Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyordum. Onun hareket ederek üzerime gelişi, sonra bana değmeden yerine geçişi şuurumu yerine getirdi.
"Ne istiyorsun?" dedi tek nefeste ve yüzüme bakmadan. Ayrı kulvarlarda olduğumuzu anlıyordum. Benden ötede başlayan bir düşmanlık. Hiç suçum olmadığı halde Ediz'le kapadokyada geçirdiğimiz o güne ve geceye rağmen çizginin iki tarafına ayrıldığımızı ve asla çizgilerimizin dışına çıkamayacağımızı anlıyordum. Bu hissi sevmedim, belki bir gün karşılaşırsak ne olur diye düşündüm ama bu düşüncelerimin arasında yoktu. Ediz'le ayrı iki dünyanın iki ferdiydik ve ikimizin de istediği tek şey babalarımızın özgürlüğüydü.
"Şikayetinizi geri çekmenizi istiyorum" dedim. Yine de geri durmadım buraya gelme amacımdan.
"Ne cesaretle" diye haykırdı sanki. O beni tanıyordu, belli ki tanışmamız da tesadüf değildi.
"Bak ne olduğunu bilmiyorum ama babamı hapse göndermem, anladın mı? Şikayetinizi geri çekeceksiniz."
Alay eder gibi kahkaha attı. Ayağa kalkıp karşıma geçti. Gözlerinde gram insanlık yok gibiydi.
"Şikayetimizi çekmiyoruz, ne yapacaksın?"
"Beni hafife alma, ben avukat kızıyım. Babaannem avukat, annem avukat ve öz babamda avukattı. Ben babamı içeriden çıkarırım ama zamanım yok. Annem hasta ve babamı ordan çıkarmam lazım."
Yüzüme sinsi bir bakış attı.
"Senin baban ordan çıkarsa yine bizi bitirir. Ben babamı çıkarırım da sen ne yaparsın bilmem."
Kötüymüş. Gerçekten İstanbul'a dönünce sorumluluk sahibi oluyormuş ve beni dediği gibi unutmuş. Beni öptüğünü unutmuş. Düşmanlık kazanmışız meğerse. İki tarafta olduğumuzu o biliyordu, beni kullandı ki midem bulandı. Ona inanmıştım. Babamın yabancılar konuşma dediği kişi Ediz'miş meğer. Ne kadar aptaldım ki ilk defa kendiliğinden olduğunu düşünmüştüm.
"Zamanına gelince eğer babanı ordan çıkarmak istiyorsan sana bir teklifim var, böylece baban bize karşı bir şey yapamaz ve her şey normale döner."
"Neymiş o teklifin?"
"Benimle evleneceksin. Böylece baban biricik kızının mutluluğu için bizi rahat bırakacak."
Beynimden vurulmuşum gibi oldum. Bana ne teklif ettiğinin farkında değildi.
"Asla" dedim bir anda. Evlenmek istemiyordum. Daha yapacak bir sürü şeyim vardı. Okulumu bitirecektim önce.
"Sen bilirsin, o zaman uzun yıllar baban içerde kalacak."
Seçim mi yapmam lazımdı? Gerçekten bu anlamsız teklifi düşünmem mi gerekiyordu? Babam için bu fedakarlığı yapar mıydım! Oradan ayrılırken kafamda ki sorulara cevap aradım. Saçmalamıştı. Babamı kurtaracak başka yol olmalıydı. Arabaya binip direk adliyeye doğru sürmeye başladım.
Emre abi vardı, o da avukattı, sonra Elif abla. Annem ve babaannem bir yolunu bulamazsa, onlar bulurdu. Elif abla babamla aynı yıl avukat olmuştu ve o bir şeyler biliyordur dedim.
Adliyeye geldim. Duruşma saatini beklerken herkes burdaydı. Emre abi ve Elif abla da burdaydı. Annem ayakta duramıyor, sürekli ağlıyordu.
"Elif abla" dedim çaresizce. Onu bir köşeye çektim. "Ne olur bir yolu var de bana" diye yalvardım. Çünkü Ediz'le evlenmek zorunda kalmak istemiyordum.
"Derin sana yalan söylemeyeceğim canım. Mehmet KARAYEL çok eskiden babanın, yani Emir'in müvekkiliydi. O zamanlar baban onları savundu ama Fırat onların karşısına geçince işler değişti. Bir yolu yok tatlım, Fırat'ı bundan kurtarmamızın tek yolu, onların şikayeti geri çekmesi. "
O anlarda babamı getirdiler. Elleri kelepçeliydi. Annem hemen önüne geçti.
" Kelepçeyi çıkarın "dedi babaannem. Kelepçeyi çıkarınca annemle sımsıkı sarıldılar. Babamın güçlü durmaya çalıştığını gördüm orda. Ağlamamak için kendini sıktığını.
" Ağlama güzelim "derken bile çok fazla zorlanmıştı.
"Fırat, ikizlere söylemedik ama öğrenecekler. Ne yapacağımı bilmiyorum, seni kaybetmek istemiyorum."
Annemin ağlayan sesi, babamın çaresizlikten çıkmayan sesi orda içime işlemişti. Yıllarca anneme kol kanat olan bu adamın akıbeti belliydi, kimse aksini iddia edemiyordu.
" Özür dilerim "dediğini duydum babamın. Tutamadım kendimi. Gözyaşlarımı saklamaya çalıştım ama elimi ağzıma kapatmasam isyan çığlığı atacak gibiydim.
Annemi zorla ayırdılar babamdan. Babam duruşma salonuna girince peşinden bizde girmiştik. Babamı Emre abi savunuyordu. Çok geçmeden duruşma başladı. Babamın suçu şirket bilgilerine sızmaktı ve bunu hiç bir izin olmaksızın dışarıya vermekti. Senelerce birilerini arar bulurdu, kimin yardıma ihtiyacı olsa giderdi babam ama nı defa suçu ağır, suçlama ağırdı.
Duruşma karara bağladığında hakimin ağzının içine bakıyorduk. Duruşma bir ay sonrasına ertelendi, bu iyiydi ama bir ay boyunca tutuklu yargılanması... İşte bu en çok annemi korkutmuştu. Salon boşalırken dışarıya çıkıp babamın çıkmasını bekliyorduk. Çok geçmeden yine kelepçeli elleriyle görüş açımıza girdi. Bu defa annemi tutmak imkansızdı. Bütün ikazlara rağmen babama sarılıp ağlamaya devam etti. Annemi çekmeye çalışırlarken babamın yüzüne düşen bir damla gözyaşını görmüştüm ve o an kararım netti. Babam ağlıyorsa bizi hiçte iyi günler beklemiyordu.
Babamı götürdüler. Sadece bakakaldım arkasından. Annem yere yığılıncaya kadar dalmıştım.
*
Anneme yine sakinleştirici yapmışlardı. Bu kadar ilaca bünyesinin yenik düşmesi normaldi ve sürekli uyuyordu. En zoru da eve gidince u haberi ikizlere vermek olacaktı.
"Hala ben biraz hava alacağım" deyip çıktım hastane odasından. Fırsat bulmuşken hastaneden de çıktım ve hızla Ediz'in yanına gitmeye başladım. Düşünsem de içinden çıkamayacağım bir cevabı geciktirmenin bir anlamı yoktu.
Her zaman özgür bir ruhum vardı oysa. Annem bana özgürlüğün kıymetini uzun uzun anlatırken sevmiştim kendi kanatlarımla uçmayı. İstediğim her şeyi yaparken aslında hayatımı yaşamaya çalışıyordum.
Babamı anlatırdı uzun uzun. Sonra onsuz geçen o ilk yıllarını. Babama duyduğu koşulsuz aşka doyamadığını söylerdi.
Ben böyle sevdim aşka aşık olmayı. Şimdi beni bir teklif, bir şantaj, bir kısasla kendine bağlayan adamı nasıl severdim. Tanışmamızın bile onun oyunu olduğunu anlayınca kirlendi kafamda ki imajı.
Kimin kaderi bu, annemin mi? Bana babamla görmeden evlendiğini söylemişti ama onu çok sevdiğini söyledi. Bu annemin kaderi mi? Oysa daha içimde halledemediklerim var benim. Bu kadar çabuk hayata atılmak istemedim. Planlar yaptım ama kaç yıl geçerse geçsin içinde evlilik yoktu.
Ediz kafamda boşluktan düşendi. İçimde asla affetmeyeceğim insanlar vardı ve Ediz en zor olanıydı artık. Duygularım açılıyordu onunla, bana harcadığı zaman aslında onun planı olmalıydı. Ne kadar aptal olduğumu görünce de beni kolay elde etti. Şimdi beni babama karşı bir kalkan olarak kullanacaktı ama ben babamı oradan kurtarmış olacaktım.
Ne olursa olsun bu evlilik aşk evliliği gibi görünmeliydi. Gerçeği öğrenirse babam, bu defa vicdan mahkemesinde kalırdı. En büyük zaafı bendim bunu biliyordum ve asla bunu bilmemeliydi.
Ediz'in odasına girdiğimde beni beklediği çok belli oluyordu. Hemen önüme bir sözleşme koydu. Babam kötü bir adam değildi. Masum bir insanı suçlayacak kadar vicdansız asla değildi. Demek ki kötü olan KARAYEL'di, amma Mehmet KARAYEL amma Ediz KARAYEL'di işte...
İmza atmadan önce köşede ki koltuğa oturdum.
"Bazı şartlarım var" dedim. Bu evlilik onun da işine gelecekti, yani istediğim her şeyi kabul etmek zorundaydı.
Karşıma oturdu. Bundan sonra heo karşımda olacaktı belli ki. Hiçbir zaman aynı noktada buluşmayacaktık. Nevşehir de olanın orda kaldığı gibi...
-1 hafta sonra -
Şimdi babamın eve gelmesini beklerken içimde ki sıkıntı çığ gibi büyümüştü. Camın önünde bu haberi babama nasıl vereceğimi düşünüyordum. Babamın duruşması şimdi görülüyordu ve evde kimsenin bundan haberi yoktu. Annem aynı yerinde dalgın dalgın oturuyordu. Babaannem ve halam da bizimleydi. İkizlere bir şey söylemedik. Yani bunu engelledim de, şimdi babam şu kapıdan girince kıyamet kopacaktı.
Ben bunları düşünürken kapı çalmaya başladı. Hemen kapıya koşup açtığımda babam karşımda duruyordu.
"Anne koş" diyerek sarıldım babama.
"Fırat" dedi annem. Hem şaşkın, hem mutluydu. Anneme yol verdiğimde babama sarıldı ama babam tamda tahmin ettiğim gibi bir tuhaflık olduğunun farkındaydı ve konuşmuyordu.
"Ama nasıl oldu bu, sen nasıl geldin?" diye sordu annem. Herkesin kafasında ki soru işaretlerini görüyor gibiydim. Salona geçtik. İkizlere sarıldı, sonra onları yan eve yolladı babam. İşte beklenen an.
"Nasıl oldu bu?" diye sordu önce. Öfkeliydi. Gözleri bana hiç değmedi, o kadar emindi benim yapmadığımdan.
"Nasıl yani?"
"O adam şikayetini nasıl geri çekti" diye kükredi bir anda. "Kim konuştu o adamla anne" dedi babaanneme bakarak.
"Ben bilmiyorum oğlum, bizim haberimiz yoktu."
"Naz?" dedi annem dönerek. Annem şaşkındı.
"Bilmiyorum, gerçekten haberimiz yoktu. Belki kendi karar vermiştir, hem ne önemi var buradasın." Annemim bu söylediği babamı iyice öfkelendirdi.
"Saçmalama Naz, 15 yıl hapis yatacaktım ben. O adam çıkınca yine onunla uğraşacağımı biliyor, bile bile niye çeksin şikayetini. Delirtmeyin beni, ne oldu birden bire."
Korkudan ağzımı açamadım. Ben yaptım diyemedim ama bir sessizlik oldu. Hepsi aynı anda bana döndü. Belki sormaya korktular, çünkü alacakları cevap tamda tahmin ettikleri gibiydi.
" Kızım "dedi tedbirli bir şekilde babam. İçinde bunu yapmamış olmamı dilediğinden emindim.
" Bana haberin olmadığını söyle, burda ki herkese kızarım ama sana kıyamam bilirsin. Bunlarla bir ilgin olmadığını söyle, ben sen ne söylersen inanırım. "
Bir babanın çırpınışlarıydı bunlar. Gerçekten de bana bir kez olsun bağırmamıştı. Her zaman onda yerim ayrıydı, o mükemmel bir baba olarak beni sahiplendi. Şimdi onun için bu yaptığım ne ki! Ben onun uğruna ölürdüm.
" Baba ben "diye başladım. Nefesini tuttu. Benden gelecek bir hayal kırıklığı değil bu, bu onun gücünün yetmediği ilk andı ve kendini bana borçlu hissedecekti. Kapı çalınca vaktim dolmuştu. Bu haberi vermenin kolay bir yolu yoktu bende. Emre abi açtı kapıyı, gelen Ediz'di...
"Merhaba, Derin hazırsa çıkalım" dediğini duydum. Sadece bende değil üstelik. Babam hızla kollarımı tuttu.
"Ne yaptın?" Sorusu iliklerimi titretti ama hâlâ ağzımı açacak gücüm yoktu.
"Ne yaptın dedim Derin?" Halam aramıza girdi.
"Fırat abi, sakin ol. Canını yakma" diye uyardı. En fenası da bu ya, canım yanacak diye susacaktı.
"Biz evlendik" dedim bir çırpıda. Kararlı görünmek için kafamı dik tutuyordum, yoksa çoktan düşmüştü önüme.
"Ne evlenmesi yavrum" diyen annem oldu dakikalar sonra.
"Onu bütün bunlar olmadan önce tanıdım. Aşık oldum, zaten evlenecektik. Sadece biraz erken oldu."
Savunmam inandırıcı değildi, biliyordum. Maksat ellerini kollarını bağlamaktı zaten. Babam bunun aksini ıspatlamak için elinden geleni yapacaktı ama gerçeği saklayacaktık. Tabi yine ben varım diye Ediz'in babasıyla uğraşamayacaktı.
Anlaşma kuralı 1 - Ne olursa olsun mutluymuş gibi yapacağız. Aile üyeleri bunun sahte bir evlilik olduğunu anlamayacak. Her durumda inkar edecek, sözde aşkımızı savunacağız.
"Derin saçmalama, sen evlenmek istemezsin. Sen söyledin bunu."
Halamdan gizlim saklım yoktu. Her şeyimi bilirdi. Bile bile babamın 15 yıl hapis yatmasına kayıtsız kalmayacağımı da bilirdi, beni herkesten iyi tanırdı.
"Benim için mi yaptın?" dedi. Bu defa yaklaşıp yüzümü avuçladı. "Söyle yavrum, bak eğer öyleyse sana yemin ederim bırakırım peşlerini. Senin bu yükü omuzlanmana müsaade etmem. Hadi kıvırcığım, söyle."
"Baba, bak ben o adamı seviyorum gerçekten seviyorum. O kötü biri değil, sen onun ailesiyle uğraşmaya devam edersen mutsuz olurum asıl."
Daha da öfkelendi. Hızla kapıya yürürken Ediz'e gittiğini anladım. Peşinden koşarken babam çoktan Ediz'in yakasına yapışmış, bu sırada yüzüne tokat atmıştı. Ediz geriye doğru savrulurken babamın önüne geçtim.
" Sen kimsin de benim kızımla habersiz evleniyorsun lan, inanır mıyım ben buna."
Ediz kendini toparladı ama dudağının kenarı kanıyordu.
"Nikah defteri burda" dedi Ediz, cebinden çıkarıp babama fırlatırken. "ister inanın, ister inanmayın. Karımı alıp gideceğim" diyerek zaten gergin olan havayı iyice germişti
"Seni gebertirim lan ben" diye yükselen babamı Emre abi ve annem zor tutuyordu.
"Hadi Derin." Ediz babama, babam Ediz'e öldürecekmiş gibi bakarken babamın bana bakması sağladım.
"Ben bir babamı kaybettim, seni de kaybedemem.." Annemin sesli ağlayışı, babamın omuzlarını düşürüşü saniyeler içinde olmuştu. Ediz'in uzattığı eline baktım.
"Gitme kızım" dedi babam ama başka çarem olsa zaten gitmezdim.
"Ona güveniyorum baba, bana iyi bakacak." Yalanlarımla birlikte tuttum Ediz'in elini. Hızla beni çekiştirmeye başladı. Arkamda bıraktığım öfkeli ailem hep bir arada olsun diye yaptım bu evliliği. Bundan sonra babamın böyle işler yapmayacağını biliyordum. Çünkü en son işi ona beni kaybettirdi. Şimdi beni geri almak için uğraşacaktı ama başı belada olmayacaktı. Benim peşime düşmesi yaptığı işlerden daha güvenliydi. Arabaya bindiğimizde Ediz'in öfkesi artık barizdi. Dudağında ki kanı silerken küfürler ediyordu.
"Bunu ödeyecek" dediğinde gözyaşlarım akmaya başladı.
"Hiçbir şey ödemeyecek, saygılı olman gerekiyordu."
"S*kerim lan saygını, adam bana vurdu."
"Sende şantajla beni nikahın altına aldın. O bir baba, senden bunu anlamanı beklemiyorum ama bu oyun sürsün istiyorsan hiçbir şey yapmayacaksın."
Bana delici bakışlar atarak gaza bastı. Nevşehir'e gidiyorduk. Nakil işini halledememiştik. Sene sonuna kadar yani iki aylığına oraya sınavlar için gidip gelecektik. Şimdi evi boşaltıp, eşyalarımı toplayacaktım. Yüksekten korkuyordu, yani beni tek başıma göndermemek için saatlerce yol gidecektik şimdi.
Sonra ne yapacaktık bilmiyordum ama hata yapmadığımı biliyordum. Ben zor durumda olsam onlar da benim için her şeyi yapardı. Bu yaptığım onları üzdü ama annem babam yanında olduğu için bunu aşmanın bir yolunu bulacaktı. Kardeşlerim babasız kalmadı. Babaannemin elini her zaman üstümde hissedecektim, halam ve Kadir eniştem de benim peşimi bırakmazdı. Aile olmak bunu gerektirmez miydi?
Babam 15 yıl hapis yatmasın diye bu yaptığımdan pişman değilim. Dünyanın en kötü adamın da olsa babam kurtulacaksa yine onunla evlenirdim.
Annem gibi. Sevmeyi bilen bir annenin kızıyım ben. İşler kötü giderse annemin en çaresiz zamanlarını hatırlayacaktım. Bu bana güç verecekti. Çantamdan babamın anneme taktığı yüzüğü çıkardım. Bu yüzüğü evli olduğum için değil, annemi yanımda hissetmek için takacaktım.
Onun hayatında bir Emir SAYAR geçti. Benim hayatımdan da Ediz geçerdi. Tek farkla, ben asla annem gibi sevmeyecektim. Bu adam hayatımın en kötü anısı olarak bitecekti. Ne zaman olduğu önemli değildi. Ediz bir gün mutlaka bitecekti...