4) Yağmurlar

734 Kelimeler
"Sizi evinize kadar bırakayım Yağmur Hanım." O konuşana kadar nefesimi tuttuğumu bile fark etmemiştim. Cevap vermek için dudaklarım aralandığı sırada ona döndüm ve bana baktığını fark ettim. Ama bu bakışlar kaçamak değildi. Alelenendi. Rahatsız ettiğimi sanki yüzüme vurmak ister gibi soğuk ve sinirliydi. "Siz zahmet etmeyin lütfen." dedim. "Ben kendim dönerim." "Geç oldu." dedi. Beklediği arabası geldiğinde ve vale inerek ona saygıyla araba anahtarını verdiğinde beni def etmek istediği halde neden inat ettiğini anlamadım. Salak değildim. Kim gece boyu ona gözlerini dikip bakan bir kadından memnun olurdu ki? Yanlış anlamaya açıktı, rahatsız ediciydi. Onu rahatsız etmiştim. Kendime engel olamamıştım ve pişman değildim. Yine de ona bunu söylemek istemiyordum işte... "Çınar Bey..." "Binin!" diyerek kapımı açtı. Ama ses tonu hareketleri centilmence olsa bile emir verir tondaydı. Reddetmem kim için hayırlı olacaktı? Sessizce bindim ve kapıyı çarpışından gergin olduğunu anladım. Sanırım özür dilemem gerekiyordu. Bindikten sonra sakince "Kemer." dedi. Uyarısını ikiletmeden kemerimi bağladım ve içeriye dolan bu gerginlikten korunmak ister gibi elim boynuma gitti. Yola çıkmadan önce gözleri boynuma takılı kaldı bir saniye için. Ben sessizce yolu tarif ederken onun tek yaptığı tarif ettiğim şekilde ilerlemek oldu. Sakince ilerlerken cama çarpan ufak yağmur tanelerini fark ettim. Gözlerim sakince dışarı kaydı. Hızını azalttı. "Yağmur başladı..." diye mırıldandım fakat beni duyduğunu sorusu ile fark ettim. "Sevmez misiniz?" "Sevmem." dedim net bir sesle. Araba yavaşladı ve durdu. Gözlerinin üzerimde olduğunu hissedince bende başımı ona çevirdim. "Ne ironi ama... İsminiz Yağmur." Başımı belli belirsiz salladım. Ben Toprak'tan önce de sevmezdim ki yağmuru. Soğuk ve ıslak... Sadece hastalık getirir hayatı zorlaştırırdı. Bana yağmuru da beni de sevdiren o olmuştu. O gidince sevgisi de kalmamıştı işte... "Bu gece..." dedi. Sesi o alaydan sıyrılmıştı. Şimdi tıpkı az önceki gibi gergin ve soğuktu. Bakışları da öyle. "Daha önceden yattık mı?" Dondum. Sorusu öylesine doğrudan ve beklenmedikti ki nefesimi kesti. Ona bakakaldım. "Tüm gece beni izlemenizden başka ne çıkarabilirim? Dikkatimi çekmek için kardeşime mi yanaştınız?" Bu dengesizlik duygularıma da öyle bir çarptı ki kendimi tutamayıp gülmeye başladım. Gözlerim yaşarana ve nefessiz kalana kadar güldüm. Yanaklarım yaşlardan ıslanıp yüzüm kızarıncaya kadar... Sinirim öyle bozuldu ki... Bu adam Toprak'a bu kadarken bu kadar farklı olması o kadar sinir bozucuydu ki... Elim kapı koluna gitti. Kapıyı açıp kemerimi çıkardığımda beni şaşkınlıkla izleyen adamı geride bırakıp indim arabadan. Yüzüme önce soğuk bir rüzgar çarptı, ardından yağmur taneleri. Şiddetli değildi, usul usul yağıyordu. Derin bir nefes aldım. Sesli kahkahalarım sessiz hıçkırıklara dönüşmeye başlayana ve ben gülmekten değil de gerçekten acıdan ağlamaya başlayana kadar inmedi arabadan. Delinin biri olduğumu düşünüyordu belli ki. Pişmandı. Gecenin bir yarısı beni bırakmayı teklif ettiği için pişmandı. Çığlık atmak istedim. Ayağımı bir çocuk gibi yere vura vura çığlık atmak ve ağlamak istedim. Kocama bu kadar benzeyen bir adamı karşıma çıkaran kadere ağlamak istedim, ona bu kadar benzeyen birini daha yarattığı için Tanrıya ağlamak istedim. Arkamdan kapı sesi geldiğinde boğazımı temizledim. Yağmur hala yağıyordu. Tam karşımda durdu. "Islanacaksınız." diyerek tuttuğu şemsiyeyi bana uzattı. Açmamıştı. Sadece uzatıyordu. Çenemi sıkarak başımı salladım. "Islanmayı sevmeyi özledim." dedim. Anlamadı belki ama devam ettim. "Şemsiyelerimizin bozulmasını özledim. Yağmuru sevmeyi özledim." "Yağmur Hanım..."dediğinde kafamı kaldırdım ve ona baktım. "Konu siz değilsiniz Çınar Bey." dedim. "Daha önce hiç yatmadık, karşılaşmadık bile sizinle." Şemsiyeyi bana uzatmayı bıraktı. Şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Size aşık falan da değilim merak etmeyin. Takıntılı bir takipçiniz olmayacağım. Sadece..." duraksadım ve usulca tüm yüzünü izledim. "Bana birini hatırlattınız. Kaybettiğim birini." Gözlerinde bariz bir şaşkınlık oluştu. Yutkunduğunu gördüm. "Sizi tüm gece rahatsız ettim biliyorum. Bunun için özür dilerim. Kendimi tutmam gerekirdi. Hatalıyım. Bir daha böyle bir şey yaşanmayacak emin olun." Kendimi açıklandıktan sonra eğildim ve arabanın içinden çantamı alarak kapısını kapattım. Çantamı koluma takarak ona "İzninizle, bıraktığınız için teşekkür ederim." dedim ve yanından geçip adımlamaya devam ettim. Midem öyle bulanıyordu ki onu bıraktıktan sonra kendimi tutmam gerekti. Ancak köşeyi döndüğümde öyle güçlü bir bulantı hissettim ki tutamadım kendimi. Bir ağacın altına eğilip içimde sindiremediğim her şeyi çıkardım. Islak saçlarımı itip kendime gelene kadar kaldırıma oturdum. Hava buz gibiydi, yorgunluktan ölecektim neredeyse. Hep ölecek gibi hissediyordum ama ölemiyordum. Bu kabusun bitmesi için ne yapmam gerekiyordu? Evimi onunla geçirdiğim anılarla dolu bir şehri geride bırakıp buraya gelmiştim. Milyonlarca insanın yaşadığı bu şehirde onu unuturum sanmıştım ama şimdi tam da ona benzeyen birini görüyordum. Bu lanetti... Ben lanetliydim... Sevmeyi de sevilmeyi de bundan hak etmiyordum. Elimden mutlu olduğum her anının alınması mı gerekiyordu? O halde benim cezam neydi? Gözlerimi yumdum ve derin bir nefes aldım. Bazen yaşamak ölmekten daha zor olabiliyordu. Şimdi de ben yaşamak istemiyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE