Bu o, Savaşın baka baka bitiremediği aynı zamanda Umutun dibinden ayrılmayan kızdı.
"Buyrun?"
"Sen kimsin ya! Umut nerede?"
"Yoksa geçen gün arayan siz miydiniz?"
"Sana ne be! Hem senin Umutun evinde ne işin var? Umut iyice aşırıya kaçtı. Bu sefer seni mi attı eve?"deyip beni küçümseyerek süzdü.
Duyduklarıma inanamıyorum! Bu kız neler diyor böyle?
"Ne diyorsunuz hanımefendi? Ben onun-" Tam "karısıyım"diye tamamlayacakken eve gelen Umutu fark ettim. Beni yok sayıp direkt kızın kolunu tuttu.
"Ece? Senin ne işin var burada?"
"Sonunda Umut. Asıl bu kızın ne işi var burada? Kim bu?"dedi sanki insandan değilmişim gibi. Umut bana yandan bakarak "O mu? O... o benim... o benim kuzenim. Beni ziyarete geldi."deyip beni şoka uğrattı. Ne! Kuzen mi? İkisini şaşkınlıkla izliyordum.
"Ouh! Kuzenin demek. Bende sandım ki..."
"Ne sandın Ece? Böyle bir kız benim tipim olabilir mi sence?"
"Doğru söylüyorsun. Her neyse..."diye konuşa konuşa yanımdan uzaklaşmaya başladılar. Kapıyı kapatıp istemsizce yere çömeldim ve ağlamaya başladım. Bu kadarı çok fazlaydı.
Kapı tekrar çalınca gözyaşlarımı silip açtım hemen. Umuttu gelen.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun! Eğer yetişmeseydim ona evli olduğumuzu mu söyleyecektin ha?"deyip üstüme yürümeye başladı. Sırtım soğuk bir duvara çarpınca durmak zorunda kaldım.
"Neden bu kadar korkuyorsun? Neden evli olduğumuzu herkesten gizliyorsun?"
"Sana ne ha sana ne!"deyip bağırdı. "Seninle dün ne konuştuk biz?"
Bağırmasına dayanamayıp yüzümü yana eğdim.
"Konuşurken yüzüme bak!"deyip tek eliyle çenemi kaldırdı ve sinirli suratını dahada yaklaştırdı. "Bir şeyi bir kere söyleyince anlamak senin için çok mu zor?"
Ağladımı görünce yumuşadı sanki. Elini çenemden çekip uzaklaştı ama işaret parmağını yüzüme doğrultmayı ihmal etmemişti.
"Eğer bu bir daha tekrarlanırsa seni pişman ederim! Beni anladın mı? Ayrıca evlendik diye seni eşim olarak kabul ettiğimi düşünme!" Hayatımda hiç bu kadar soğuk bir ses duymamıştım. Tam gidecekti ki arkasından bağırdım.
"O zaman neden o masada EVET dedin ha? Sözlerini tutmaktan bu kadar mı acizsin?"
Arkasına dönmedi. Öylece durup yumruğunu sıktı. Bir süre öyle durduktan sonra kapıyı büyük bir gürültüyle çarpıp gitti.
Yine olduğum yere çömelip ağlamaya başladım. Ellerimi semaya kaldırıp dua etmekle acımı dindirmeye çalıştım.
"Allahım! Yalvarırım bana verdiğin imtihanlar ölçüsünde güç ver. Ne olur bunlarla başa çıkmam için bana yardım et. Sen kimseye taşıdığından fazla yük vermezsin. Ne olur merhametinle muamele et. Amin."
Sonraki günler okula gitmeyip evde takıldım. Umutta hiç gelmedi. Dersler üstü kapalı işleniyormuş kızlardan haber aldığım kadarıyla. Umut sağ olsun moral, motivasyon hiçbir şey bırakmamıştı. Derse gidecek keyfim yoktu hiç. Haftaya eksiksiz giderdim artık. Yalnız huyum gereği yüzüm çabuk gülerdi. Bu huyumu severdim.
Sümeyye ve Hatice, telefonda konuşurken bana "artık yurtta kalmıyorsan madem, nerede kalıyorsun o zaman?" diye bir soru yönelttiler. Sonuçta geçen seneden beri Sümeyyeyle yurtta kalıyordum. Bu soruyu sormak haklarıydı. İlk başta ne cevap vereceğimi bilemesemde aklıma Umutun Eceye bizim kuzen olduğumuzu söylemesi gelince bende yalan söylemek zorunda kaldım ve akrabalarımın evinde kalıyorum dedim. Umut mecbur bırakmıştı beni. Hele en son yaşadıklarımızdan sonra daha bir çıkmaza sokmuştu.
Neden bilmiyorum ama evlendiğimizden beri Umut aklımdan çıkmıyordu. Bende onu düşünmemek için neler yaptım neler...
Mesela çeşit çeşit yemekler yaptım. Komik komik filmler izledim. Gülerken bir şey düşünmüyordum. Biliyorum ben çatlağın tekiyim ama gülmek derde derman değildi. Rabb'im hüzünlü kalpleri severdi, bunu da biliyordum. O yüzden en güzel çare ve uğraş deyip Kur'an-ı Kerim'i elime aldım ve inceledim derin derin. Arapçası olsun, meali olsun, tefsiri olsun araştırdıkça huzur buldum. Sonuçta elimizde kainatı anlatan mucizevi bir kitap duruyor. Onu okumasak yeryüzündeki halifeliğimizin ne anlamı kalır? Bazı ateist profesörler ve bilim adamları bile merak edip Kur'an-ı Kerim'i incelemiş ve müslüman olmuşlardı.
