçük bir bebek yeleği…
Mavi.
Baran dikkatle baktı.
“Bunu sen mi yapıyorsun?”
Havin başını salladı.
“Evet.”
Baran yumuşak bir sesle:
“Eline sağlık…”
Havin gülümsedi.
“Onun için…”
Baran elini uzattı.
Yeleği tuttu.
“Bizim oğlumuz…”
Havin başını eğdi.
“Evet…”
Akşamüstü
Havin bir anda durdu.
Elini karnına koydu.
Baran hemen fark etti.
“Ne oldu?”
Havin gülümsedi.
“Tekme attı.”
Baran heyecanla yaklaştı.
“Gerçekten mi?”
Havin onun elini karnına koydu.
“Bekle…”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra küçük bir hareket…
Baran’ın gözleri büyüdü.
“Hissettim…”
Havin gülümsedi.
“Evet.”
Baran’ın sesi titredi.
“Bu… inanılmaz bir şey.”
Havin gözleri dolarak ona baktı.
“Daha başlangıç…”
Gece
Gece olduğunda Baran daha dikkatliydi.
Havin’i yalnız bırakmıyordu.
Yatağa birlikte uzandılar.
Baran bu sefer onu sıkıca sardı.
Havin hafifçe güldü.
“Boğacaksın beni…”
Baran fısıldadı:
“Bırakırsam kaybedecekmişim gibi hissediyorum.”
Havin ciddi bir sesle konuştu:
“Kaybetmeyeceksin.”
Baran gözlerini kapattı.
“Dün gece çok korktum.”
Havin elini onun kalbine koydu.
“Ben buradayım.”
Baran yavaşça başını salladı.
“Evet…”
Son
O gece…
Artık sadece bir karı-koca değillerdi.
Bir aileydiler.
Birbirlerine tutunan…
Birbirleriyle güçlenen…
Ve en önemlisi…
Aynı kalpte büyüyen üç canlardılar.
Sabah erken saatlerdi.
Baran alarm çalmadan gözlerini açtı.
Bir an hiç kıpırdamadan yattı.
Havin yanındaydı…
Başını onun omzuna koymuş, huzurla uyuyordu.
Baran hafifçe gülümsedi.
Elini yavaşça Havin’in saçlarına götürdü.
Onu uyandırmamak için dikkatlice saçlarını okşadı.
Sonra elini karnına koydu.
“Size söz…”
diye fısıldadı.
“Her zaman yanınızda olacağım.”
Yavaşça yataktan kalktı.
Üzerini giydi.
Tam çıkacakken durdu.
Geri dönüp Havin’e baktı.
Yanına eğildi.
Alnına küçük bir öpücük bıraktı.
“Dinlen…”
Sabah
Havin biraz sonra uyandı.
Baran yoktu.
Ama mutfaktan gelen bir not dikkatini çekti.
Masanın üstünde küçük bir kağıt vardı.
Havin aldı.
Baran’ın yazısıydı:
“Günaydın güzelim.
Kahvaltın hazır.
Yorulma, dinlen.
Seni seviyorum.”
Havin’in yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
“Ben de seni…”
Karargâh
Baran askeri birliğe girdiğinde herkes onu selamladı.
“Komutanım.”
Baran başıyla karşılık verdi.
Ciddiydi ama içinde farklı bir huzur vardı.
Odasında masasına oturdu.
Dosyaları açtı.
Görev raporlarını incelemeye başladı.
Ama aklı sık sık kayıyordu…
Havin’e.
Elini karnına koyuşuna.
Gülüşüne.
Bir an durdu.
Derin bir nefes aldı.
“Odaklan Baran…”
Kapı çaldı.
“Girin.”
İçeri Yavuz girdi.
“Komutanım, sınır hattından yeni raporlar geldi.”
Baran dosyayı aldı.
“Bırak.”
Yavuz hafifçe gülümsedi.
“Abi… nasılsın?”
Baran kısa bir an durdu.
Sonra yumuşadı.
“İyiyim.”
Yavuz göz kırptı.
“Belli.”
Baran kaşını kaldırdı.
“Neden?”
Yavuz gülerek:
“Yüzünde değişik bir ifade var.”
Baran başını salladı.
“Saçmalama.”
Yavuz ciddileşti.
“Havin nasıl?”
Baran’ın yüzü yumuşadı.
“İyi… ama dikkat etmemiz gerekiyor.”
Yavuz başını salladı.
“Olur öyle.”
Sonra hafifçe ekledi:
“Sen iyi bir baba olacaksın.”
Baran bir an sustu.
Sonra derin bir sesle:
“Olmak zorundayım.”
Görev
Baran toplantıya girdi.
Harita açıldı.
Planlar konuşuldu.
Riskler değerlendirildi.
Baran net ve kararlıydı.
“Bu operasyon hatasız olmalı.”
Herkes dikkatle dinledi.
Ama Baran’ın içinde iki dünya vardı artık.
Biri görev…
Biri ailesi.
Ve o ikisini de korumak zorundaydı.
Öğle
Baran kısa bir mola verdi.
Telefonunu aldı.
Havin’i aradı.
Telefon çaldı…
Havin açtı.
“Baran?”
Baran’ın sesi yumuşadı.
“Ne yapıyorsun?”
Havin gülümsedi.
“Dinleniyorum… sen?”
“İşteyim.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Baran sordu:
“İyi misin?”
Havin sakince:
“İyiyim.”
Sonra ekledi:
“Seni özledim.”
Baran gözlerini kapattı.
“Ben de…”
Akşam
Baran işten çıktığında hava kararmıştı.
Ama adımları hızlıydı.
Eve doğru yürürken yüzünde tek bir düşünce vardı:
Havin.
Kapıyı açtı.
İçeri girdi.
“Havin…”
Havin salondan çıktı.
Onu görünce gülümsedi.
Baran hiç durmadan yanına geldi.
Sarıldı.
Derin bir nefes aldı.
“Eve gelmek…”
Havin başını omzuna yasladı.
“…en güzel şey.”
Baran gözlerini kapattı.
“Evet.”
Son
O gün Baran anladı…
Hayat artık sadece görevlerden ibaret değildi.
Onu bekleyen bir kadın vardı.
Ve dünyaya gelmek üzere olan bir çocuk…
Ve Baran…
İkisi için de güçlü kalacaktı.