11.BÖLÜM KORKU

1111 Kelimeler
Hastanenin koridorları o kadar soğuktu ki, insanın içine işliyordu. Ama Resul için o soğukluk hiçbir şeydi. Onun içindeki korku, endişe ve çaresizlik her şeyi bastırıyordu. Doktorun söyledikleri kulaklarında çınlıyordu: "Eda’nın hayati tehlikesi var." Resul duvara yaslandı. Gözlerini kapattı ama karanlık bile onu rahatlatmadı. Aklında sadece tek bir şey vardı… Eda. İlk tanıştıkları günü düşündü. Sınıfa ilk girdiği an… O çekingen bakışları, utangaç gülüşü… Ve sonra zamanla ona alışması, onunla konuşurken yüzünün aydınlanması… Fark etmemişti. Ya da fark etmek istememişti. Ama şimdi… Onu kaybetme ihtimaliyle yüzleşince kalbi ilk kez bu kadar acımıştı. "Allah’ım… ne olur ona bir şey olmasın…" diye fısıldadı. Tam o sırada bir hemşire yanına yaklaştı. "Resul Bey?" "Evet…" "Annenizi odaya aldık. İsterseniz görebilirsiniz." Resul başını salladı ama yerinden kıpırdamadı. "Eda… Eda’yı görebilir miyim?" "Yoğun bakımda şu an. Görmeniz mümkün değil ama durumunda bir değişiklik olursa size haber verilecek." Resul derin bir nefes aldı. "Ben… bekleyeceğim." Sabah olmuştu. Hastanenin camlarından içeri süzülen ışık bile Resul’un içini aydınlatmıyordu. Gece boyunca bir dakika bile gözünü kapatmamıştı. Aynı sandalyede oturmuş, sadece yoğun bakım kapısına bakmıştı. Bir umut… Bir haber… Bir mucize bekliyordu. Kapı açıldı. Resul hemen ayağa kalktı. "Doktor bey! Eda nasıl?" Doktor kısa bir duraksamadan sonra konuştu. "Durumu stabil ama hâlâ kritik. Vücudu çok yorgun. Zamana ihtiyacımız var." "Yanına girebilir miyim?" "Şu an için hayır. Ama… isterseniz uzaktan görebilirsiniz." Resul’un kalbi hızla atmaya başladı. "Olur… lütfen…" Yoğun bakımın camının önüne geldiğinde nefesi kesildi. Eda… oradaydı. Ama alıştığı gibi değildi. Yüzü solgundu. Kollarında serumlar, makineler… O neşeli, canlı kız gitmişti sanki. Resul’un gözleri doldu. Elini cama koydu. "Eda…" Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. "Bak… ben buradayım." Bir an sustu. Sanki yıllardır içinde tuttuğu duygular o an dışarı çıkmak istiyordu. "Sen… benim öğrencimdin sadece… öyle düşünüyordum." Yutkundu. "Ama değilsin… bunu şimdi anlıyorum." Gözünden bir damla yaş süzüldü. "Sen… benim en güzel yanım olmuşsun fark etmeden." O sırada içeride küçük bir hareket oldu. Eda’nın parmakları hafifçe kıpırdadı. Resul bir anda doğruldu. "Eda?" Hemşireler hemen içeri girdi. Resul panikle kapıya yaklaştı. "Ne oldu?!" "Heyecanlanmayın, bu iyi bir tepki." Resul’un kalbi yerinden çıkacak gibiydi. "Yani… iyi mi olacak?" "Umut var." Bu iki kelime Resul için dünyalara bedeldi. Saatler geçti. Resul bu kez annesinin yanına gitmeye karar verdi. Odaya girdiğinde Nebahat teyze gözlerini açmış, tavana bakıyordu. "Anne…" Nebahat teyze başını çevirdi. "Resul… oğlum…" Resul hemen yanına gitti, elini tuttu. "Nasılsın?" "Ben iyiyim… Eda nerede?" Resul’un yüzü bir anda ciddileşti. "Anne…" "Eda iyi değil mi?" Nebahat teyzenin sesi titriyordu. Resul gözlerini kaçırdı. "Yoğun bakımda…" Nebahat teyzenin gözleri doldu. "Benim yüzümden…" "Anne, sakın öyle deme!" "Ben istedim gelmesini… ben çağırdım…" Resul annesinin elini daha sıkı tuttu. "Bu bir kaza. Kimsenin suçu değil." Ama içten içe kendini suçluyordu. Günler geçti. Her gün Resul aynı yerdeydi. Yoğun bakımın önünde. Bir sandalye… Bir umut… Ve bitmeyen bir bekleyiş… Her gün doktor aynı şeyi söylüyordu: "Durumu stabil… ama kritik." Resul artık bu cümleyi ezberlemişti. Ama o “kritik” kelimesi kalbine her gün yeniden saplanıyordu. Bir gece… Hastane sessizdi. Herkes uyuyordu. Ama Resul yine oradaydı. Tam gözlerini kapatacakken kapı açıldı. "Resul Bey?" "Evet!" "İçeri gelebilirsiniz." Resul bir an donup kaldı. "Gerçekten mi?" "Evet. Ama kısa süreli." İçeri girdiğinde kalbi deli gibi atıyordu. Eda’nın yanına yaklaştı. Bu kez aralarında cam yoktu. Yavaşça elini tuttu. Soğuktu… Ama oradaydı. "Eda…" Sesi titriyordu. "Ben geldim." Başını eğdi. "Bak… sana söyleyemedim belki… ama artık saklayamayacağım." Derin bir nefes aldı. "Seni… kaybetmekten korktum." Gözleri doldu. "Bu korku… bana gerçeği gösterdi." Elini biraz daha sıktı. "Ben sana…" Tam o anda… Makineden gelen ses değişti. Resul panikle başını kaldırdı. "Eda?!" Eda’nın kirpikleri hafifçe kıpırdadı. Sonra… Yavaşça gözlerini araladı. Resul’un nefesi kesildi. "Eda… beni duyuyor musun?" Eda çok zorlanarak fısıldadı: "Ho… cam…" Resul’un gözlerinden yaşlar aktı. "Buradayım… gitmedim." Eda’nın dudakları hafifçe kıpırdadı. "Git… me…" Resul başını salladı. "Gitmem. Asla." O an… Her şey değişmişti. Bir kaza… Bir korku… Ve saklanan bir sevgi… Artık geri dönüşü olmayan bir yola girmişti. Hastane odasının içi sessizdi. Sadece makinelerin düzenli sesi duyuluyordu. Bip… bip… bip… Resul, Eda’nın elini tutmuş, başını yatağın kenarına yaslamıştı. Gözleri kapanıyordu ama bırakmak istemiyordu. “Gitmem…” diye mırıldandı kendi kendine. “Söz verdim…” Eda’nın parmakları çok hafif kıpırdadı. Resul bir anda doğruldu. “Eda?” Eda’nın gözleri yarı aralıydı. Nefesi zayıftı. “Ben… buradayım…” dedi Resul, sesi titreyerek. Eda dudaklarını zorla araladı. “Re… sul…” Resul’un kalbi sıkıştı. “Buradayım… korkma…” Tam o anda… Makineden gelen ses değişti. BİP… bip… bip… Sonra… BİPPPPPPPPPP— Resul donup kaldı. “Eda?” Hiçbir hareket yoktu. “Eda?!” Kapı bir anda açıldı. Hemşireler ve doktor içeri koştu. “Çekilin lütfen!” Resul geri çekildi ama gözlerini ondan ayıramıyordu. “Kalp durdu! Hemen müdahale!” Resul’un kulakları uğuldamaya başladı. Dünya sessizleşti. Sadece o sesi duyuyordu… BİPPPPPP— “Şok cihazı hazır!” “200 joule!” Resul’un dizleri titredi. Duvara tutundu. “Lütfen…” diye fısıldadı. “Lütfen… geri dön…” “Şok verildi!” Eda’nın bedeni hafifçe sarsıldı. Ama… Hiçbir değişiklik yoktu. “Tekrar!” “300 joule!” Resul gözlerini kapattı. Yaşlar yanaklarından süzülüyordu. “Allah’ım… ne olur…” “Şok verildi!” Bir saniye… İki saniye… Üç— Bip… Herkes durdu. Bip… bip… Doktor derin bir nefes aldı. “Nabız geri geliyor!” Resul’un gözleri bir anda açıldı. “Yaşıyor mu?!” “Evet… ama durumu çok kritik!” Resul olduğu yerde çöktü. Ağlıyordu. Ama bu sefer… Umutla. 🌙 1 GÜN SONRA Hastane koridoru yine aynıydı. Soğuk. Sessiz. Bekleyiş dolu. Ama Resul artık sadece korkmuyordu. Korkunun yanında bir umut vardı. Doktor yanına geldi. “Resul Bey…” Resul hemen ayağa kalktı. “Eda?” “Kalbi yeniden stabil. Büyük bir kriz atlattı.” Resul’un nefesi kesildi. “Yani… iyi mi?” “Tehlike tam geçmiş değil. Ama… en zoru geride kaldı.” Resul gözlerini kapattı. Şükretti. “Onu görebilir miyim?” Doktor kısa bir duraksamadan sonra başını salladı. “Bu sefer… evet.” 🏥 ODA Resul kapıyı yavaşça açtı. Bu kez makinelerin sesi daha sakindi. Eda yatıyordu. Solgundu… ama nefes alıyordu. Resul yavaşça yanına yaklaştı. Elini tuttu. Bu kez… Daha sıcaktı. “Eda…” dedi fısıltıyla. Eda’nın kirpikleri hafifçe titredi. Resul dondu kaldı. “Eda?” Yavaşça… Çok yavaşça… Eda gözlerini araladı. Bakışları bulanıktı. Ama… Onu görüyordu. “Re… sul…” Resul’un gözleri doldu. “Buradayım…” Eda çok zorlanarak konuştu. “Git… me…” Resul hemen başını salladı. “Gitmem. Asla.” Eda’nın gözünden bir damla yaş süzüldü. “Elini… bırakma…” Resul elini daha sıkı tuttu. “Hiç bırakmam.” Bir an sessizlik oldu. Sonra Eda çok hafif fısıldadı: “Duydum…” Resul şaşkınlıkla baktı. “Neyi?” Eda’nın gözleri yavaşça kapandı. “Sen… bana…” Resul’un kalbi duracak gibi oldu. Ama Eda devam edemedi. Yorgundu. Tekrar uykuya daldı. Ama bu kez… Bu bir veda değildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE