CİWAN Berfu'ya bir kez olsun bakmadan, eşyalarımı alelacele topladım. Yalnızca içimde çarpan kalbimin sesiyle, odayı terk ettim. Ceketimin yakasını usulca düzeltirken, arkamdan sarkan bakışların sırtıma saplandığını hissediyordum. Göz göze gelmemek bir tercihten çok, bir mecburiyetti artık. Kapıyı yavaşça çektim. Sessizliği bozacak kadar bile sert kapatmamak için özen gösterdim. Ama göğsümde yankılanan o ağırlık, gitmiyordu. Nedenini bilmiyordum, ya da belki biliyordum da kendime itiraf edemiyordum. Umursamıyormuş gibi yaparak merdivenlere yöneldim, adımlarım hızlandıkça içimde bir şeyler daha da sıkışıyordu. Alt katta Moriş ayakkabılarını giymiş, beni bekliyordu. O her zamanki yapmacık gülümsemesiyle sanki bir tiyatro sahnesine hazır gibiydi. Göz göze geldiğimiz an, içimden bir şey

