3.BÖLÜM
Bahçede dönüp dururken telefonumu elime alarak titreyen ellerimle yazdığı numarayı tuşladım. Telefon hemen açılmıştı.
“Telefonunuzu Kerem Bey verdi. On beş milyonu size atacağım IBAN’a göndermemi istedi,” dedim.
“Kerem Bey nasıl isterse, hemen halledelim…”
Telefonun ucundaki erkek sesi net konuşmuştu.
“Kolay gelsin,” dediğimde telefonu kapattım. Zangır zangır titreyen ellerimle numaraları yazarken sakin durmak için derin nefesler alıp veriyordum.
Genzime bir yumru oturmuştu. Mesajı gönderdim, bakışlarımı telefondan ayırdım ve hızla villa çıkışına ilerledim. Annemin dikkatini çekmemek için normal davranmaya çalışıyordum.
Annem Nalan ve kardeşim Mira, soğukta dikilmişler kabanlarına sarılıyorlardı. Taksi ise ortalarda yoktu.
“Neredesin abla? Ağaç ettin bizi! Taksi de siktir olup gitti!” dediğinde sert bakışlarımı ona diktim.
“Halletim, evimize geri dönüyoruz,” dediğimde annemin gözlerindeki parıltıyı gördüm.
“Ciddi misin sen Serin?”
“Evet anne. Çok ciddiyim, hemen gidelim,” dedim ve onları kollarından tutarak yukarı caddeye yönlendirmeye çalıştım.
“Nasıl oldu bu?” dedi annem duraksayarak gözleri sorgu dolu biçimde beni süzüyordu.
“Durumumuzu anlattım adam insafa geldi. Beni hayvan gibi çalıştıracak, gece gündüz…” dememle annem ikna olmak isterce gözlerime bakmaya devam etti.
Kız kardeşim ise durumu sorgulamadı.
“Hafta sonu bile yok. Bildiğin kölelik yapacağım!” dediğimde annem gözlerini yere devirdi.
“Emin misin kızım? Sana zarar vermesinler…”
“Yok anne. Ne zararı? Zaten onlar için bu paralar çok küçük…” dediğimde kendimi bile söylediğim yalana inandırmaya çalışıyordum.
Adımlarımı caddeye ilerletirken herkes kendi bavulunu tutmuş çekiyordu. Ana caddeye ulaşmamızla telefondan taksi çağırdım. Bu saatte buralarda taksi olmazdı. Beş dakika içerisinde araba geldi, eşyalarınızı yerleştirerek taksiye bindik.
Şoföre bahçeli ve sevimli olan evimizi tarif etmemle yirmi dakika içerisinde kapının önündeydik. Annem heyecanla cebinden anahtarı çıkartarak içeri girdi.
Mira mutlulukla bavulunu kenara bıraktı ve koltuğa yayıldı.
"Artık kimse bizi buradan çıkartamayacak mi?" dedi keyifle.
"Hiç kimse," dedim buruk biçimde gülümseyerek. Bavulumu tuttuğum gibi odama çekilirken seslendim.
"Ben yatıyorum yarın sabah işe çok erken gideceğim!" dedim ve kapıyı kapatmakla kilitledim. Titreyen dizlerim beni taşımadı. Kapının arkasında öylece yere oturdum. Gözlerimden gelen yaşlara hakim olamadım.
Yarım saat önce resmen on beş milyona bedenimi patronuma satmıştım. Ellerimi hızla ağzıma götürerek kapattım.
Bir buçuk saat önce ise babamın en güvendiği adam tarafından tacize uğramıştım.
Artık kaldıramıyorum. Ağlayarak hızla ayağa kalktım. Odamın içerisindeki küçük banyoya gittim. Kapısını kapatarak yüzüme soğuk su çarptım.
Odanın içine girmemle üzerimdeki uzun ceketi çıkarttım ve kendimi yatağıma attım.
Her şey annem ve kız kardeşimin rahat etmesi içindi. Zavallı annem çok acılar çekmiş, hiç sevilmemişti. Eşini genç yaşta kaybetmişti.
