2. Bölüm

1302 Kelimeler
Sabah güneşi, Urfa çarşısının dar sokaklarında altın sarısı ışıklarını serpiştiriyordu. Taş döşeli yollar, satıcıların tezgâhlarından yükselen baharat ve taze ekmek kokularıyla doluyordu. İnsanlar sessiz adımlarla yürüyordu; arada bir çocukların neşeli sesleri sokaklarda yankılanıyordu. Elvan ve yengesi Zehra, sabahın bu sakin saatlerinde çarşıyı adımlıyorlardı. Elvan, gözlerini her dükkânın vitrinine dikmiş, dikkatle kıyafetleri inceliyordu. Zehra ise yanında hafif gülümseyerek, ablası gibi koruyucu bir tavırla Elvan’ın seçimlerini izliyordu. “Yenge, bak hele şu bluz,” dedi Elvan, parlak ama sade bir kumaşa işaret ederek. Zehra yaklaştı, elini nazikçe kumaşa dokundu. “Hmm… bu sana çok yakışır Elvan. Renk cildine uygun ve günlük kullanım için ideal. Ama belki abini kol boyu biraz rahatsız eder.” Elvan hafifçe başını salladı. “Evet, haklısın yenge. Yarım kollu olanlara bakalım .” İlerleyen adımlarda başka bir dükkâna yöneldiler. Tezgâhın üzerinde hafif pamuklu elbiseler seriliydi. Elvan, bir elbiseyi alıp yumuşak dokusunu hissetti, gözleri parladı. “Bu elbise de güzelmiş,” dedi. Zehra, hafifçe gülümseyerek onayladı. “Evet, bunu da alabilirsin. Günlük giyersin hem rahat hem şık olur. Renk de sena çok uyuyor.” Elvan birkaç derin nefes aldı, kararını verdi. “Tamam, bunu alalım, yenge. Ve birkaç parça daha günlük kıyafet seçelim.” İkisi dükkânları dolaşmaya devam ettiler; Zehra Elvan’a bazı parçaları gösteriyor, ona fikirlerini nazikçe söylüyor, Elvan da bazı noktalarda yengesini onaylıyor ve birlikte birkaç parça kıyafet seçiyorlardı. Renkler, dokular ve modeller arasında keyifli bir uyum vardı. “Bence bu pantolonla o bluzu kombin edebilirsin,” dedi Zehra, bir elbisenin üstüne pantolonu tutarak. Elvan, gülümseyerek başını salladı. “Evet, yenge… çok güzel olur. Sen olmasaydın bu kadar doğru karar veremezdim.” Alışveriş boyunca çarşıdaki kalabalık yavaş yavaş artıyor, satıcılar ürünlerini övüyor, diğer kadınlar birbirleriyle sohbet ediyordu. Ama Elvan ve Zehra kendi dünyalarında, küçük sohbetler ve kahkahalarla yürüyordu. Elvan, alışverişin keyfini çıkarırken yüreğinin bir köşesinde yine Baran’ın hayali vardı; gözleri farkında olmadan uzaklarda bir hayale takılıyor, sessizce gülümsüyordu. Alışverişin sonunda, ellerinde birkaç günlük kıyafet, hafif gülümsemelerle çarşıdan ayrıldılar. Rüzgâr saçlarını savuruyor, güneş yüzlerini ısıtıyordu. Elvan, Zehra’ya bakarak içten bir teşekkür etti. “Yenge, sen olmasaydın, ben bu kadar rahat olamazdım. İyi ki seninle geldik. " Zehra hafifçe gülümseyip omzuna dokundu. “istediğin zaman çıkarız gülüm.” Çarşı sokağının sonunda, taş döşeli yol daralıyor, satıcıların tezgâhları azalıyordu. Elvan ve yengesi Zehra, ellerinde aldıkları birkaç kıyafetle son dükkânlardan çıkarken hafif bir rüzgâr saçlarını savurdu. Çarşının canlılığı yavaş yavaş azalıyor, sessizliğe yakın bir tempo başlamıştı. Tam o sırada, köşeden tanıdık bir siluet belirdi. Hozan… Elvan’ın abisi, Zehra’nın kocası… Uzakta kızları gördüğünde kaşlarını hafifçe çattı, gözlerindeki ciddi ifade, yılların alışkanlığıyla sanki bir uyarı gibiydi. Ama Zehra, Hozan’la göz göze geldiğinde, yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Bu gülümseme, Hozan’ın kaşlarını gevşetti ve dudaklarında istemsiz bir tebessüm oluştu. Elvan, yengensinin hızlı adımlarına ayak uydurarak onun yanına doğru ilerledi. Yüreği hafifçe çarpıyordu; Hozan’ın bakışları her zaman biraz ürkütücü, biraz da güven vericiydi. “Hozan’ım, iyi ki denk geldik ,” dedi Zehra, hafif utangaç ama neşeli bir gülümsemeyle. Hozan dudaklarını hafifçe kıpırdattı, kaşlarını yeniden çattı ama sesi yumuşaktı. “Ben işe gider gitmez kendinizi çarşıya mı attınız, Zehra?” Zehra başını hafifçe eğdi, utanmış bir gülümsemeyle cevap verdi. “Ah Hozan’ım… biraz alışveriş yapalım dedik. Hava güzel, çarşı da sakinmiş, fırsat kaçmaz dedik.” Hozan, gözlerini Zehra’dan ayırmadan bir an durakladı, sonra hafifçe gülümseyerek başını salladı. “Pekala, ama dikkat edin kızlar. Fazla dolaşmayın.” Elvan, Zehra’nın yanında hafifçe gülümseyerek sessizce duruyordu. İçten içe Hozan’a karşı duyduğu saygı ve hayranlık karışımı bir heyecan hissediyordu. Hozan’ın sert ama adaletli duruşu, Elvan’ın çocukluğundan beri güven duyduğu bir simgeydi. “Merak etme Hozan’ım,” dedi Zehra, hala gülümseyerek. “Biz çabuk döneriz, hem alışverişimiz de tamamlandı.” Hozan başını hafifçe salladı ve bir adım geri çekilerek onları izledi. Elvan, yengesinin elini hafifçe sıkarak yanından geçti; küçük bir teşekkür göz kırpmasıyla Zehra’ya baktı. Zehra da, Elvan’a hafifçe gülümsedi, sessiz bir destek vermiş gibi. Çarşıdaki bu karşılaşma, Elvan’ın yüreğinde hem heyecan hem de sıcak bir güven duygusu bıraktı. Hozan’ın bakışları, Zehra’nın neşeli gülümsemesi ve çarşının sessizleşen sokakları, günü daha özel ve anlamlı kılmıştı. Elvan ve Zehra, çarşıdan aldıkları kıyafetlerle konağa doğru yürürken, günün sıcak güneşi ter içinde kalmalarına rağmen keyifli bir yorgunluk bırakıyordu. Avlunun taş yollarına ayak bastıklarında, ağaçların gölgesinde hafif bir esinti yüzlerini okşadı. Çiçekler ve nar ağaçlarının arasında ilerlerken, burası her zaman onlara güven veren bir sığınak gibiydi. Avluda, Fatma Hanım oturmuş, komşuları Fikriye ile çaylarını yudumluyordu. Hafif güneş ışığı, Fatma Hanım’ın yüzünü yumuşatıyor, nazik ve sıcak bakışları avlunun her köşesine yayılıyordu. Çaydan yükselen buhar, mis gibi çiçek kokularıyla karışıyor, sessiz bir sabah ritmi oluşturuyordu. Elvan ve Zehra, yorgun adımlarla Fatma Hanım’ın yanına oturdular. Fatma Hanım, gözlerini onlardan ayırmadan hafifçe kaşlarını kaldırdı ve bıyık altından gülümseyerek sordu. “Yine çarşıyı toplayıp mı geldiniz kızlar?” Zehra, utangaç ama neşeli bir gülümsemeyle cevap verdi. “Ana, çok güzel şeyler gelmiş, dayanamadık, bir aldık bir kaç şey.” Elvan da ekledi. “ sana da birkaç şey aldık anne. İnşallah beğenirsin.” Fatma Hanım, komşusu Fikriye’nin yanında belli etmemek için bıyık altından hafif bir gülümseme attı ve ellerini çay fincanına koyarken “Hadi hadi, mutfağa geçin bakalım. Adamlar gelecek, ortada yemek yok. Çarşıda ne bulduysanız da gösterirsiniz sonra.” diye ekledi. Elvan ve Zehra, birbirlerine hafifçe gülümseyerek, yorgunluklarını unutturacak bir keyifle mutfağa doğru ilerlediler. Avluda rüzgâr hafifçe dalları