~4.Bölüm~

1693 Kelimeler
"Ah Mucize ah!"dedim kendi kendime. Bir yandan da oturmuş, tıkanıyordum. Umut geceden beri yoktu evde. Hangi ara gitti, onu bile bilmiyorum ama sessizliğinden anlamalıydım evde olmadığını. "Aptal!"deyip hafifçe şakağıma vurdum. "Bunları hazırlamadan önce baksaydın ya odasına akıllı Mucize!" "Şimdi bunları tek tek yiyip bomba olda gör!" O kadar hazırladım. Çöpede atamam ya. Günahtır, israftır. Kıyamam ki ben. Mecbur yiyeceğim. Aff aff! "Ov böreg! Çok lezzetvi yapmısım seni ama bev hepsivi nasıl yiyicem?"dedim ağzım dolu dolu. Annen sana ağzın doluyken konuşmaman gerektiğini söylemedi mi? "Haklısın iç sesim. Kusura kalmayasın. Akılsız başımın cezasını ayaklarım- yok! Ne ayağı? Sahi cezasını nerem çekecek? Amaaan! Düşündüğüm şeye bak! Sanki dünya üzerinde çok büyük bir sorunmuş gibi. Düşünecek başka bir şey mi yok? Mesela Umut nerede? Bunu düşünebilirim." Yedikçe sarhoş gibi saçmalıyordum. Kendi akıl sağlığım için en iyisi susmak. Kahvaltıyı bin bir zorlukla bitirip topladıktan sonra bugünkü işlerim için aklımda kurduğum planı yapmak için odama gittim. Tabi Umutun o dağınık odasını toplamayıda aklımın bir yerine not etmeyi unutmadım. Aff ya! Şimdide çok yediğimden dolayı karnım ağrıyordu. Ona rağmen odamı temizlemeyi bitirmiş ve mutlu olmuştum. Hem yediklerimi bu şekilde de eritmişte oldum. Elhamdülillah! Kapı eşiğinde durup düzenlediğim odamı incelemeye başladım. Odam kocamandı. Kapı iki duvarın tam ortasında, pencere ve balkonda kapının karşısındaydı. Sol tarafımda yatağım ve banyom vardı. Sağ tarafımda ise çalışma masam, dolaplar ve kitaplıklar duruyordu. Burası çok lükstü. Ah Sadık amca ah! Beni böyle bir şeyin altına ne diye soktun ki? Ne güzel yurt odamda kızlarla kalıyordum. Burası her ne kadar göze hoş gelse de Efendimiz (SAV)'in hasır bir yatakta yattığını düşününce içim parçalanıyordu. Koskoca Kainatın Efendisi (SAV) hasır bir yatakta yatarken benim şu lüks içinde yaşamam ruhumu daraltıyordu. Gözyaşlarım akmak üzereyken besmele çekip geri gönderdim. Allah bizi affetsin! Odadaki tüm işleri bitirmenin rahatlığıyla kapıyı kapatıp aşağı indim. Üst kat bitmişti. Şimdide alt katı temizlemeliydim ama bu evi temizlemek sandığımdanda zormuş. Bir yandan da Umutu düşünerek daldığım için başıma neler geldi neler... Mesela salonun o koca camlarını silmek isterken camsilin bulunduğu spreyin başı ters dönmüştü. Bu yüzden bütün sıvı cama değil, yüzümün içine boşalmıştı. Sonra yerleri sileyim derken süpürgeyi kovaya sıkıştırdım. Çektim, çektim. Bir türlü gelmedi. Gücümü arttırınca süpürgenin elimde bulunan sopası aşağıya, bezli tarafıda yüzüme yapıştı. Sonrası daha kötüydü. Telefon çalmıştı. O telaşla ev telefonuna yürürken bacağım kovaya daldı ve süpürge gibi sıkıştı. Ne sıkıntısı vardı, şu kovanın anlamıyorum ki! Ya da ben çok sakardım. Bacağımı çıkaramayacağımı anlayınca o şekilde telefona yürüdüm. "Alo? Selam Aleyküm?" "Alo? Mucize? Sen misin kızım? Aleyküm selam." "Sadık amca? Ay yani baba? Ne oldu?" "Umut evde mi kızım?" "Şey..." "Yok değil mi? Akşamdan beri arıyorum arıyorum açmıyor beyfendi! Ama ben gösteririm ona. Neyse kızım. Sen kapat. Hadi Allah'a emanet ol." "Sende baba."deyip telefonu kapadım. Bu Umut nerede ki, Sadık amca bu kadar kızmıştı? Birde şu sıkışan ayağım vardı. Onuda zar zor çıkardıktan sonra temizliği bitirdim ve öğle namazımı kılmak üzere yukarı çıktım. Pestilim çıktı ama namaz dinlendirmişti bedenimi. Böyle şifa veren bir ibadetten insan kendini nasıl mahrum bırakır, anlamıyorum? Umutun şu kilitli odasınıda temizlemek istemiştim ama yine kilitliydi. Sanırım o oda hep kilitliydi hepte kilitli kalacak. Acaba içinde ne var? Namazdan sonra sünnet gereği feth suresini okuyup tam kapağını kapatıyordum ki aşağıdaki telefon sesi tüm odayı doldurdu. Bugün bir susmadı şu ev telefonu! Acaba bu sefer kim? Sadık amca bir şey söylemeyi mi unuttu? Kur'an-ı Kerim'i besmele çekip kitaplığın en üst rafına bıraktıktan sonra eteğimin uçlarından tutup koşa koşa aşağı indim. Biraz daha geç kalsam telefon kapanacaktı. "Alo? Selam Aleyküm?"deyip önü açılan yazmamı düzelttim. "Alo? Umut? Umut nerede? Sen kimsin?" Aman Allahım! Bu bir kız sesiydi. "Asıl siz kimsiniz hanımefendi? Umutu nereden tanıyorsunuz?"deyince kız öfleyip telefonu yüzüme kapattı. Buda neydi şimdi? Sakın bu kız Umutun... Yutkundum acı acı ama gerçeklerde acıydı. Allahım sen korktuklarımı başıma getirme! *** Sabahtandır televizyona boş boş bakıyordum. Zaten adam akıllı bir şeyde yoktu. Aklım halâ cevap bulamadığım sorulardaydı. Bir. Umut iki gündür neredeydi? Tüm haftasonu onu bekledim ama gelmedi. İki. O kız kimdi ve Umutu nereden tanıyordu? Üç. Ben bundan sonra ne yapacaktım? Yarın okul vardı. Her zamanki huyum gereği önceden tüm hazırlıklıklarımı yapmıştım. Televizyonda yine bir hint dizisi vardı. Annemle ablam bayılırdı bunlara ama benim televizyonla hiç aram yoktu. Sırf evde biraz ses olsun diye açmıştım. İki gündür koca evde yalnızdım ve çok korkuyordum. Buna rağmen aklımı işgal eden düşüncelerden kurtulamıyordum. Sıkıntıyla elimdeki tabaktan bir fındık daha attım ağzıma. Telefonum çalınca neredeyse boğazımı tıkıyordu. Kısa kısa öksürdükten sonra açtım telefonu. Annemdi. "Selam Aleyküm Mucizem?" "Anneciğim?" Gözlerim dolmuştu. "Aleyküm selam. Nasılsın? Babamlar nasıl?" "Hepimiz çok iyiyiz kızım Elhamdülillah. Sen nasılsın? Rahatın yerinde mi? Her şey yolunda mı?" "Elhamdülillah. Bende çok iyiyim anneciğim. Her şey gayet iyi gidiyor, hamd olsun. Oturuyordum bende işte öyle." "Umut ne yapıyor peki? Onun durumu nasıl?" Yalan söylemekten nefret ediyordum. Allahım sen affet. Sadece bir sıkıntı çıksın istemiyorum. "Dışarıda işi vardı. Biraz önce çıktı. Selamını söylerim." "Tamam kızım. Şimdi kapatıyorum. Sonra tekrar konuşuruz. Rabb'ime emanetsin." "Sende anneciğim. Güle güle." Telefonu kapar kapamaz tuttuğum nefesi dışarı verdim. Böyle boş boş oturmaktan çok sıkıldım. Salondaki kütüphaneden bir kitap alacağım sırada gözüm yine o kilitli odaya kaydı. Giriş kapısının hemen sağ tarafında duruyordu. Ne meraklı bir melahatım ben yahu! Cidden bu merakım ve sakarlıklarım bir gün beni öldürecekti. Odanın içinde ne olduğunu hâlâ çok merak etsemde Umutun oluşacak öfkesini düşünerek koltuğa uzandım ve kitabımı okumaya başladım. Ne olduğunu anlamadan kendimi uykunun kollarına bıraktım. Kafamı yemekten iyidir. Hem kaylulede yapmış olurdum. *** Bugün okulun ilk günüydü. Tabi Umuttan hâlâ bir haber yoktu. Hemen duşa girdim ve giyinmeye başladım. Üzerime bir elbise geçirip üstüne feracemi giydim. Başımada göğsüme kadar örten koyu renkli şalımı taktıktan sonra en sevdiğim çantama ihtiyacım olabilecek her şeyi dizdikten sonra koluma takıp sünnet gereği aynadan kendime baktım ve aşağı indim. Hz. Fatıma'nın dediği gibi; hayırlı kadın, helalinden başkasına dikkat çekici şekilde giyinmeyen kadındır. Sabah namazını kıldıktan sonra neredeyse su içiyordum ki oruçlu olduğum aklıma gelince son anda bardağı ağzımdan çekmiştim. Sünnete göre yaşamaya alıştığım için pazartesi ve perşembe sünnet oruçlarımıda ihmal edemezdim. Çevremide buna alıştırmaya çalışıyordum ama herkes uymuyordu ne yazıkki. Halbuki şimdiki müslümanlar olarak Kur'an ve sünnetten uzaklaştığımız için geride kalmıştık. Bu düşünceler arasında etrafı güzelce toplayıp tüm işlerimi bitirdikten sonra Sadık amcanın bana düğün hediyesi olarak aldığı harika, beyaz-siyah çizgili kırmızı arabama binip üniversitenin yolunu tuttum. Bu araba neden bu kadar gösterişli? İnşaALLAH çok dikkat çekmezdim okulda. Aklıma birdenbire annemlerle vedalaştığım gün gelmişti. Kaç gündür evde yalnız olduğum için sanki dünyanın en yalnız insanı gibi hissetmiş ve biraz duygulanmıştım. Umut sağ olsun! Doğrusu ailemi çok özlemiştim. Aslında okul hayatım gereği onlardan uzun zamandır ayrıydım ama insan hayatında bir kere evlenir. Tamam belki iki, üç kez ya da daha fazla ne bileyim? Sonuçta ben ilk defa evlenmiştim. Artık okullar tatil olunca evime gidemeyecektim. Artık orada yaşamayacaktım da. Bu yüzden hep korktum ya evlilikten. Şimdi ise kocam beni yalnız bıraktı ve ben hem yalnız hissediyor hem korkuyordum. Ah Umut! Alacağın olsun. Bugün artık resmen PDR ikinci sınıftım. İnsan psikolojisine hep ilgim vardı. Severek seçmiştim bu bölümü. Çok şükürkü okulumuz bizi çok zorlamıyordu. Geç açılıp erken kapanır, vizeler veya finallerden önce tatiller ya da motivasyon gezileri yapılırdı. Derslerimizde hep ilgi çekici ve eğlenceli olurdu. Hocalarımız alanında ünlü profesörlerdi. Bu üniversiteyi seçmemde bana abim yardım etmişti. Allah ondan razı olsun. Annemlerde çok dua etmişlerdi benim için hayırlısı olsun diye. Allah onlardan da razı olsun İnşaAllah. Benden de İnşaAllah ve bütün mü'minlerden. Ee bende eksik kalmayayım değil mi? Okula yaklaştığımda arabamı otoparkta uygun bir yere park edip derin bir nefes aldım ve indim. İnmemle moralimin bozulması bir oldu. Çünkü önüme Duygu çıkmıştı. İstemedende olsa içime sıkıntı bastı. "Ooo... Araba yapmışız Mucizeciğim?"deyip alayla gülümsedi ve saçlarının ucuyla oynaştı. "Hiç seninle uğraşamayacağım Duygu. Çekil önümden."dedim ve yana kaydım. Oda tekrar önüme geçti. Tekrar sıkıntıyla bir nefes veremeden edemedim. "Ne istiyorsun Duygu?" "Seni uyarıyorum Mucize! Güneyden uzak dur!" Aff Allahım ya Rabb'im! Geçen seneden beri başımın etini yedi Güney de Güney diye. Güney ona bakmıyor diye benimle uğraşmak zorunda mı? "Daha öncede söyledim. Şimdide söylüyorum sevgili arkadaşım! Güneye yapışan ben değilim, sensin!" "Güney biraz peşinden koştu diye bana hava mı atıyorsun? Göreceksin, senden sıkılacak ve bana gelecek." "Hakkınızda hayırlısı canım. İnşaALLAH öyle olur Duygucuğum. O günü iple çekiyorum!"deyip onu yana ittirdim ve direkt kafetaryaya gittim. Kızlarla akşam konuşmuştuk uzun uzun. Kafeteryada buluşacaktık. Kantine girdiğim gibi Sümeyye ve Hatice kırmızı görmüş boğa gibi üzerime atladılar. Neye uğradığımı şaşırdım. Dalağımı bırakacaktım neredeyse şuraya. "Kızlar durun! Aman Allahım! Nefes alamıyorum. Beni öldürmek mi istiyorsunuz? Durun yaw!" Sırıtarak benden ayrıldıklarında üzerimdeki ağırlığın azalmış olmasına o kadar rahatladım ki yamuk yumuk bir yüz ifadesiyle onlara baktım. "Demek intikamınızı böyle alıyorsunuz?" "Demek vefasızlığını kabul ediyorsun?"dedi Hatice beni taklit ederek. Sümeyye ise tekrar üzerime atladı ve "Dur mucit ya! Zaten yaz boyunca hiç görüşemedik. Bari acısını çıkarayım."dedi. "Süme sana kaç kere diyeceğim, bana öyle deme diye!"derken Hatice Sümeyyeyi ittirip bana sarıldı. "Bırak Süme ya! Bizde sarılalım şu kıza. Yüzünü gören cennetlik zaten." Ne kadar birbirimizle şakalaşsakta gözyaşlarımız birbirine karışmıştı. "Ohooo... Bu ne duygusallık? Birbirinizden 10 yıl uzak kalmadınız ya."diye dalga geçen Savaşı fark edince hemen kendimi toparladım. "Nasılsın abiciğim?" Savaş bizimle yaşıt olduğu halde bir tek ben ona abi derdim. Hem abi gibi korumacı tavrıyla içime işlerdi hem de biraz işin espirisi olduğu için. "Çok iyiyim abim. Otursanızda, çaylarımızı içsek çok daha iyi olacağım."dedi yalancı bir sistemle. Bunun üzerine kantindeki her zamanki yerimize geçip koyu bir sohbete daldık. Okulun ilk günü ve derslere hemen başlanmaması sohbetimize daha bir keyif katmıştı. Sümeyye bana alayla gülümseyip Savaşa döndü. "Güney nerede Savaş? O niye gelmedi?" Ah olamaz! Bunu tahmin etmeliydim. Sümeyye Güneye olan eski ilgimi kullanıyordu. Bunu anlayan Savaş bana bakarak zorla gülmemeye çalıştı. "Yurt dışındaydı en son. Bir, iki haftaya kalmaz gelir." Uhh! İşte bu iyi bir haberdi. Tabi bunlar benim son iki aydır neler yaşadığımı bilmiyorlardı. Bilseler böyle davranabilirler miydi? Sümeyye aklımı okumuş gibi "Ne oldu Mucize?"diye sordu. Tam anlatmaya hazırlanıyordum ki Sümeyyeyi bir yere dalmış görünce şaşkınlıkla onu süzdüm. Ağzı açık, öylece dondu bir anda. "Aa! Ne oldu bu kıza birdenbire? Süme?"diye dürtükledi Hatice onu. Sümeyye kendine geldikten sonra kekeleyerek "Bu... o çocuk... magazindeki yakışıklı."deyince hepimiz kafamızı o yöne çektik. Şimdi şok sırası bendeydi. Yaklaşık 3 kızdan ve 4 erkekten oluşan bir grup kantinden içeriye girmiş, bizimle birlikte herkes o yöne dönmüştü. Benim asıl şaşırdığım nokta ise aralarında hatta grubun başında Umutun olmasıydı! Ama... Bu nasıl olurdu?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE