Bölüm 6
“Yemekler şahane olmuş, müthişsin!”
Nejat ağzına aldığı lokmaları büyük büyük çiğnerken gerçekten mutluydu. Karısının gözlerinin içine bakıyordu.
Selin hafif bir tebessümle beğenisini dile getirmesinden memnuniyet duydu. Nejat’ın getirdiği büyük gül buketine bakıp ona döndü.
“Sıkıntıyı çözebildin mi?”
Çatalına yemeğini alırken Selin’e bakıp olayları anlatmaya başladı.
“Serkan eğitmen çok haklı ama arada dostumuz olduğu için Emin eğitmene dur diyemiyorum. Nihat beyin hem babanda hem de bende oldukça büyük hatırı var. Çok arada kaldım, pazartesiye kadar yol bulmalıyım. Sen-“
Nejat, Selin’e fikrini, konu hakkında nasıl yol izlemesi gerektiğini soracakken karısının yüzünü buruşturmasıyla sustu.
Bakışlarını tabağından çekmeyen Selin, olağan tavırla yemeğine devam ederken susan kocasına bakınca “İyi misin?” diye sorduğunu duydu.
Selin suyundan bir yudum alıp “İyiyim, iş konuşmayı sevmediğimi biliyorsun, becerebilseydim zaten şirketlerin başına geçerdim.” Dedi.
Nejat onun tavrına alışık olsa da kızmıştı. Yine de her daim olduğu gibi tartışmak yerine üstün körü geçmeyi tercih etti. Daha doğrusu bu bir zorunluluktu.
Gergin bakışlarıyla düşünür gibi yaptı.
“Sen sorunca ilgileneceğini düşünmüştüm. Kusura bakma.”
Selin gözlerinde var olmayan gülümsemeyle “Detaylar sıkıcı olabiliyor.” Diye açıkladı.
Nejat karısından gözlerini çekmeden “Halledemedim!” dedi. Tonlamadaki hafif kızgınlığını fark etmemişti karısı, yemeğini yemeğe devam ediyordu. “Gecenin başında ne demiştim?” deyip kadehini gülümseyerek karısına kaldırdı. “Tanışmamıza!”
Selin kocasının konuşmayı değiştirmesinden memnun olarak onun gibi gülümsedi. “Tanışmamıza!”
Nejat yemeği bırakıp yalnızca içerken “Bu kez hediye almadım. Onun yerine senin adına Nihat beyin vakfına bağış yapmayı düşündüm.” Derken onun ne diyeceğini biliyordu.
“Güzel ve ince bir davranış!”
Kocasının masanın üzerindeki elini tutup sıktı.
Kadehini yeniden dolduran kocasına “Araba kullanacaksın, çok içme istersen.” Dedi.
Nejat için idare etmesi güç, Selin için sıradan geçen yemekten sonra evlerine geldiler. Nejat uykusunun gelmediğini söyleyerek salonda kalırken Selin yukarı çıkmıştı.
Yıllardır birlikte yaptıkları tek aktivite dışarıda yemek, Selin’in belirlediği ölçülerde sohbet etmek olmuştu. Ne eğlence ne dans ne de ortak yapabilecekleri tek şey yoktu. Bir filmi, bir tiyatro oyununu bile beraber izleyemiyorlardı.
Selin, Nejat’ın isteklerinden asla keyif duymazken Nejat, Selin’e ayak uydurmaya çalışsa da asla uyum yakalayamıyorlardı. Denedikleri her seferde olumsuzluk yaşamışlardı.
Zevklerinin ayrıldığı, iki uç nokta da olan karı kocanın bir araya gelmesi çok zordu.
Nejat seveceğini düşündüğü gündem programını izlerken salonun ışığı söndü. Yalnızca televizyonun ışığı kalırken Nejat ne olduğunu anlamak için başını çevirince Selin’in kendine geldiğini gördü.
Düz saçlarını dalgalandırmış, açık renk tenine, çok yakışan lacivert bir gecelik giymişti. Bel kısmı dantel, dizinin iki karış üstünde biten eteğin kasığına kadar yırtmacı vardı.
Nejat sıradan bir bakışla bile ondaki detaylarda boğulmuştu. Beklemiyordu.
Selin yanına gelip elini tuttu.
“Gel benimle!” dedi.
Alçak sesi Nejat’ın kulağına dolduğunda kalkmadan Selin’i kucağına çekti.
Yüz yüze geldiklerinde, kahve gözlerinin içine mavileriyle bakıp “Çok güzel olmuşsun!” dedi.
Omuzunu örten saçı kenara itip boynuna sıcak bir öpücük bıraktı. Selin gözlerini kapatırken onu hissetmeye çalışıyordu.
Zevk dolu bir mırıltıyla “Benim için mi hazırladın?” diye sordu.
Selin başını aşağı yukarı sallayarak onayladı.
Nejat dudaklarını onun dudaklarına sürttü. Hazzı en derin haliyle yaşamak için ağırdan alıyordu. Bugün yeterince rahatlamış olmasına rağmen karısının büyüleyici güzelliğiyle kendine gelişine kayıtsız kalamadı.
Dürtüleri çok daha yüksek ancak tadını çıkarmak için kontrol edebilecek düzeydeydi.
“Kanımı kaynatıyorsun!”
Selin “Yatağa gidelim!” deyince Nejat dayanamayarak onu soluksuz bir hızla öpmeye başladı.
Bedeni arzuyla dolarken karısını koltuğa yatırıp ellerini başının üzerinde birleştirdi. Dudaklarını ondan ayırmadan Selin’in vücudunda ellerini gezdirmeye başladığında karısı onu göğsünden iterek dudaklarını ayırdı.
Nejat sorgular biçimde ona bakıyordu.
Selin onun tüm ağırlığını üzerinde hissederken “Yukarı çıkalım.” Diye tekrarladı. “Yatağa.”
Sesli soluyan Nejat beklemeden karısının üzerinden kalktı. Onu elinden çekip kaldırdıktan sonra kucağına alacağında Selin “Bekle.” Deyip televizyonu kapattı, kendini kucaklamak isteyen kocasının boynuna kollarını doladı. Nejat onu kaldırıp merdivenleri bir bir çıktı.
Karısını yatağın üzerine bırakıp geri çekildi. Selin’in sarı saçları yatağa yayıldı. Uzun, ince bacakları, kıvrımlı beli, küçük ama biçimli göğüsleriyle narin olmasına rağmen Nejat’ın gözünde çikolatayla kaplanmış dondurma gibi görünüyordu.
Tatlı ve serinletici.
Önceden daha dolgun bir bedene sahipken Selin son yıllarda oldukça zayıflamıştı.
Nejat onu seyretmeye doyamazken gömleğinin düğmelerini açtı, çıkardı. Pantolonunu indirip sadece sıkı kalçasını saran çamaşırıyla kaldı.
Yavaşça Selin’in üzerine uzandı. Elini sırtından beline oradan kalçasına sahiplenici bir tutuşla indirdi.
Mavi gözleri bir an Selin’in gözlerinden ayrılmazken onun da kendisi kadar zevk aldığını görmek istiyordu. Arzuyla kaplanmış hücreleriyle aynı hisleri taşımayı umduğu karısıyla bütünleşmek istiyordu.
Ancak Selin onun hissettiklerine bir milim bile yaklaşamazdı. Kocasıyla tutkulu bir gece geçirmek için değil, geçenlerde onu reddettiği ve uzun zamandır birlikte olmadıkları için kadınlık görevini yerine getirmek için hazırlanmıştı. Bir nevi kocasına yalan söylemişti, umurunda da değildi.
Nejat’ın bu konuda isteği ve baskısı olmamasına rağmen kendini mecbur hissediyordu.
Kocasının dudaklarını önce alnında hissetti sonra burnunda. Dudaklarına geldiğinde Selin gözlerini kapatıp baskıcı dudaklarla ağzını araladı. Hafif alkol tadı geliyordu. Bu kez midesi bulanmadığı için sevindi. Kendisi de içtiği için biraz daha rahattı. Onun altında kazık gibi durmaktan vazgeçip elini sırtına koydu. Hareket ettirmeden öylece duruyor, öpüşmeden keyif almaya çalışıyordu.
Kalçasını sıkan eli bacağının arasından kayıp kadınlığıyla buluştu. Kocasının erkekliğinin sertleştiğini bacağında hisseden Selin sırtını tamamen yatağa serip bacaklarını araladı. Nejat boşluğa yerleşirken başını kaldırıp karısına baktı.
Onun tepkisiz duruşu hoşuna gitmeyince ince, narin elini tutup erkekliğine götürdü. Çamaşırının üzerinden okşaması için elini ileri geri oynattı.
Selin onun isteğini anladığında ağır bir ritimle onu keşfetti. Bundan da en ufak haz almadı. Avucunun içinde daha da sertleştiğini hissetse de etkilenmedi.
Nejat onu ürkütmemeye çalışıp bacaklarında dolaştırdığı parmaklarını kasığına kadar çıkardı. Yavaşça kadınlığının üzerinde gezdirirken karısının erkekliğini sıkmasıyla dişlerinin arasından nefes aldı.
Geceliğiyle aynı renk olan lacivert dantelli külotu iki yanından tutup bacaklarından sıyırdı. Kendisi de tamamen çırılçıplak kalınca karısının bacaklarının arasına geri döndü. Erkekliğini kadınlığına katmadan önce onun gözlerine baktı.
Hafifçe titrediğini görebiliyordu. Onu rahatlatmak için yeniden dudaklarını öptü. Erkekliğini küçük hareketlerle kadınlığının girişine sürtüyordu.
Nejat arzuladığı sıcaklık ve darlıkla buluşmak için sabırsızlanırken kendini tutuyor, karısıyla ikisini kaplayan arzu bulutu dağılmasın diye durmaksızın onu öpüyordu. Elleri vücudunda gezdirirken hafif ama ne istediğini belli eden öpücüklerle artık dayanamayacağı noktaya gelmişti. Bir an önce karısıyla bütünleşmeliydi.
Tam davranacağında Selin onu hızla itti. Nejat anlamak için başını geri çekti. Üzerine mi çıkmak istiyordu yoksa?
“Nejat!” dedi Selin, ki; Nejat bu ses tonunu çok iyi tanıyordu. Yine yarım kaldığı bir andı. Can sıkıcı ve yakıcı.
“Neden?” diye sordu öfkeli bakışlarla. “Neden beni istemiyorsun?”
Sormasıyla Selin’in ağlamaya başlaması bir oldu. Gözlerinden yaşlar inerken Nejat içinde kasırga estiren sorularla boğuşuyordu. Çünkü karısının cevap vermeyeceğini biliyordu. Her soruda ağlaması artacak, asla cevap alamayacaktı.
En yüksek noktadayken tüm hevesi Selin’in ağlamasıyla son bulmuştu. İçini çekerek ağlamaya başladığında adam eliyle yüzünü sıvazladı. Kızmamalı, bağırmamalı, hesap sormamalıydı.
Kendini yana atıp karısına arkasından sarıldı, onu kendine çekti. Selin uyuya kalana kadar konuşmadan öylece ona sarılı kaldı.
Düzenli nefeslerinden uyuduğunu anladığında yanından kalktı, üzerini örttü. Altına eşofman altı geçirip merdivenlerden indi.
Salondaki büfenin içinden bir şişe aldı. Bardak bulamayınca mutfağa geçti. Kendine içki koyup tek seferde hepsini içti. Yoğun alkol kanına karışırken gözleri kızarmıştı, elektrik akımı geçer gibi irkilse de durmadı umurunda olmadan yeniden koydu ve içti.
Dirseklerini tezgaha dayamış başı eğik düşünmemeye çalışarak duruyordu. Ev onu sıkmıştı, mutfağın yanındaki balkona geçti. Şişeyi bırakıp elinde bardakla bahçede dolaşmaya başladı. Soğuklar gelse de arada yağışlar olduğu için çimler yeşildi. Nejat umursamadan taze otların üzerine yattı. Gökyüzü açıktı, yıldızlar parlayıp sönerken soğuk bir rüzgar esti.
Gözleri kapanmak üzereyken bir takım sesler duydu. İçinden ayırt edebildiği kelimelerle tartışma olduğunu anlaması çok sürmedi. Ses sokaktan gelmiyordu, gürültülü bir site değildi. Yan komşularının evinden olduğunu düşünerek doğruldu.
Sesler kesildi, Nejat sonlandığını düşünürken kırılma sesiyle ayağa kalktı.
Yapay çiçeklerle kaplı, yan evle sınırı olan duvara yaklaştı. Ağlak, öfkeli sesle kadının konuştuğunu anladı.
“Dokunma!”
“Leyla, fazla içtin, saçmalıyorsun!”
Fırat’ın sesi normal geliyordu.
Leyla’nın cevabını duyamadı, daha kısık konuşmuştu. Mırıltılar devam ederken Nejat ilerideki kapıya yöneldi.
Önceki komşularıyla kullanmayı pek tercih etmedikleri, ahşap bahçe kapısına yürüdü. Nedensiz merakıyla neler olduğunu anlamak istiyordu.
Karanlık olduğu için görünmeyeceğini düşünerek kapıyı hafifçe araladı.
Leyla’yı gördü, ağlıyordu. Fırat karısının karşısında arkası dönüktü. Ona yaklaştı sarılmak isterken Leyla onu itti.
“Dokunma, sarılma bana!”
Başka söz söylemeden arkasını dönüp eve gitti.
Fırat biraz öyle baktı, yere eğilip cam kırıklarını topladı.
Nejat geldiği gibi sessizce çıktı. Bardağı yerden alıp balkondan mutfağa geçerken “Anlaşılan kimsenin gecesi iyi geçmiyor!” diye söyledi.
******
Hava yaza göre geç aydınlanırken Selin uyandı. Pazar günü erken kalkmasına hele de bu saatte uyanmasına hiç gerek yokken yataktan çıktı.
Yatağın ucunda duran külotunu alıp giydi. Lavaboya gidip yüzünü yıkadı. Saçlarını düzeltti. Rutinini gerçekleştirmeye, bir şey olmamış gibi davranmaya çalışsa da başaramadı.
Gece kocasıyla olanlar için kendine kızdı. Evlilikleri böyle süremezdi, Nejat bir yere kadar dayanırdı, geçmişte yaşanılanların aynısı tekrarlanacak diye öylesine korkuyordu ki daraldığını nefes alamadığını hissetti.
Banyodan çıktı, hızlı adımlarla odanın içinde ilerleyip pencereyi açtı. Ancak yetmedi. Selin ağlamak üzere olduğunu fark edince balkona çıktı.
Alacakaranlık dağılmak, gün doğmak üzereydi. Serin bir esinti onu titretti.
Selin kollarıyla bedenini sararken yan komşularının bahçesine gözü takıldı.
Ateş cılız bir şekilde yanıyordu, koltuğun üzerinde ise Fırat yatıyordu. Üzerinde ince bir pike vardı. Selin onun yerine de üşüdü.
Hem Leyla hem Fırat oldukça tuhaf gelmeye başladı Selin’e. Neden üşümüyorlardı? 7 yıl evli olmalarına rağmen birbirlerine olan tutkuları neden hiç azalmamıştı? Evlerine gittiği akşam öpüşmeleri, hemen bakışlarını çekse de Selin görmüş ve hissetmişti, yoğun bir sevgi bakışlarında geziniyordu.
Nejat tutkuyla ona bakarken kendinin soğuk duruşu aklına geldi, gözlerini kapattı. Onu kendinden mahrum bırakışını unutmaya çalıştı. Başaramadı.
Gözlerini üzüntüyle açtı. İlk baktığı yer yine komşularının bahçesi oldu.
Leyla bahçeye çıkıyordu.
Kocasının üzerine uzandı ve öpüşmeye başladı. Fırat’ın ona sarılmasıyla Selin öfkeye bulandı.
Evin içi az ötedeydi, bahçe de herkesin görebileceği açık alanda nasıl bu kadar pervasız davranıyorlardı? Bahçe yan tarafa düşse, gelen geçer bir yer olmasa da Selin anlamıyordu.
Gördüklerinden rahatsız olarak odaya girdi.
******
Fırat geniş koltuğa uzanmış yatarken tek eli başının altındaydı, alacakaranlık serinlikle birlikte vücudunda geziniyor, ateşin yansımaları tenini patlatıyordu.
Leyla üzerinde sedef rengi sabahlığıyla çıka geldi.
Siyah saçları her zaman ki gibi omuzlarını örtüyordu.
Fırat tüm gece uyumamıştı, karısının geldiğini görünce ne söyleyeceğini bilemedi.
Leyla’nın dudakları hayal ettikleriyle genişçe yayıldı. Kocası her sabah olduğu gibi yine çok yakışıklı görünüyordu.
Dün gece hiç yaşanmamış gibi Leyla adamın üzerine uzandı, açlıkla dudaklarını onunkilerle buluşturdu.
Fırat onu sararken eli bacağına gitti. Kalçasına doğru çıkarırken onun sadece külotu olduğunu fark etti, sabahlığı belinin üzerinde toplandı. Göğüslerinin dolgunluğunu hissediyordu.
Fırat’ın dudakları zayıfça karısını öperken ellerinin gezintisi Leyla’ya tüymüş gibi geliyordu, yok gibi.
Leyla dudaklarını çekti, Fırat’a arzudan kararmış bakışlarıyla “Seviş benimle!” dedi. Duygularının yoğunluğu tarafından esir alındı. Dolan gözleri, yumuşak sesiyle, içten “Gerçekten kadınınmış gibi seviş!” dedi.