Böyle böyle bir hafta bitmişti. Pazarteside gitmedim okula. Dersin hocası yokmuş wathsapp grubunun söylediğine göre fakat salı çabuk gelmişti. Sabah erkenden kalktıktan sonra rutin işlerimi halledip okulun yolunu tuttum. Wathsapp grubundan ders programını atmıştı temsilci. İlk dersimiz Raşit hocaylaydı. Hadi buyrun bakalım.
Okula sakin bir giriş yapıp sınıfıma gittim. Bir beş dakika sonrada hoca gelmişti. Sümeyye ve Haticeyle ne kadar ortak derslerimiz olsada bazen keşke aynı sınıfta olsaydık demeden edemiyorum.
Sohbetli ve yarı işlenen bir dersten sonra çıkmadım sınıftan. Onun yerine biraz kafamı koydum. Ağrı kesici almama rağmen başım hâlâ çok ağrıyordu.
Duygularda çıkmamıştı. Sanki özellikle benim duymamı ister gibi sıranın üzerine oturmuş, bana yan yan bakıyordu. Kızlardan birisi "Canısı ya, nerede bu Güney? Hani bu hafta gelecekti?"diye sordu.
Güney ismini duymamla aniden kaldırmıştım başımı. Tabi Duygu hemen fark etmişti bunu.
"Aldığım habere göre yarın gelecekmiş şekerim. Biliyor musunuz? Yarın o kadar süsleneceğim ki Güney gözlerini benden alamayacak."deyip bana ters ters baktı ve ağzından "Hıh!" gibi bir mırıltı çıkarıp saçlarını arkaya savurdu. La havle...
Yaptığı tuhaf hareketiyle bu baş ağrıma rağmen beni kırkıtılara boğmuştu. Bu kız harbi takık ya...
Bir sonraki ders bittiğinde bende bitmek üzereydim. Baş ağrısıyla ders dinlemek çok zordu. Kızlara mesaj atıp nerede olduklarını sordum ve tahmin ettiğim gibi kantindelermiş. Gidip sopsoğuk bir su almak ve alnımın tepesine yerleştirmek istiyorum. Ablam sağlıkçıydı. Ne zaman başım ağrısa böyle yapmamı söylerdi. Soğuk uygulama baş ağrısına iyi gelirmiş. Tabi bu herkeste işe yaracak diye bir kural yok.
***
"Daha iyi misin?"
"Evet. Sağ ol."deyip Sümeyyenin elinden suyu alıp tam ilacın üstüne yudumlamıştım ki Savaş "Yarın Güney geliyor millet."deyince ağzımdaki tüm su Sümeyyenin suratına sıçradı.
Duyguların yalan söylediğini, beni kışkırtmak için yaptığını sanmıştım. Demek doğruymuş!
"Sağ ol Mucize. Sabah yüzümü yıkamamıştım."diyen Sümeyye peçeteyle yüzünü silerken Savaş ve Hatice bize kıkırdıyordu.
"Ne oluyor kız Muci? Güney lafı geçince bir heyecanlandın?"deyip güldü yine Hatice.
"Yok, şey... ilaç tıkadı. O yüzden..."
İkizler birden "Hıhı tabi."diye geveleyince göz devirdim.
Allahım ne yapacağım ben bu Güney konusunda? Eğer onlara evli olduğumu söylersem Umut canıma okurdu ama söylemezsemde önünde sonunda öğrenip bana darılacaklardı ve en önemlisi, sürekli Güneyi bana karşı kullanacaklardı.
"Ne oldu Süme? Yine niye sırıtıyorsun?"diye soran Haticeden sonra Sümeyyeye baktım. Ah yine o çocuk geliyordu. O yüzden öyle dalmıştı. Sümeyyeye yaklaşıp fısıldadım.
"Adını öğrenebildin mi?"
"Evet. Adı Canmış."
"Neymiş?"deyip yaklaştı Hatice.
"Can can kurban imiş."
"Ya Mucizeee!"diye kızıp beni dürtükleyen Sümeyyeye gülmeden edemedim.
Savaş Eceden bakışlarını ayırıp bize döndü. Bir dakika Ece mi dedim? Onlar buradalardı değil mi?
"Ne fısıldıyorsunuz siz?"
"Hiiiç kardeşim. Demi Mucize."
"Ya ya evet. Hatice doğru söylüyor. Demi Süme?"
"Ah ah... Evet. Sonuna kadar evet."deyip iç çekti Sümeyye. Acaba bu Can hayallerinde evlenme teklifi mi ediyor da bizim kız böyle saçmalıyor?
Çaktırmadan bir Umuta bakayım dedim. Cık bakmıyordu ama baktığımı fark edince oda baktı.
Bu Ece denen kız neden Umuta bu kadar yakın, anlamıyorum! Acaba aralarında bir şey mi var? Hayal kırıklığıyla önüme dönüp dudaklarımı büzdüm ve bir o yana bir yana yuvarlayıp durdum. Çenen çıkmasın emi Umut!
Günün sonunda eve gittiğimde biraz dinlenmiştim. Enerjimi kazandığıma emin olunca da evdeki işlerimi halledip tam ders çalışacaktım ki yine alacaklı gibi kapı çalmaya başladı.
Korkuyordum. Kötü bir şey olmasa bari. Öylece dikilmeyi bırakıp kapıyı açmaya gittim. Yine bir şok anı! Yine beklemediğim kişiler...
"Sadık amca?"