sallıyor, nar ve zeytin ağaçlarının yaprakları birbirine dokunuyor, çaydan çıkan buharla birlikte avluda huzurlu bir atmosfer yaratıyordu. Elvan, mutfakta ellerini yıkarken, Zehra’ya hafifçe fısıldadı. “Yenge, bu alışverişten çok keyif aldım.” Zehra da gülümseyerek cevapladı. “Ben de Elvan, senin keyifli olman yeter. Hem bir gün biriktirdiğimiz küçük mutluluklar çok değerli.” O an Elvan, yorgunluğunu unuttu; hem alışverişin neşesi hem de yengesiyle birlikte olmanın verdiği huzur, kalbini ısıtmıştı. Avluda çay kokusu ve kuş cıvıltıları arasında, günün telaşı biraz olsun durulmuş gibiydi. Bozdağ Konağı’nın avlusu öğle güneşiyle yumuşak bir sıcaklığa bürünmüştü. Taş zemin, havuzun su yansımalarıyla hafifçe parlıyor, nar ve zeytin ağaçlarının gölgeleri serin bir alan yaratıyordu. Avlunun köşelerinde özenle dikilmiş çiçekler, konağın düzenli ve estetik havasını tamamlıyordu. Berivan Hanım, eliyle ince bir kahve fincanını tutuyor, yanında birkaç komşu kadınla sohbet ediyordu. Komşuların yüzlerinde hem merak hem de keyifli bir ifade vardı; kadınlar hem birbirlerinin sohbetinden hem de öğle güneşinin sıcak ışığından hoşlanıyordu. Afşin, Zöhre ve Fidan ise avlunun köşelerinde sessizce işleri düzenliyor, kahve ve tatlı servisiyle hanımağanın yanında çalışıyorlardı. Komşulardan biri, gülümseyerek konuşmaya başladı. “Hanımağam, ne iyi ettin de çağırdın. Vallahi bize de iyi geldi.” Berivan Hanım, kahvesinden bir yudum alıp hafifçe gülümseyerek cevap verdi. “Vallahi bana da iyi geldi. Bu öğle araları bazen insanın ruhunu da besliyor.” Bir diğer komşu merakla sordu. “Hanımağam, Baran Ağam hâlâ evlenmek istemiyor mu?” Berivan Hanım, kahvesinden bir yudum daha aldı, başını hafifçe salladı ve gözlerinde hafif bir tebessümle cevap verdi. “Yaşı geldi de geçiyor komşum, bir kız bakacağız artık. Zamanı gelince, hayırlısı olur inşallah.” Yakın komşusu Hacer Hanım, gözleri parlayarak heyecanla araya girdi. “Hanımağam, benim aklıma bir isim geldi! Çok yakışır, eminim.” Berivan Hanım, Hacer Hanım’a dönüp tebessüm etti,sesini kibar tutmaya çalışsa da otoritesi baş kaldırmıştı. “ bakalım komşum, senin aklındaki isim de bir düşünce olsun. Vakti gelince babasıyla atası münasip birini elbet düşünürler. " Afşin, Zöhre ve Fidan, sessizce çayları ve tatlıları masaya getirip yerleştirirken, Berivan Hanım ve komşular sohbetlerini sürdürüyorlardı. Güneşin hafif sıcaklığı, taş duvarlarda gölgeler oluşturuyor, avluda hem huzur hem de canlılık hissi yaratıyordu. Berivan Hanım, çayından bir yudum alıp derin bir nefes verdi. “gülsüm senin kızı da özledik valla. Ne zaman geliyor. Okumaya bir gitti yüzüne hasret kaldık. ” Gülsüm hanım hasretle derin bir iç çekti. "bende özledim komşum. Burnumda tütüyor vallahi. Doktorluk kolay değilmiş öyle diyor her konuşmamızda. İzinleri bile çok azmış. Babamla siz gelin diye tutturdu. İnşallah önümüzdeki ay İstanbul 'a gideceğiz" Komşular da gülümseyerek fincanlarını kaldırdı, avlunun sessizliği içinde kahvelerinden buhar yükseliyor, taşların üzerinden hafif rüzgâr geçiyordu. Avluda, hem huzur hem de kadınların sıcak sohbeti bir arada harmanlanmıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE