Ateş ve Barut ~ 9

2604 Kelimeler
İlhan piç bir şekilde sırıtıp kollarını kaldırdı. Zeynep’in dediklerine giderek daha fazla bozulmuştu. ‘Ben de böyle bir adamım Zeynep.’  Zeynep gözlerini kıstı. ‘Ama ne yazık ki ben senin iki lafına tav olacak, on beş dakikalık zevkine kanacak bir kadın değilim!’ Ardından İlhan’ı olduğu yerde bırakıp, arkasını döndüğü gibi gitti.  - İlhan Zeynep’in arkasından bakarken önce dişlerini ardından yumruklarını sıktı. Kalktığı yere sıkıntı ile geri oturdu.  Neydi şimdi bu? Zeynep lafı gediğine oturtup gitmişti. Hatta lafı sokmakla kalmayıp, öteki kadınlardan farklı olduğunu bu kez gözleriyle hareketleriyle değil, sözleriyle çatır çatır anlatmıştı.  Ellerini yüzünden, saçlarından geçirip dalgalanan denizi izlemeye başladı. Belki de bu olay aralarına soğukluk verirdi. O soğukluk da, İlhan’ı kendisine gelmesini sağlayabilirdi.  Zeynep ile konuşmazsak, ondan uzak durursam kafam dağılır, kızın yarattığı etkiyi unuturum diye düşümdü. Bu düşünceler ile oturduğu yerden kalktı.  Hemen bu gece bir şekilde aklını ve bedenini rahatlatmalıydı. Yoksa bu Zeynep etkisi üzerinden gitmeyecekti. Zeynep’e karşı böyle hissediyor oluşunun nedenini, yine rutin gecelerinin bozulmasına bağlayarak ellerini cebine attı ve yürümeye başladı.  Şirkete geldiğinde kafası hâlâ Zeynep’in laflarına bozuktu. Hayır yani gerçekten başka birinden bunları duysa, İlhan kafasına dahi takmazdı. Ama Zeynep’in söyledikleri, onun hakkında düşündükleri kanına dokundu. Dalgın bir hâlde asansöre binip yukarıya çıktı. İndiğinde yüzü o kadar asıktı ki, kimseye selam vermeden odasına yürüdü.  Zeynep ise o sırada odasında oturmuş, ellerini yanaklarına dayamış söyleniyordu. ‘Sığır, öyle bir adammışmış. O kızları sevecek yerlerin çürüsün senin.’  Sonra derin bir iç çekip arkasına yaslandı. Kendi kendine konuşmaya başladı.  ‘İyi oldu bu ya, gerçekten iyi oldu. Konuşmayız da o manda bozuntusu ile. Konuşmayınca da kendimize geliriz yani. O kadar yan yana olursak tabi aklın karışır Zeyno.’ Söylediklerine kendi de inanmasa da, boş vermeye çalışarak çalışmaya başladı.  - İlhan odasına girdiğinde, deri koltuklardan birine yerleşmiş Sevda’yı gördü. Sevda telefonu ile oynamayı bırakıp İlhan’a baktı. Gülümsedi. ‘Hoş geldin.’ İlhan’ın sirke satan suratı düzelmedi. ‘Hoş buldum Sevda.’ Sonra masasına geçip Sevda’nın karşısına oturdu.  Sevda oturuşunu düzeltti. ‘Ne oldu size, yüzünüz yerde geziyorsunuz? Zeynep de biraz önce homurdanarak geldi.’ İlhan Zeynep’in adını duyunca kafasını kaldırdı. ‘Bir şey dedi mi?’ Sevda bu iki delinin arasında ne olduğunu çözmeye kararlıydı. ‘Yoo bir şey demedi. İlhan öküzüne sor dedi sadece.’ İlhan’ın kaşları kalktı. ‘İlhan öküzüne sor dedi öyle mi?’ ‘Hı hı.’ İlhan gergince sandalyesine yaslandı. ‘Neyse boşver bir şey olmadı.’ Sevda ellerini kucağında birleştirip masaya yaklaştı. ‘Zeynep’ten biraz uzak mı dursan İlhan.’ İlhan yutkundu. ‘Ne alaka şimdi?’ Sevda ne İlhan kırılsın, ne de Zeynep üzülsün istiyordu. Bir anne edası ile konuşmaya başladı. ‘’Şimdi alakasını falan ben sana anlatmayayım. Ben sadece ikinizin de kırılmasını istemediğim için söylüyorum bunları.’ Sonra gergince gülümsedi. ‘Bak Zeynep sevgiyi bilerek büyüyen bir kız değil. Babasının ne pislik olduğunu, neler yaşattığını az çok sen de biliyorsun.’ Kısa bir es verip devam etti. ‘Eğer sana karşı bir şeyler hissedecek olursa..’ İlhan ciddi bir şekilde masasına dayandı. ‘Ne olur Sevda?’ Sevda, İlhan’ın bakışlarındaki değişikliği görmüştü. Yine de o bakışlara aldanmadı. ‘Olmaz İlhan. Sen Altan ya da Demir gibi değilsin. Daha başka yaşıyorsun. Bak hoşlanmış olabilirsin ama, daha ileri gitme. Zeynep öyle biri değil.’ İlhan gözlerini sıkıca yumup içini çekti. ‘Öyle biri olmadığını çok iyi biliyorum.’ Sevda, İlhan’ın kafasının epey bozuk olduğunu iyi anladığından, adamı odada yalnız bırakıp çıktı.  Çıktığı gibi de Zeynep’in odasına geçti. Zeynep kafasını masasına gömmüş bir şeyler yazıp çiziyordu. Kapısı açılınca kafasını kaldırdı.  Sevda gülümsedi. ‘Canım kahve çekti ayol.’ Zeynep de gülümsedi. ‘E içelim madem.’ Sonra arayıp Leyla’dan kahveleri rica etti.  Kahveler geldiğinde Sevda hiç konuşmadan içmeye başladı. Zeynep sanki bir gariplik olduğunu seziyordu. Nitekim Sevda ne bu kadar sessiz ne de bu kadar sakin kalabilirdi.  Zeynep merakla sordu. ‘Hayırdır ne oldu?’ Sevda fincanını tabağına bıraktı. ‘Ne olmuş? Bir şey yok.’ Zeynep, ‘Bence olmuş.’ dediği yerde sandalyesine yaslandı. ‘Yani bir şey sormadın. Konuşmuyorsun da. Sen bu kadar sessiz kalmazsın.’ Sevda güldü. ‘Sormama gerek var mı?’  Zeynep’in birden yüzü düştü. Sevda bunlara ne oldu diye için için meraklansa da sormadı. Şimdi can sıkmaya hiç gerek yoktu. ‘Amaan, can sıkan şeyleri geriye atmayı bileceksin. Ne olduysa boşver.’ Zeynep usulca kafa salladı. ‘Haklısın, benim bayağı bir geriye atmam lazım.’ - Duru ve Hakan, kahvaltılarını yapıp film izlemek için sarmaş dolaş bir şekilde koltuğa yerleşmişlerdi.  Hakan fırsat bu fırsat deyip kızı her dakika öpüyor, durup durup sarılıp kokluyordu.  Her şey iyi hoştu da, bu hareketler Duru’yu kendinden geçiriyordu. Yani birazcık irade sahibi olmasa muhtemelen yer yerinden oynayacaktı.  Haliyle Hakan da Duru’dan pek farklı değildi. O yüzden bacaklarının arasında oturmuş, sırtını da göğsüne yaslamış duran kızı kendisinden uzaklaştırdı. ‘Duru’m hadi gidelim.’ Duru ağzındaki mısırlar ile adama baktı. ‘Nereye aşkım ne oldu?’ Hakan kızın dudağının kenarına bir öpücük daha kondurdu. ‘Kalk alışverişe falan gidelim?’ Duru bir an hayretle gözlerini büyüttü. Şimdi Hakan’ın alışverişe gitmek istemesi pek normal değildi. ‘Sevgilim iyi misin?’ Hakan içini çekti. ‘Yok güzelim iyi değilim. İyi değilim çünkü birazdan alev alıcam. Bir an önce çıkalım.’  Duru ateş yutmuş gibi bir hâl aldı. Hemen ayağa fırladı. ‘Tamam hadi gidelim. Giyin sen.’ Hakan odaya giderken, Duru saçını düzeltmeye başladı. Aynı zamanda da aklını toparlamaya çalışıyordu.  Acaba bir an önce Hakan ile birlikte olduklarını herkese söylemeliler miydi? Yani bu gidiş pek hayra alamet gibi durmuyordu. En azından sağ salim açıklarlarsa bir an önce evlenebilirlerdi.  Evlilik ile ilgili düşününce birden değişti. Ne evlenmesiydi ki? Bir kere Hakan daha teklif bile etmemişti.  Duru da kendini ortaya atıp ne zaman evleneceğiz diye çocuğu darlayamazdı. Odada volta attığı yerde aklında atıp tutmaya devam etti.  O sırada Hakan odaya geldi. Gömleğinin kolunu katladığı yerde kıza baktı. ‘Nasıl, yakışıklı olmuş muyum?’ Duru sırıttı. ‘Acaba seni böyle dışarıya çıkarmasam mı?’ Adamın yanına yaklaşıp yakasını düzeltti ve yanağından kokulu bir öpücük çaldı.  Hakan hemen kollarını kızın beline sardı. ‘Hani diyorum ki, böyle her sabah aynı sofrada kahvaltı yapsak. Evden el ele çıksak, ya da sen beni yollasan.’ Duru’nun kalbi ağzında atmaya başladı. ‘Aşkım bence şimdi bu evden birlikte çıkalım. Yoksa biraz daha kalsak bir daha birlikte giremeyiz.’ Hakan’ın her bir noktası istekle karıncalanırken, sevdiğinin parmaklarını kavradı. Sonrasında konuşmadan evden çıktılar.  Alışveriş merkezine geldiklerinde El ele arabadan indiler. Duru alışverişin hevesiyle üzerindeki rehaveti çoktan atmıştı. Ama Hakan ise hâlâ aklından, bir an önce açıklasak en yakın ne zaman evleniriz diye hesaplamalar yaparız diye düşünüyordu.  Hakan bunu düşünürken, Duru da acaba geçen gün beğendiği ayakkabının kendine uygun numarası kalmış mıdır diye düşünüyordu.  Adamı kolundan çekiştirdiği yerde mağazaya sürüklemeye başladı. Hakan ise kendi bindiği alametin kıyametine doğru sürükleniyordu. Ne vardı da birden alışveriş demişti ki? Hayır yani gezelim dolaşalım dese olmuyor muydu? El mahkum kızın peşinden dolaşmaya başladı.  Duru girdiği yerde hemen ayakkabıları önüne sıraladı. ‘Aşkım sence hangisi güzel?’ Hakan havada dolaştırdığı gözlerini kıza çevirdi. Sonra ayakkabılara baktı. E bunların hepsi birbirinin neredeyse aynısıydı ne demeye seçim yapacaktı ki bu kız. Aklındaki soruyu kıza da sordu.  ‘Sevgilim bunların hepsi nerdeyse aynı. Neyini seçiyorum.’ Duru eline aldığı iki farklı ayakkabıyı havada salladı. ‘Olur mu aşkım ya? Birinin bantları daha kalın.’ Hakan bir nefes çekti. ‘Güzelim ben senin açık dalgalı maşanı da, kalın bantlarını da anlamam. Hadi ben dışarıda bekliyorum. Sen neyi giysen o yakışır zaten.’ Sonra kızın cevap vermesini beklemeden kapının önüne çıktı.  Epey bir zaman bekledi. Etrafı giderek sevgilisini, karısını bekleyen adamlar tarafından kalabalıklaştı. Bakınırken adamlardan biri ile göz göze geldi. ‘Naber birader?’ Adam, Hakan’a bıkmış bir suratla baktı. ‘İyilik kardeşim senden?’ Hakan ‘Eyvallah.’ dediği yerde başını salladı. ‘Sen de mi hatunu bekliyorsun?’ Adam kafasını salladı. ‘Her mağazanın önünde en az bir saat bekliyoruz abicim ya.’ Sonra mağazanın içine baktı. ‘Evli misin, nişanlı mısın?’ Hakan, Duru ile evlendiği zamanı düşleyerek sırıttı. ‘Sevgiliyiz daha, Allah kısmet ederse evlenicez.’ Adam ciddiyetle Hakan’a baktı. ‘Yol yakınken biraz daha düşün kardeşim.’ Elini havaya kaldırıp nikah yüzüğünü gösterdi. ‘Bak bu küçücük halka, tasma görevi görüyor. Taktırdın mı, geri dönüşü yok.’  Hakan sırıttı. ‘Abi biz bir evlenelim de, ne olursa olsun valla.’ O sırada Duru içeriden bomboş ellerle çıktı.  Hakan, yanındaki adamla selamlaşıp Duru’ya doğru yürüdü. ‘Sevgilim. Poşetlerini çıkarken mi alıyoruz?’ Duru masum masum gülümsedi. ‘Hayır aşkım.’  Hakan poşet falan göremeyince kaşlarını kaldırdı. ‘E aldıkların nerede?’ Duru bu kez daha çok gülümsedi. ‘Almadım ki sevgilim.’ Hakan’ın duyduğu ile gözleri karardı. ‘Sen niye iki saattir içeridesin o zaman? Dahası ben niye iki saattir boş boş bekliyorum kapıda?’ ‘Sevgilim beğenemedim işte. Hem ne olmuş yani biraz beklediysen?’ Hakan derin bir nefes aldı. ‘Kızım onca saat bir şey beğenmemek için bekletilmez bir adam ya.’ Duru Hakan’ın koluna girip şirinlik yapmaya başladı. ‘Sevgilim sen dedin bir kere alışverişe gidelim diye. Şimdi ne diye böyle diyorsun ki? Hadi bana allık almaya gidelim.’  Hakan kızın kolunu bıraktı. ‘Yok güzelim. Ben şimdi senin bu allık bundan daha açık, yok bu daha koyu şeylerini çekemem. Yürü yemek yiyelim.’ Duru ayağını yere vurdu. ‘Hep bunu yapıyorsun ya. Ne zaman bir şey yapmak istemesen hemen yemek yiyelim diyorsun. Beş yüz kilo olucam adam senin yüzünden.’ Hakan sırıttığı yerde kızı ardından sürükledi. ‘Ben seni öyle de severim süslüm. Boşver ayakkabıyı, allığı. Sen her halinle güzelsin.’  Duru hemen yelkenleri suya indirmeye alışkındı. Zaten bu adamın yanında yelkenlerinin dik durması imkansızdı. Başını sevdiğinin omuzuna dayadığı yerde yürümeye devam etti.  - Zeynep odasında koltuğuna yayılmış şekilde boş boş otururken krakerini yavaş yavaş kemiriyordu. Durgun bir hâlde camdan görünen yüksek binaları izlerken, aklında sadece İlhan vardı.  İlhan’ın sadece aklında olması bile kalbinin taklalar atıp, başka ritim ile çarpmasına neden oluyordu. Bu hali şu birkaç günde rutin hale gelmişti. Şimdi de aynı şeyi yaşıyordu ama, aynı zamanda bu sefer adama kızgındı.  Hayır, en çok kendisine kızgındı. Bunca zaman ben aşka inanmam, ben kimseye kapılmam diye dolanıp, iki güzel gülüşe kanmak da neydi?  Ama Allah var İlhan da çok güzel gülüyordu be. Adamı öyle düşününce sırıtmaya başladı. Yine aklının başka havalara kayacağını anladığı an ise kafasını sallayıp kendine gelmeye çalıştı.  Güçlü durup, iradeli olacaktı. Biraz da diline, aklına hakim olup İlhan’dan uzak duracaktı. Böyle böyle düşündüğü yerde çubuk krakerini yemeye devam etti.  Birkaç dakika sonra Sevda kızın yanına geldi. ‘Zeynep ben çıkıyorum. Demir’in biraz daha işi varmış. Eve bırakayım mı seni?’ Zeynep uyuşuk uyuşuk hareketlerle kadına döndü. ‘Sağ ol canım sen çık. Benim de ufak tefek yapacağım şeyler var.’ Sevda kafasını salladı. ‘Tamam o zaman. Hadi görüşürüz.’ dedikten sonra kızı yine odada tek bırakıp oradan ayrıldı.  Sevda çıktıktan sonra, Zeynep boş boş oturmaya devam etti.  Yarım saat kadar sonra odasından çıkan İlhan, saatlerdir kendisine telkinler verse de, yine uymayıp Zeynep’i beklemeye başladı.  Zeynep beş dakika sonra odasından çıktı. Neredeyse ayakta uyuyacakmış gibi bir hali vardı. Bileğine taklığı clucth çantasını sallaya sallaya yürürken, duvara dayanmış, kollarını kucağında bağlayıp ayaklarını da çaprazlayan adamı gördü.  Hayır bu gerçekten reva mıydı? Kendisi adamdan uzak durmam lazım dedikçe, bir şey oluyor daha da ona doğru çekiliyordu. Şimdi de bu adam neden bu kadar yakışıklı durup, yakışıklı bekleyip, yakışıklı bakıyordu.  Kafasını İlhan’ın ters yönüne çevirip yürümeye devam etti. İlhan kızın tripli hallerine gülümsedi. Gülümsediği yerde kızı takip edip arkasından asansöre bindi.  Zeynep aynı metrekarenin içinde İlhan ile olmasının verdiği rehavetle sıcaklamaya başladı. Ondan yöne bakmamaya kararlıydı. Ama böyle olunca da içi kaynıyordu işte.  Bari adam bir şeyler söylese de, kendisi de çemkirip rahatlasaydı. Ama yok, dut yemiş bülbüldü mübarek. Onlarca katı sesiz sedasız indiklerinde, Zeynep yine İlhan yokmuş gibi davranıp şirketin dışına yürüdü.  Sus sus sabrının sonuna gelen İlhan, kızı kolundan yakalayıp kendisine çevirdi. ‘Gel eve bırakayım, geç oldu.’  Zeynep aheste aheste kolunu İlhan’ın parmaklarının arasından çekti. Biraz önce çemkirsem diyordu ama şimdi öyle bir susası gelmişti ki, dilini çözebilene aşk olsun. Hiç sesini çıkarmadan arkasını dönüp durağa yürüdü.  İlhan önce bir bakakaldı. Sonra kızın arkasından seslendi. ‘Zeynep ne bu inadın?’ Zeynep duysa da sallamadı. İlhan bir kez daha bağırdı. ‘Zeyneepp!’ Zeynep gelen otobüse durması için elini kaldırdı. İlhan orada yokmuş gibi davranıp otobüse bindi. Bindiği gibi de kendini boş yerlerden birine bıraktı. Gerçekten bu kadar iradeli miydi?  Biraz önce İlhan’ı umursamıyor gibi davrandığına inanamadı. Derin bir nefes alıp yola bakmaya başladı. Eğer böyle davranmaya devam ederse her şey çok iyi olacaktı. - İlhan, giden kızın arkasından bakarken sinirden köpürmek üzereydi. Dişlerini sıktı. ‘Demek öyle Zeynep hanım.’ diye söylendiği yerde arabasına bindi.  İşte bu gece güzelce kafasını, dağıtıp rahatlayabilirdi. Madem Zeynep böyle olsun istiyordu öyle olacaktı. O zaman kendisi de yine bildiğini okurdu. Artık aklından fikrinden Zeynep’i çıkarmanın zamanıydı.  Uzunca bir yol gittikten sonra her zaman geldiği kulübe girdi. Etraftaki sisler ve aşırı yoğun koku ilk defa kendisini tiksindirdi. Bar taburelerinden birine oturup, tezgaha dayandı.  İlhan’ı tanıyan barmen hemen önüne içkisini uzattı. ‘Ne zamandır yoksun.’ İlhan buzlu bardağından bir yudum aldı. ‘İşim vardı.’ Barmen elindeki shakerı salladığı yerde sırıttı. ‘Hayırdır, manitacılık mı?’ İlhan tek kaşını kaldırdı. Güldü. ‘Ben? O salak adamlarım işi oğlum.’ Ardından içkisini içmeye devam etti.  Saatlerin ardından birçok boş bardak o tezgaha tekrar tekrar bırakıldı, doluları yine İlhan’ın dudaklarında yerlerini buldu.  Bir boş bardağı daha indirirken sırtında bir el gezintiye çıktı. İlhan bunu fark edip kafasını kaldırdı. Esmez, oldukça güzel bir kadın kendisine gülümsedi. Kulağına doğru eğildi. ‘Merhaba.’ İlhan kafasıyla selam verdi. Sonra önüne dönüp içmeye devam etti. Kadın bir kez daha sıcak nefesini savurarak konuştu. ‘İstediğin yere gidebiliriz, kafan dağılır.’ Kolları İlhanın sırtında omuzlarında keşfe çıkmış gibi dolanıyordu.  İlhan ayağa kalkıp kadını kendine çekti. Buğulu gören gözleri ile kadının gözlerine baktı. ‘Zeynep.’ Kadın fısıldadı. ‘İstersen Zeynep olurum.’ İlhan o an kafasını sallayarak kadını kendisinden uzağa itti. Çakırkeyif kafası dengede durmasını engelliyordu. Kapıdan dışarıya çıktığında korumalardan biri adamı tuttu. ‘Taksi çağırayım mı İlhan bey?’ İlhan adamı eliyle durdurup arabasına yürüdü.  - Zeynep duştan çıkıp, kendisine bir fincan kahve yaptı. Annesi çoktan uyuduğu için balkona çıkıp kendi kendine kahve keyfi yapmak istemişti.  Kahvesini yudumladığı yerde telefonuyla oynuyordu. Hafif esen rüzgar kendisini üşütünce içeriye girip üzerine bir polar aldı. Geri çıktığında kulağına dolan ses ile dondu kaldı.  Kafasını aşağı sarkıtınca İlhan’ın, arabasına dayanmış, deli danalar gibi ‘Zeyneep! Zeyneeepp!’ diye bağırdığını gördü.  Aşağıya daha çok eğildi. ‘İlhan. Ne yapıyorsun sen! Sus!’ İlhan kafasını ikinci kattan görünen kıza çevirdi. Yarı kapalı gözlerini açmaya çalıştı. ‘Ya sen benle niye konuşmuyosun?’ Zeynep, hem heyecandan hem de biri duyar da rezil oluruz korkusundan titremeye başladı. ‘Sus Allah aşkına ya. Ne bağırıyorsun gece gece?’ İlhan elini havaya kaldırıp parmağını salladı. ‘Sen konuşmuyosuuuun ama beeen konuuşuuyoruum!’ Zeynep adamın susmayacağını anlayınca yüzünü ellerinin arasına aldı. Şimdi annesi uyansa ayrı bir felaket olacaktı. Koşa koşa kapıya ulaşıp evden çıktı.  Merdivenleri ikişer üçer inip dışarıya çıktı. Ellerini beline koyup İlhan’ın karşısına dikildi. ‘Ne yapıyorsun sen?’ İlhan sallandığı yerde elini göğsüne vurdu. ‘Ben ne yaptım?’ Zeynep derin bir nefes aldı. ‘Sarhoşsun sen! Hadi Allah aşkına git.’ İlhan kafasını sağa sola salladı. ‘Gitmem, sen benimle konuşmuyorsun! Zeynep ben ne yaptım?’ Zeynep’in o an vücudundan soğuk soğuk terler akıyordu. Titremeye başladı. Ölmek üzereydi.  ‘Bir şey yapmadın İlhan! Yapma da. Konuşmuyorum, konuşmayacağım. Böyle daha iyi.’ İlhan kızın kollarını tuttu. ‘Niye yapıyorsun bunu?’ Zeynep ani bir sinirle kollarını çekip bağırmaya başladı. ‘İlhan allah aşına bırak ya. Ben kendimi senin gibi bir adama kaptırıp canımı yakamam.’ Kafasını dikleştirdi. ‘İstersen şimdi sabaha kadar bekle, istersen de çekip git. Ama benden uzak dur. En iyisi bu!’ Arkasını dönüp bir adım atmıştı ki İlhan Zeynep’i kolundan hızla çekip kendisine çevirdi. Bedenleri öyle bir hızla bir araya gelmişti ki, Zeynep’in göğsü sıkıştı.  İlhan, kızın saçını geriye doğru itip yüzünü ellerinin arasına aldı. ‘Zeynep ben kötü bir adam değilim.’ Zeynep’in parmakları İlhan’ın kollarını sıktı. İlhan kızın bedenini daha sıkı bir şekilde kendine bastırdı. Ardından kızı çenesinden tutup yüzünü kaldırdı. Bedenleri zamk gibi birbirine tutunmuşken, adamın hamlesi ile dudakları birbirini buldu.  Sonrasında ise, iki beden titrerken, dilleri çoktan dövüşmeye başlamıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE