3.Bölüm

1589 Kelimeler
****** Saatler sonra her bir noktasını ezberlediği mahallesine giriş yapmıştı. Arabasını mahallenin başına park etmiş evinin önüne kadar yürümüştü. Bahçeye baktığın da kapıda gördüğü arabalarla gülümsedi. Sevdiği herkes buradaydı demek. Bahçe kapısından içeriye girip özlediği evine hasretle baktı. 5 yıl önce buradan üniformayla çıkmıştı. Şimdi ise tekrardan öyle giriyordu. Daha fazla zaman kaybetmeden zile basıp bir iki adım geri çekildi. Kapı, dayısı Yamaç tarafından açılmıştı. Yamaç karşısında gördüğü kadınla gözlerini kocaman açıp nefes almayı kesti. Yıllardır haber alamadıkları yeğeni tam olarak karşısındaydı. Adel işaret parmağını dudaklarına doğru götürüp susmasını işaret ettikten sonra dayısına sıkıca sarılıp içeri girdi. İçeriden gelen çocuk sesleri yüzünün gülmesine sebep olmuştu. Elinde ki çantayı kapının girişine bırakıp salona doğru ilerledi. İçeri girmeden önce derin nefes almış ve içeri girmişti. Yıllardır bu anı bekliyordu ve sonunda gerçekleşmek üzereydi. Onu ilk gören Salih Aren'di. Elinde ki bardağı yere düşürmüş ve şaşkınlıkla ayağa kalkmıştı. "Ab..abla.!" Efruz hızlıca arkası dönmüş ve üniforma içinde ki kızına bakmıştı. Onun geri döneceğini çok iyi biliyordu fakat şimdi karşısında onu görmek tarif edemeyeceği şekilde duygulandırmıştı. "Geri döndüm." Efruz yerinden hızlıca kalkıp hasret kaldığı kızına sıkıca sarıldı. Özlediği evlat kokusunu ciğerlerine doldurup, göz yaşlarını serbest bıraktı. Kavuşmuştu. İlk göz ağrına sonunda kavuşmuştu. Yine ondan ayrı kalma düşüncesi günlerce Efruz'u yiyip bitirse de kızının geri döneceğini düşünerek rahatlamaya çalışmıştı. Olmuştu. Kızı geri dönmüştü ve kalbine ağırlık yapan özlem ortadan kalkmıştı. Bir kaç dakika öyle kaldıktan sonra Adel annesinden ayrılıp sırada bekleyen babasına sarıldı. Güven duygusunu dibine kadar yaşadığı yerdi babasının kolları. Her kötülükten, her darbeden koruyacağını biliyordu. Huzurdu. Mutluluktu. Sevgiydi. Aileydi. Babası onun ilk aşkıydı. "Seni özledim." Babasının fısıltısıyla kollarını daha çok sıkılaştırıp cevabını verdi. Aslan kızının saçlarını öptükten sonra zorda olsa kollarını ayırıp karısının yanına geçti. İşte şimdi tamamlanmışlardı. Hepsinin eksik olan yanı dolmuştu. Adel kuzenlerine ve amcalarına sarıldıktan sonra sıra ikizlere gelmişti. Bilerek onları en sona bırakmıştı çünkü herkes biliyordu ki en çok onları özlemişti. Babasına ve annesine olan sevgisi en üst düzeyde olsa bile kardeşleri onun için bambaşka bir boyuttu. Onlara olan sevgisini kimse tarif edemezdi. "Kokarcalarım." İkisi de kollarını açmış ve aynı anda birbirlerine sarılmışlardı. En uzun sarılma üç kardeş arasında gerçekleşmişti. Soğuk nevale olan Kılıç bile gardını indirmiş dolan gözleriyle ablasını sarıp sarmalamıştı. Kolay değildi. 5 senedir birbirlerinden bir kez olsun bile haber alamamışlardı. Aslan ne kadar bunun için çabalasa bile Albay her seferinde onu eli boş göndermişti. Şimdi bunların hiçbirinin önemi kalmamıştı. Atay ailesi sonunda tamamlanmıştı. Adel kardeşleriyle aynı koltuğa oturup ikisininde ellerinden tutmuş avuç içlerini öpmüştü. Onlar için canını hiç düşünmeden verirdi ve bu sevgiyi uzun zaman sonra tekrar yaşamak çok iyi gelmişti. "Nerede olduğunu sormayacağım söyleyemezsin biliyorum ama şimdi nasılsın.? " Adel gözünün önünden geçen sahnelerle sakince gülümsemişti. Bu gülümseme gözlerine ulaşmamış ve bunu aile fertleri çok iyi anlamıştı. "İyiyim. Mesleğime devam edeceğim. İzinlerim de sizi göreceğim. Kötü olmam için bir sebep yok." "Gerçekten iyi misin bebeğim.?" Annesinin endişeli gözleriyle gülümsedi. Onun bu hallerini bile özlemişti. O ailesinin her şeyini özlemişti. "İyiyim anne. Bunları konuşmaya gerek yok. Siz neler yaptınız.? Kokarcalar okul nasıl gidiyor.?" Salih Aren heyecanla anlatmaya başlamışken, Kılıç Arel susma hakkını kullanmış ve telefonuyla oynayarak dikkatleri üzerinden atmaya çalışmıştı. Bir kaç dakikanın ardından bütün gözler ona dönünce kafasını fazla kaldırmadan kaş altından aile fertlerine ve yanında ona hesap sorarcasına bakan ablasına bakmıştı. Pes edip telefonu bıraktı. Ablasının bu bakışlarını çok iyi biliyordu ve çok uzun süre maruz kalmayı istemezdi. "Güzel gidiyor. Bir kaç tane dersim kaldı ama halledeceğim." Adel kafasını salladıktan sonra kardeşinin saçlarından öpüp, omzunu destek olurcasına sıktı. "İkinizin de neler yapabileceğini biliyorum. Her koşulda arkanızdayım unutmayın." İkizler ablasının desteğiyle gülümsemiş ve sıkıca kardeş kucaklaşması yapmışlardı. * İlerleyen saatlerde Atay ailesi sonunda yalnız kalmış ve Adel'ide alarak salonda oturmuşlardı. Adel tekli koltukta oturuyor ve ailesinin sorgu dolu bakışları altında çayını içmeye çalışıyordu. Bu sözde kolay bir şeydi fakat, eyleme geçince hiçte öyle olmuyordu. "İçimizi rahatlatacak bir şeyler anlatacak mısın.?" Adel, Efruz'un sorusuyla kafasını olumsuz anlamda sallayıp bardağını sehpanın üzerine bıraktı. "Gizli bilgi.!" "5 yıldır ortada yoksun, bırak yüzünü görmeyi sesini bile duymadığımız koskoca 5 sene geçti. Bir sabah uyandık haberlerde kızımız hain ilan ediliyor.! Nerelerdeydin.!?" "Dünyayı kurtarıyordum. Anlatamayacağımı biliyorsun. Soru sormayın ki tadımız kaçmasın, kalbimiz kırılmasın. 1 hafta burdayım sadece. Bırakın tadını çıkarayım." Efruz sakince nefes aldıktan sonra kafasını olumlu anlamda sallayıp eşinin omzuna başını yasladı. Aynı durumlardan kendiside geçmişti fakat insanın çocuğu olumca durum aynı olmuyordu onu anlıyordu. Adel'in tek kelime bile edemeyeceğini biliyordu ama.. aması vardı işte. Zar zor kavuştuğu yavrusunu 5 yıl görmemiş birde üstüne devlet tarafından hain ilan edilmişti. Bunun bir hiç uğruna olmadığını, çok önemli bir görevi olduğunu biliyordu, tahmin ediyordu ama evlat evlattı işte. Onunla ilgili her şeyi merak ediyor öğrenmek istiyordu. "Ben yatmaya çıkıyorum. Baba-kız konuşacaklarınız vardır." Efruz ilk kocasını daha sonra ise kızını uzun uzun öptükten sonra odasına çıktı. Aslan'ın onunla yalnız konuşmak istediğini biliyordu. Adel annesinin gidişiyle babasına baktı. Aslan Atay. Atay ailesinin koca çınarı. Evlatlarının güvenli limanı, karısının yuvası. "Bir şeyler anlatmayacağını biliyorum fakat tek bir şey sormak istiyorum. Başardın mı.? Her şeye değdi mi." Adel yüzünde ki düz ifadeyi silip hafifçe gülümsedi. Bir çok sorunun cevabı bu gülümsemede gizliydi ve bunu Aslan anlamıştı. "Hemde her şeye." "O zaman sorun yok." Adel kafasını sallayıp babasının yanına oturdu. Aslan hiç tereddüt etmeden kollarını açmış ve kızına sıkıca sarılmıştı. Aslan Atay ilk göz ağrısına, Adel Atay ise ilk aşkına kavuşmuştu. Bundan sonra her şey daha güzel olacaktı. Umarız. ***** Sabahın ilk ışıklarıyla uyanmış ve burda kalan kıyafetleri arasından bedenine uyan eşofmanlarını giyip evden çıkmıştı. Saat sabahın 5'idi ve sokaklar bomboştu. Adel bunu fırsat bilip kulaklığını taktıktan sonra en sevdiği şarkılardan birini açıp bildiği yolları arşınlamaya başladı. Bildiği yollarda saatlerce koşmuş ve vücudunu kendisine getirmişti. Bütün kasları yanıyor, alnından boncuk boncuk terler akıyordu. Özlemişti. Sokaklar da özgürce koşmayı özlemişti. Dönüş yoluna geçtiğin de yarım saattir onu takip eden adamı şaşırtmaya başlamıştı. Bu şehri avucunun içi gibi biliyordu fakat o adam bilmiyordu. Sokak aralarına gire çıka en sonunda çıkmaz bir sokağa girmiş ve apartmanın köşesine saklanmıştı. Sokağın başından gelen adım sesleriyle nefes almayı kesip beklemeye başladı. Adam bir kaç adımdan sonra durmuş ve bir kaç saniye sonra konuşmaya başlamıştı. "Onu kaybettim. Dönüşe geçiyorum." Adam telefonu kapadıktan sonra sol eliyle sinirle saçlarını karıştırmış ve etrafa son kez göz atmıştı. Adel ise göz ucuyla adamı izliyor vücut analizini çıkarıyordu. Bir daha karşılaşacaklarına adı gibi emindi o yüzden ön hazırlık her zaman iyiydi. Adam sokaktan çıktıktan sonra Adel bir kaç dakika daha beklemiş ve sokağın sonunda ki evin bahçesine atlayıp diğer sokağa çıkmıştı. Hırkasının kapüşonunu takıp eve doğru tekrardan koşmaya başladı. Eve girdiğinde ev ahalisi pijamalarıyla salonda bir oraya bir buraya gidiyorlardı. Kapı sesini duyduklarında hepsi Adel'e dönmüş ve rahatça nefes vermişlerdi. "Napıyorsunuz siz bu saatte." Adel hem ayakkabılarını çıkarıyor hemde şaşkınca ailesine bakıyordu. Neden bu halde olduklarını az çok tahmin etse bile yine de üstünde durmak istememişti çünkü bu kadar panik olmaları normal değildi. "Neredesin sen.?! Sabah baban çıkarken görmüş telefonlarına da ulaşılmıyor." Adel, annesinin endişeli sesiyle kaşlarını çatıp hafifçe gülümsedi. "Koşu yapıyordum anne. Ne bu endişe.?" "Haber vermeden gidiyorsun annem. Ne kadar merak ettik haberin var mı.? Bir daha yapma öyle şeyler." Efruz elini kalbine koyup derince nefes aldıktan sonra mutfağa geçti. Adel ise annesinin arkasından şaşkınca bakmakla kalmıştı. "Annem, annem değil gibi.?!" Kılıç Arel kafasını kaşıyıp koltuğa yattıktan sonra ablasına baktı. "Senden haber alamadıktan sonra böyle oldu." Omuz silkmiş ve kafasını yastığın altına gömmüştü. Adel duyduğu şeyle gözlerini sakince kapatıp, yüzünü ovaladı. Onların üzerinde bu kadar etki bıraktığını tahmin etmemişti. İkisi de askerdi ve böyle bir şey normal karşılayacaklarını düşünmüştü fakat düşündüğü gibi olmamıştı. "Hadi üstünüzü değiştirip kahvaltıya inin." Aslan'ın söyledikleriyle hepsi odalarına çekilmiş o ise karısının yanına mutfağa girmişti. Efruz ellerini tezgaha yaslamış yaşla dolan gözlerini sımsıkı kapamıştı. Anneliğinde hiçbir şey tahmin ettiği gibi gitmiyordu. Askerliğinde duygularını kontrol etmeyi herkesten iyi yapıyordu..tamam bazen fazla sinirleniyor olabilirdi fakat haklıydı. Ama şimdi..onlardan biraz bile haber alamasa kafayı yiyecek gibi oluyordu ve kızını 5 yıl hiç görmeden durmuştu. Şimdi sabah onu göremedi diye bütün evi ayağa kaldırmış ve telefondan sayısız kere aramıştı. Telefonuna ulaşılamadığını bilse bile inatla aramaya devam etmişti. Efruz Şehit Atay çok farklı bir kadın olmuştu. Kesinlikle anne olmak bütün duyguların birleşmiş halinin kat be kat fazlasıydı Efruz için. "İyi misin yavrum.?" Efruz konuşmadan sadece kafasını sallamış ve derince nefes alıp dolu dolu olan gözlerini açmıştı. "İyiyim. Biraz korktum sadece. Hadi sen geç içeri ben hemen hazırlıyorum kahvaltıyı." Aslan kafa salladıktan sonra karısına sımsıkı sarılıp alnından uzunca öptü. ******* GÜNLER SONRA..... Özlediği bahçeden içeri girip sert havayı ciğerlerine doldurdu. Buraya ilk adım attığında daha 22 yaşındaydı ve şimdi 28 yaşında kocaman bir kadındı. Bu 6 yıla çok şey sığdırmıştı. Onu en çok yoran şey ise ülkesi için canını feda edecekken, herkesin onu düşman olarak görmesiydi. Şimdi her şeyi geride bırakmış ve yeni bir sayfayla beraber geçmişine dönmüştü. Yanında yürüyen Er'le beraber binadan içeri girip Albay'ın gelmesini emrettiği toplantı odasının olduğu kata çıkmış ve kapısının önünde durmuştu. Er içeri haber vermeye girmişken o arkasında ki panonun camından kendi yansımasına bakıyordu. Üzerinde yıllardır dokunmaya bile kıyamadığı üniforması, başında gururla taşıdığı beresi vardı. Bu anı o kadar uzun zamandır beklemişti ki.. Bir kaç saniyenin ardından Er odadan çıkmış ve Albay'ın beklediğini söyleyerek yanından ayrılmıştı. Adel hiç beklemeden içeri girip masanın başında dağ gibi duran komutanına selam durdu. "Üsteğmen Adel Atay, Ankara." Albay ayağa kalkıp askerinin yanına ilerledi. Onu böyle görmeyi o kadar özlemişti ki gözleri doldu. Karşısında ki kadın kendi kızından farksız değildi. Diğer tüm vatan evlatları gibi, ülkesi için çok bir göreve girmiş ve alnının akıyla sonlandırmıştı. "Hoşgeldin Üsteğmen Atay." ****** Vovovooovvovoovovov bakın neler oluyor. Süpraaaaaayyyyyyyzzzzzzz. Ulannn beeee İzmir'den, Efruz'dan sonra bu kızı asker yapmaz mıydım benn.??? Yakışır mı bu bize. Olaylar başlıyor kuzular. Kemerlerinizi takın ve diğer bölümleri bekleyin.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE