NE KADAR KABASIN

1900 Kelimeler
Zilan, kendini rüzgâra teslim eden atın üstünde gözlerini kapamıştı. Ve onun kendisini götüreceği yer neresi olursa olsun kabulü olarak gördü. At ise onu sanki gitmesi gereken yeri komut almışçasına dakikalar içinde denizin kıyısına getirmiş dalgalara meydan okurcasına koşmaya başlamıştı. Zilan, bunu daha önce deneyimlemediğini biliyordu. Atın üstünde rüzgâra karşı koşmuştu. Dağlara koşmuştu. Fakat bir denizin kıyısında kumların üzerinde dalgalara karşı hiç koşmamıştı. Bu kadar mükemmel olduğunu ise hiç ama hiç tahmin edemiyordu. Kapalı olan gözlerin ile kollarını iki yana açtı ve bunun ne kadar mükemmel bir his olduğunu tüm benliğine işledi. Genç kadının kalbi içinde farklı atıyordu. Daha önce bu şekilde attığını hiç fark etmemişti. Ruhu ise büyük bir yangının yaklaştığını kendini koruması gerektiğini fısıldıyordu. Sonra kulaklarına ulaşan ikinci bir nal sesi ile gözlerini yavaşça açtı ve dudağına yerleşen sırıtmaya engel olamadı. Hemen arkasından atı ile yıldırım gibi gelen kişinin kim olduğunu görmek için arkasına bakması gerekmiyordu. Gelen demir kule Dora’ydı ve Zilan, içindeki o daha önce hiç tanışmamış olduğu kadının tüm kontrolünü eline almasına sebep bile sormadan izin verdi. Biraz öne eğilerek atın ipini kavradı ve kulağına “Hadi kızım ona bizi yakalayamayacağını gösterelim” diyerek ipi elinde “Hadi!!” diyerek savurduğunda görkemli at, resmen uçarcasına dalgaların arasında ilerlemeye başladı. Bir anda beliren hırçın, karşı konulmaz ve durdurulmaz büyüye kendini kaptırdı. Öyle hızlı ilerlediler ki son model bir arabanın son gaz ilerlese bile yanlarına yaklaşamayacağına emin oldu. Dora, hemen önünde koşan ve hızına yetişemediği atın, cidden hımbıl ve asla koşamayacak olan atlardan biri olduğunu neredeyse inanamıyordu. Bu atı, eski hipodromdan almıştı. Yaşlıydı ve kesinlikle artık oradaki atlar ile koşabilmesi onlarla yarışabilmesi imkansızdı. Fakat, şu anda bu atı hipodromdakiler görse almak için sıraya bile girebilirdi. Kesinlikle teklemiyor, anında durmuyor ve sert dalgalara meydan okuyordu. Üstelik, Dora, çok genç, adı gibi şimşekten hızlı, tüm at yarışçılarının peşinde koştuğu Şimşek’in üstündeydi. Bunun yanı sıra neden kalbi içinde deli gibi atıyordu? Neden ona yetişmek için elinden geleni yapıyordu? Bu heyecan kalbinden, ruhundan gideli yıllar olmuştu ve o yıllar sonra ilk defa Sahilde dalgalar içinde atın üstünde olan bir kadının eşinden ona yetişmek için atı ile koşuyordu. Bunu tek yaptığın kadın ise onu yıllar önce acılar içinde bir başına bırakmıştı. Dora, 5 yıl önce güzel eşini ve kızını bir trafik kazasında kaybetmişti. O gün tüm ruhunu benliğini ve kalbini saran karanlığa ise hiç ama hiç direnmemişti. O karanlığın onu sarmasına izin vermiş ve oldukça güzel kabullenmişti. Fakat, sanki şu anda o karanlığın dağılmaya başladığını ve güneşin dünyasına artık benim sıram diye fısıldadığını hissediyordu. Sert bir şekilde atının ipini vurdu ve “Ona yetişemezsen seni hipodroma geri gönderirim!” diye bağırdı ve kahverengi at bir anda hızlandı. Hatta o kadar hızlandı ki genç kadına yaklaşmaya başladı. Fakat ne yanına yetişebildi ne de onu geçebildi. Bu çok ama çok garipti. Dakikalarca Zilan önde Dora arkada sahil boyunca koştular ve artık sahilin sonuna gelmeye başladıklarında ise her ikisi de atlarını yavaşlatamaya başladılar. Atlar karşı karşıya kalana kadar yaklaştılar ve bulundukları yerde ters yöne doğru daire çizmeye başladılar. O sırada bakışları bir an olsun ayrılmıyordu. Zilan, bakışlarından sandığın kadar küçük değilim diyerek ona meydan okurken, Dora sırıtarak, boyundan büyük meydan okuma hırçın kız diye söylüyordu. Tek kelime etmelerine gerek yoktu. Çünkü kelimeler yerine gözleri konuşuyordu ve Dora, bu sözsüz meydan okumayı, “Etkileyici” diyerek bozduğunda Zilan sırıtarak “Bu kadar basit bir durumdan etkilenmen şaşırtıcı” diyerek karşılık verdi. Dora ise sırıtmaya devam etti ve Zilan o sırada bu şehirde bir kalp doktoru vardı diye düşündü. Onun acilen buraya gelmesi gerekiyor diye düşünmeden edemedi zira kalp krizi geçiriyor olabilirdi. Bildiği kadarıyla bu yaşta öldürücü olabiliyordu. Dora, ayağını diğer ayağını yanına atarak kendini kumsala iki ayağının üzerinde bıraktığında Zilan bunda hiç zorlanmadığını gördü. Sonra oda atın üstünden yardım almadan indi ve atların ortasında karşı karşıya kaldıklarında Dora, “Atın yanına yaklaşamayan kadınlar gördüğüme eminim” diyerek ona karışlık verdiğinde Zilan, “Ben onların içine doğdum. Bu, benim için geçerli değil” diyerek karşılık verdiğinde Zilan’ın hemen arkasındaki at bir anda gürültüyü bir şekilde gaz çıkardığında Zilan gözlerini kocaman açarak ata baktı ve “Çok ayıp hanım efendi!” diye bağırdı ve sesi o kadar tatlı ve şaşkınlığı o kadar etkileyiciydi ki Dora, bakışlarını ondan ayıramıyordu. At birkaç adım geri giderken Zilan gülümseyerek “Neyse rahatladın ama bir daha ki sefere lütfen daha uzakta” diyerek onu uyardığında Dora “Sende atlara fısıldayan kadınlardansın” diyerek konuştu ve Zilan anlamayarak kaşlarını çattı. Fakat Dora, ona bunu açıklamadı. Birkaç saniye dolgun dudaklarına, bembeyaz tenine, kahverengi gözlerine ve gür, kıvır kıvır saçlarına odaklandı ve bunu neden yaptığını anlayamadan hızla kendini toparlayarak elini genç kadına uzatarak “Dora Asilkan ben” diyerek kendini tanıttı. Zilan ise kendine uzanan eli birkaç saniye bakışları ile taradı. Oldukça güçlü ve kendinden emin bir tarzı vardı. Zilan, bir tek Kartal ve Aslan’da gördüğü o öz güveni başka bir adamda görüyordu. Üstelik her ne kadar güçlü görünce bile adamın gözlerindeki acıyı en saf hali ile hissedebiliyordu. Çünkü, bu kadar mükemmel gözlere sahip insan, bu kadar ürkütücü, karanlık bakamazdı. Zaten bu kadar koyu bir karanlık, en az o kadar büyük bir acı ile ortaya çıkardı. Zilan insanlarla iyi anlaştığını söyleyemezdi. Fakat, insanların bakışlarından da en az atların bakışları kadar hislerini anlayabilirdi. Tıpkı bu adamın gözlerindeki acıyı, bitmişliği, tükenmişliği hissettiği gibi… Derin bir nefes verdikten sonra önünden bir devi andıran Dora’nın ona uzattığı elini sıktı ve “Zilan Dağkıran” diyerek kendini tanıttı. Dora, daha önce hiç duymadığı bir isim ile karşılaştığı o an kaşlarını çatarak ve elini genç kadının elinden çekmeden “Zilan?” diyerek sordu. Zilan bu sorunun isminin garipliğini merak ettiği için olduğunu anlayabiliyordu. Genelde ismini söylediği kişiler hemen anlamını sorardı. Genç adamın elini oda bırakmadı ve gülümseyerek, “Yeniden doğuş anlamına geliyor. Annem, benimle yeniden hayata doğduğunu düşündüğü için bu ismi koymak istemiş.” Diyerek açıkladı ve Dora, o an her gözlerindeki karanlığı biraz olsun dağıtarak derin bir nefes verdi. Sonra saniyelerdir genç kadının elini tuttuğunu fark edip elini yavaşça çekti ve sakin ama bir o kadar ne istediğini belli eden bir ses tonu eşliğinde “Bir veterinere ihtiyacım var. Özellikle atlar ile konuşabilen” diyerek söyledi. Tek bir mimiği oynamadan, bakışlarındaki karanlık dağılmadan, tek yumuşama belirtisi olmadan. Sesinin tonu bile gram yumuşamamıştı. Cevap vermeden önce birkaç saniye sessiz kalan Zilan’a Dora, daha net çıkan bir ses ile “4 tane gebe atım var. Burası at çiftliği olmanın yanı sıra binicilik ve özel çocuklar için hayvanlar ile kaynaştırma kurumu. Haftanın 3 günü özel gereksinimli çocuklar atlar ile bağ kurmaya gelir. Atların birçoğu yarış atı ve özel biniciler onlar ile stres atar. Kartal’ın ve Havin’in atı burada onlara da biz bakıyoruz. Birkaç o tip artımız var. At aşkı olan müşteriler burada atlarını tutuyor ve genelde hafta sonu onları ziyarete geliyor. Eğitim atları oldukça yaşlı” dediği anda Zilan’ın hemen arkasındaki at bir anda bu söylediğinde rahatsız olmuş gibi huysuzlandı ve Zilan sırıtarak atın gözlerine baktı ve “Tamam, pek kibar olmadı. Bunun için sonra hesap sorarsın” diyerek başını okşadı ve at sakinleştiğinde Dora, bakışlarındaki şaşkınlığı gizleyemedi. Çok tuhaf hissettiğini saklayamıyordu. Nedenini bilmiyordu fakat çok ama çok tuhaf hissediyordu. Onun için derin bir nefes alarak tam konuşacaktı ki Zilan, “Atlar, bizi duyar, hisseder ve anlar. Onu için söylediklerine karşılık verebileceğini hesaba katarak konuşmalısın. Hanım efendi alındı. Hiçbir kadına yaşlı denmez” diyerek onu uyardığında Dora’nın yüzündeki mimik yine sabit kaldı ve onu sanki duymamışçasına “Buradaki atların iyi bir veterinere ihtiyacı var” diyerek açıkladığında Zilan, bir an duraksadı. Evet, kafasından burada işe başlamak geçmiyordu. Yani Çanakkale’de bir işe başlamayı düşünmüyordu. Fakat, bu Çanakkale’de bu kadar mükemmel bir çiftlik olduğunu görmeden önceydi. Mardin’e gitmek, orada yine o kadar onu küçümseyen insanlar ile çalışmak istemiyordu. Sonra bu içindeki duygunun ne olduğunu bile anlayamıyordu. Onun için yine neden ve niye konularını sorgulamadan birkaç saniye ona baktı ve kalbinden gelen üç kelimeyi net bir şekilde dile getirerek “Ne zaman başlayayım?” diye sordu. Fakat, çok iyi bildiği bir konu vardı. Kartal, onu kesinlikle ama kesinlikle öldürecekti. Dora ise sırıttı. Zilan, o an kalbinin içinde bir anda gümbürdediğini hissetti. Lanet olsun bu adamın sırıtması böyle etki yaratıyorsa, küçük bir kahkahası ile kesinlikle bir patlama olurdu. Gülümsemenin bu kadar yakıştığı bir adamın neden o gülümsemeyi inatla saklıyor olduğu deli gibi merak etse bile sormaya cesaret edemedi ve Dora, “Hemen” diyerek karşılık verdi. Evet, bir veteriner bulamıyordu. Gerçi Dora, çiftliğinde çalışan birkaç kişi haricinde kolay kolay eleman bulamıyordu. Çünkü çok ama çok fazla kuralı, sınırı, yasakları vardı. Dışarıdan bakan biri ki bu genelde Kartal oluyordu. Ona şöyle derdi. “Burası, çiftlikten çok kışla gibi. Korkulan bir komutan gibi dolanıyorsun ortalıkta.” Ve Dora, oldukça sert, kuralcı yasakları nedeniyle çoğu elemanın kaçtığı bir patron olmuştu. Fakat, bu durum umurunda değildi. Atları onun tüm dünyasıydı ve bu hayatta elinde sadece onlar kalmıştı. Tek bir tanesine herhangi bir insan yüzünden bir şey olacak olursa kesinlikle yapacaklarından korkuyordu. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından Zilan, “Tamam. Kartal’a bunu hayatta kalmayı başararak söylemeliyim. Çünkü beni Mardin’e postalamak için her gün bilet alıyor” dediğinde Dora ona biraz yaklaşarak “Kabul ediyor musun?” diye sordu. Zilan ise yakınlık nedeni ile nefesini bulmakta biraz zorlandı fakat yine de kendini toparlayarak, “Evet” diyerek ona cevap verdiğinde Dora başını tamam dercesine sallayarak, bir adım geri gitti ve elini atının yelesine yerleştirerek kendini oldukça seksi bir şekilde atın üstüne attı ve atın üstünden “Çiftliğin girişinde iki tane çiftlik evi var. Birinde ben kalıyorum bir diğeri ise veterinerin oluyor. Atların çoğu gece rahatsızlanıyor. Acil müdahale gerektiği için veterineri beklemek istemiyorum. Muhasebe de Yeliz Hanım var. 7 yıldır bizimle çalışıyor. Evde her şey var ve kişisel olarak neye ihtiyacın varsa sana yardımcı olacaktır.” Dedi ve Zilan, ona şaşkınca bakarken Dora atını birkaç adım attırdı ve oldukça emin bir sesle “Kartal'ı ben hallederim” diyerek atına koşması için ipi ile işaret verdiğinde Zilan, genç adamın atın üstündeki kovboy duruşuna şaşkınlıkla baktı. Mükemmel bir at binicisi olduğu kesindi. Atın üstünde onunla bütünleşmiş gibi duruyordu. Kontrol edişi ve hakimiyeti mükemmeldi. Fakat, ona Kartal ile konuşma teklifini söylediği anda cevabını beklemeyecek kadar nezaketsizdi. Aslına bakarsa kesinlikle kabaydı. Şaşkın bakışları hemen önünde duran atın gözleri ile buluştu ve Zilan, kaşlarını çatarak, “Her zamana bu şekilde emirler mi yağdırıyor?” diye sorunca at sanki ona evet dercesine püskürdü ve Zilan, gözlerini havaya kaldırıp derin bir nefes verdikten sonra hızla atın üstüne bindi ve “O zaman, ona bayanların önden gitmesi gerektiğini göstermeliyiz hanım efendi. Koş bakalım” dediği anda at yerinden öyle bir fırladı ki Zilan gülümsemeden edemedi. Saniyeler sonrasında ise çok hızlı gitmeyen Dora ve atına ulaşmışlardı bile. Hemen yanlarından geçerken de Zilan, genç adamın gözlerine bakışlarını dikerek, “Emir almaktan, işime karışılmasından ve benim adıma konuşulmasından hiç hoşlanmam demir kule ve “dedikten sonra ona daha şikayetçi şekilde bakarak “Ne kadar kabasın? Önden bayanlar gider” diye söylendikten hemen sonra atına “Hadi kızım!” diye bağırdıktan sonra at yine hızlandı ve Dora ile atını gerilerinde bırakarak kumsalda geldikleri yolu bu sefer geri giderek ilerlediklerinde Dora, bir anda bedenini saran yangın ile dişlerini sıktı ve şaşkın ve bir o kadar sert çıkan sesi ile “Bana kaba mı dedi o kıvırcık?” diyerek atına seslendiğinde hemen altında olan ve sanki kahkaha atıyormuş gibi hissettiği atına gözlerini devirdi ve “15 yaşındaki emekli at tarafından geçildiğinin farkında mısın?” diyerek sorduğunda at bir anda püskürdü ve kişneyerek daha da hızlandı. Zilan önde Dora hemen arkasında dalgalara karşı atlarını sürmeye başladılar. Fakat, hemen tepelerinden sırtaran Eros’u tabi ki görmemişlerdi. Çünkü okunu çoktan fırlatmış ve tamda on ikiden vurmuştu…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE