Rüzgâr, taş evin çatısındaki kiremitleri titretiyordu.Her sabah aynı sesle uyanırdım artık; doğanın bile bana hatırlattığı bir gerçeği vardı:Hiçbir şey tamir edilmez, sadece taşınır.Acı, suç, sevgi — hepsi yer değiştirir.Ama hiçbir zaman kaybolmaz. Masamın üzerinde eski bir defter duruyordu.Kapak yanmış, köşeleri kararmıştı.Üzerinde solgun bir yazı: Mina. Defteri birkaç gün önce Tarık getirmişti.Yarbay Kara’nın gizli arşivinde bulmuşlar.“Bu senin ikizin son notları,” demişti.O günden beri dokunmaya korkuyordum.Ama bugün farklıydı.Bugün, içimdeki sessizlik bile yanıyordu. Defteri açtım.İlk sayfa, titrek harflerle yazılmıştı.“Ben, Mina Karakaya.Eğer bunu okuyorsan, demek ki ben artık yokum.” Nefesim kesildi.Her kelime, boğazıma saplanan bir diken gibiydi.Devam ettim. “Maryam, seni hep k

