Sabah ilk kez alarm çalmadan uyandım.
Bugün düğün konuşulmayacaktı. Bugün ben konuşacaktım. Mis gibi bir pazar ve ben arkadaşımla alışverişe çıkacaktım. Aslı’yı aradım;
"Gelinlik bakmaya çıkıyoruz, demi. Ciddiydin."
Telefonun ucunda bir çığlık koptu;
"Tabi ki ciddiyim kızım. Nihayet, dram kraliçesi modundan çıkarıyoruz seni!"
Bir saat sonra sahilde küçük bir kafede kahvaltı yapıyorduk. Deniz sakindi. Hava açık. İçimdeki karmaşaya inat her şey fazla huzurluydu. Aslı çatalını tabağa bıraktı;
"Korkuyor musun? Nihayetinde bir kabustan diğerine gidiyorsun..."
Bir an düşündüm;
"Evlilikten, Karahanların evinde yaşamaktan değil. Kendimi kaybetmekten korkuyorum..."
"Kaybetmezsin," dedi net bir sesle.
"Sen masada ki sözleşmeyi esneten, yeni maddeler koyan kadınsın. Gelinliği de sen seçeceksin."
Gülümsedim;
"Bugün kimse benim yerime karar vermeyecek."
Kahvaltıdan sonra ilk butiğe girdik. İçerisi beyazın bin tonu gibiydi. Askılarda dantel, tül, saten… İlk denediğim gelinlik kabarık, prenses modeldi. Aynaya baktım. Güzel miydi? Evet. Ama ben miydim? Hayır...
"Bu fazla abartı, sen daha… keskin bir şeysin."
İkinci model balık kesimdi. Fazla iddialı.
Üçüncü model sadeydi ama ruhsuzdu.
Her seferinde aynaya bakıyor ve aynı şeyi hissediyordum: Bu bir kostüm... Kendimi müsamereye hazırladığım çocuklar gibi hissediyordum. Sahneye çıkacaktım, rolümü yapacaktım ve tekrar hayatıma devam edecektim. Artık nasıl bir hayatım olacaksa...
Öğlen yemeği için ara verdik. Küçük bir restoranda makarna söyledik. Aslı bana bakıyordu;
"Oktay gelinliği seç dedi ama sence karışacak mı?"
Bir an durdum;
"Karışırsa dinlemem, sonuçta başında bir söz verdi."
Aslı sırıttı:
"İşte benim Ilgın’ım. Yoksa diğer ismini mi söylemeliyim bilmiyorum..."
"Daha değil Aslı, ben o kadar derine inmeye hazır değilim. Ben senin için şuanda tanıdığın Ilgın olmak istiyorum o kadar..."
Aslı, merak ediyordu. Ama ben, her şsmim söylendiğinde annemi hatırlıyorum. O yüzden bugün sadece Ilgın olmak istiyorum, sadece Ilgın. Yemekten sonra daha butik, daha özel bir yere girdik. İçerisi daha sakindi. Işık yumuşaktı. Askılardaki modeller daha az ama daha karakterliydi.
Ve onu gördüm. Sade, düz kesim. Omuzları net. Bel kısmı zarif. Ne fazla kabarık ne fazla açık. Güçlü ama zarif. Kabine girdim.
Gelinliği üzerime geçirdiğim an bir şey değişti. Aynaya baktım. Bu bir kostüm değildi. Bu bendim. Tam o sırada kapı açıldı. Satış danışmanının sesi değişti;
"Hoş geldiniz Meliha Hanım…"
Kalbim bir saniye durdu. Perdeyi araladım.
Oktay’ın annesi. Meliha Hanım. Şık. Soğuk. Kusursuz. Bizi gördü.
Gözleri önce Aslı’ya, sonra bana kaydı. Üzerimdeki gelinliği süzdü;
"Demek seçmeye başlamışsın."
Sesindeki incelik… keskin bir bıçak gibiydi.
Kabinden çıktım. Dik durdum;
"Evet."
Yanıma kadar geldi. Kumaşı parmaklarının ucuyla tuttu;
"Bu model fazla sade. Karahan ailesinin gelini daha ihtişamlı olmalı."
Aslı hemen araya girdi;
"Ama evlenecek olan Ilgın."
Meliha Hanım bakışını bile çevirmedi;
"Aile ismi taşıyacak olan da o."
Gülümsedim. Nazik ama mesafeli;
"Aile ismini taşıyacağım. Ama kendimi çıkarmayacağım."
İlk kez göz göze geldik;
"Bu evlilik sadece iki kişinin meselesi değil. Sorumlulukların var."
"Ben sorumluluktan kaçmıyorum. Ama vitrin mankeni de olmayacağım. Bunu nişanda anlamış olmanız lazımdı..."
Aslı yanımda dikiliyordu. Sessiz ama hazır.
Meliha Hanım aynaya baktı;
"Evet, zevksiz olduğunu anlamıştım. Ama Oktay bu modeli beğenmez."
Bu cümle bilinçliydi. Derin bir nefes aldım;
"Oktay karışmaz, çünkü gelinlik giymiyor."
Sessizlik. Satış danışmanı donmuş gibiydi.
Meliha Hanım’ın çenesi hafifçe gerildi;
"Cesursun. Ama cahil cesareti olduğunu anlaman fazla uzun sürmez."
Birkaç saniye boyunca beni süzdü.
Sonra beklenmedik bir şey yaptı;
"Dön, bakalım."
Döndüm;
"Yürüyüşün dik. Bu iyi. Ama bu ailede dik durmak yetmez. Ayakta kalmak gerekir."
Bu bir tehdit değildi. Bir uyarıydı;
"Ayakta kalmayı erken öğrendim. Hem de tek başıma."
Aslı gururla bana baktı. Meliha Hanım çantasını düzeltti;
"Provalarını bir an önce bitirmelisin. Umarım o zamana kadar fikrin değişir."
"Değişmez."
Gözleri son kez üzerimde gezindi. Sonra arkasını dönüp çıktı. Kapı kapandığında içimdeki adrenalin yavaşça düştü.
Aslı bana döndü;
"Sen az önce kaynananla savaştın."
"Hayır, dedim aynaya bakarak. Sadece sınır çizdim."
Tekrar kendime baktım. Bu gelinlik bir masumiyet simgesi değildi.
Bir duruştu. Ve ilk kez şunu hissettim:
Bu evlilik beni ezmeyecek. Eğer ezmeye kalkarsa… karşısında eğilmeyen bir kadın bulacak.
Butikten çıktığımızda hava değişmemişti ama ben değişmiştim. Az önce yaşanan şey bir prova gibiydi. Gelinliğin değil… hayatın provası;
"Aslı," dedim yavaşça, "bugünlük yeter."
"Başka model bakmayacak mıyız?"
"Hayır. Aradığımı buldum zaten. Gelinliği değil… kendimi."
Bir süre yürüdük. Sahilden içeri doğru, daha sakin bir sokağa sapıp küçük, loş bir kafeye girdik. Cam kenarına oturduk. İçeride kahve kokusu vardı. İnsan sesi azdı. Gürültüden uzak olmak iyi geldi.
İki latte söyledik. Bardak masaya geldiğinde ellerim hâlâ hafif titriyordu.
Aslı bana bir süre baktı. Sonra bu kez o gözlerini kaçırdı;
"Bugün sen sınır çizdin," dedi. "Ben hiç çizemem mesela."
Başımı yana eğdim;
"Ne demek o?"
Derin bir nefes aldı. Parmaklarını kupanın etrafında kenetledi;
"Ben hep arada kalan insan oldum Ilgın. Evde de, hayatta da."
İlk kez sesi bu kadar çıplaktı;
"Babam emekli astsubay. Disiplin takıntısı var. Evde saat sekizde sofraya oturulur, dokuzda televizyon kapanır, on birde ışıklar söner. Annem hemşire. Hayatı hastane nöbetleriyle geçti. Küçük kardeşim var, Ege. Onun bütün sorumluluğu bir şekilde bana kaldı."
Gülümsedi ama o gülümseme yorgundu;
"Ben aslında konservatuvar okumak istiyordum biliyor musun? Tiyatro. Sahne. Hikâye anlatmak. Ama babam 'Sanat karın doyurmaz' dedi. Ben de hukuk yazdım."
Kaşlarımı kaldırdım;
"Hukuk mu?"
"Evet," dedi hafifçe omuz silkerek. "Stajımı bitirdim. Şimdi bir avukatın yanında çalışıyorum. Boşanma davalarına giriyoruz genelde. İnsanların birbirini nasıl tükettiğini her gün izliyorum."
İçim burkuldu;
"O yüzden mi evlilik lafı geçince bu kadar keskinleşiyorsun?"
Başını salladı;
"Biraz. Ama asıl sebep şu: Ben hep başkalarının savaşını savundum Ilgın. Müvekkiller, ailem, kardeşim… Herkes için konuştum. Kendim için hiç bağırmadım."
Sustu;
"Sen bugün yaptın. Kendin için konuştun."
Kupayı dudaklarıma götürdüm ama içmedim;
"Aslı, sen güçlü birisin."
"Hayır," dedi net bir şekilde. "Ben uyumluyum. Güçlü olan sensin."
Gözlerimi kısmadan baktım;
"Uyumlu olmak zayıflık değil."
"Belki değil," dedi. "Ama bazen insanın içini boşaltıyor."
Sessizlik aramıza yerleşti. Camdan dışarı baktım. İnsanlar geçiyor, pazar telaşı sürüyordu. Hayat kimse için durmuyordu;
"Aslı," dedim yavaşça, "sen gerçekten hukuk mu yapmak istiyorsun?"
Gülümsedi. Bu kez biraz daha gerçekti;
"Hayır. Ama iyi yapıyorum. Dosya okumayı, boşluk bulmayı, madde esnetmeyi…"
Bir an durdu. Sonra bana anlamlı bir bakış attı;
"Tıpkı senin sözleşmede yaptığın gibi."
Gülümsedim;
"Demek ki sen de sahnedesin."
Başını iki yana salladı;
"Fark şu Ilgın… Ben rolümü kendim seçmedim."
Elini tuttum;
"Geç değil."
Gözleri doldu ama ağlamadı;
"Babam kalp ameliyatı oldu geçen yıl. Annem hâlâ nöbet tutuyor. Ege üniversiteye hazırlanıyor. Ben şimdi çıkıp 'Ben tiyatro okuyacağım' diyemem."
"Belki de demen gereken tam olarak budur," dedim.
Bana baktı. Uzun uzun;
"Sen evlenirken bile kendin kalmaya çalışıyorsun. Ben evlenmiyorum bile ama çoktan kendimden vazgeçmiş gibiyim."
Başımı yavaşça salladım;
"Ben de vazgeçtim sandım. Ama bugün anladım… insan tamamen kaybolmadan önce içinde bir şey bağırıyor. Ben o sesi dinledim."
Aslı derin bir nefes aldı;
"Benim içimdeki ses fısıldıyor. Seninki bağırıyor."
"Fısıltı da duyulur," dedim. "Yeter ki susturma."
Bir süre kahvelerimizi içtik. Bu kez düğün konuşmadık. Karahanları konuşmadık. Oktay’ı konuşmadık. Aslı ilk kez kendini anlattı. Ben ilk kez sadece dinledim.
Ve o an şunu fark ettim:
Hayatım değişiyordu. Ama sadece benim değil. Belki bu evlilik bir savaş olacaktı.
Belki olmayacaktı. Ama bugün başka bir şey olmuştu. Ben sınır çizmiştim.
Aslı ise ilk kez o sınırın nasıl çizileceğini görmüştü. Ve bazen bir gelinlik provasından daha önemli olan şey tam olarak buydu...