Yapmak zorunda kalmıştım ve yapmıştım. Başıma gelenleri düşünmemeye çalışarak gözlerimi yumdum. İki saat sonra ilk iş günümdü, Kıraç'la tanışacaktım. Derin nefesler alırken telefondan yağmur sesi açarak kendimi rahatlatmaya çalıştım o o şekilde uyuya kaldım.
Telefonun çalması ile iki saat sonra zorlukla uyandım. İki saat içinde borçlar kapanır, haciz iptal edilirdi. Bu konuda kafam rahatlamıştı. Dolabıma gidip kapağını açtım. İşimin ilk gününde hem resmi hemde rahat bir şeyler giymek istiyordum. Üstüme uzun kırmızı düz etek ve siyah bir kazak giyerek beline kemer taktım. Saçlarımı güzelce at kuyruğu yaparak banyoya gittim. Gözlerimin altları ağlamaktan dolayı mos mordu.
Kapatıcı yoğunluğu fazla olan fondötenimi aldım, dikkatle yazdıktan sonra hızla banyodan çıktım. Siyah çantamı elime alırken dış kapıya kadar ilerledim. Siyah kaşe ve uzun olan kabanımı giydim. Siyah topuklu botlarımı ayağıma geçirerek evden çıktım.
Bahçede ilerlerken sade altın görünümlü küpelerimi el yordamıyla taktım. Sokağa çıktım, minibüs caddesine kadar yürüdüm ve gelmesini bekledim.
Hızla gelmiş ve beni evin önünden alıp yarım saat sonra Kerem Beylerin villasına yakın bir durakta indirmişti. Şimdi biraz yokuş çıkmam gerekiyordu.
O yokuşu tırmanırken patronumla iki saat önce konuştuklarımı hatırladıkça kızardım.
Büyük malikanenin tam önündeydim. Gözlerimi yere devirdim, derin nefes alarak bahçeden içeri girdim. Zile bastım ve kapının açılmasını beklemeye başladım.
Üzeri düzgün kıyafetli hizmetli kadın kapıyı bana sonuna kadar açtı.
"Serin Hanım olmalısınız."
"Evet," dedim.
"Geleceğiniz haber verildi. İçeri buyurun," dediğinde onaylayarak içeri girdim.
"Küçük bey henüz kalmadılar. Uyuyorlar. İsterseniz mutfağa gelin, biz personellerle yemek yiyin," dediğinde itiraz etmedim. Adımlarımı kadının peşine takmış ilerliyordum.
"Yeliz Hanım," dedi Kerem Beyin otoriter sesi.
"Serin Hanım yemeklerini ve kahvaltılarını burada Kıraç'la birlikte yada odasında yiyecek. Serin Hanım personellerin olduğu yerde yemek yemeyecek," dediğinde dönüp bana bakan kehribar rengi gözlere baktım.
Kadın başıyla onayladı.
"Siz nasıl isterseniz Kerem Bey," dediğinde merdivenlerden aşağıya indi ve bizi yalnız bıraktı.
"Beni takip et," dedi sert bir tonda. Dilimi yutmuş gibi onu takip ettim. Yukarı kata çıktığımızda etrafa bakındım. Koridorun sonundaki odayı göstererek konuştu.
"Burası Kıraç'ın odası," dedi ve koridorun diğer ucundaki odayı gösterdi. "Burası odam," dedi ve tam ortada duran odayı işaret ederken gözlerime baktı. "Burası da senin odan," dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Sizinle aynı katta yatamam, ben bir çalışanım," dedim.
Adımlarını bana doğru ilerletti, tam önümde durdu. Ciddi bkışlarını bana dikti. Yakından ne kadar sert yüz hatları olduğunu kavradım. Geniş omuzlarını dikleştirirken tavrı oldukça rahattı.
"Sen benim çalışanım değilsin dadı," dedi ve yavaşça kulağıma eğilerek fısıldadı. "Kölemsin... Ve köleler sorgulamazlar. İtaat ederler," demesiyle bir adım geri çekildim ve aramızda mesafeyi açtım. Daha fazla kulağıma fısıldamasına izin vermedim.
Gözlerinin içine ciddiyetle baktım, ağzımı bile açmadım. Sözlerinde haklıydı, ben onun kölesiydim ve sözlerime itaat edecektim.