10.Bölüm

1138 Kelimeler
İstanbul, Haziran 2012. Sevgili Tarabya, Havalar artık güzelleşiyor. O kapalı kasvetli kara havalar geride kaldı. Güzel günler bizi bekliyor. Ben bir doktorum Tarabya bunu  söylemiştim sana ve  havalar güzelleşiyor ama sağlık düzelmiyor. Geçen gün bir hastamı kanserden kaybettim. Üzüldüm. Yıkıldım. İçim dağlandı. Bir doktor olarak soğukkanlı olmalıydım ama asla insani tarafımı da kenara bırakamıyorum. Başka ben olamıyorum. O kadar istedim ki iyileşip sağ salim hayata devam etmesini... ama olmadı. Bunlar beni üzüyor. Doktor olmak isterken olurken hatta olduktan sonra tek bir hayalim amacım vardı. Hâlâ da var. Kimse hastalıktan sağlıktan yoksun ölmeyecek ölecekse de sevgisizlikten üzüntüden ölecek derdim, kendime amacımı hatırlatırken. Hatta sırf bu yüzden bile ölmesinler diye psikolog olmak istemiştim. Ama bu hayatta kimseye yetemiyorsun. Bunları sana neden anlattım... Geçen hafta babamın ölüm yıldönümüydü Tarabya. Babam öldüğünde ben daha on beş yaşıma yeni girmiştim. Annem üzüntüden kahrolmuştu, yataklara düşmüştü. Babamdan sonra annemi kaybedeceğim düşüncesi beni çok yıpratmıştı o zamanlar. Ve o an sevdiklerimi kaybetmemek hayatta tutmak için doktor olmaya karar verdim. Zordu. Hatta imkansızdı. Çünkü o zamanlar kimse ihtimal vermiyordu benim tıp kazanıp doktor olacağıma... O kadar derbeder çaresiz haldeydim Tarabya. Ama başardım. Bana inanmayanları bile kendime inandırdım. Kendime inandım. Bir çok hasta kurtardım, iyileştirdim, hayata döndürdüm. Bu yüzden mesleğimle mutluyum. Bunu babama borçluyum. Ve iyiyim Tarabya. Alıştım. İyi demeye de iyi olmaya da. Ve Tarabya... Seni hissetmeyi de. Ayın yirmi yedisi. Anlaşmayı kabul ediyorum. Yüreğimden akan sevgimle, İstinye. Mektupla beraber ağlamıştım. Halen de ağlıyordum. Bugünkü kaçıncı okuyuşumdu bilmiyordum. Mektup da ağlıyordu çünkü onun satırlarından dökülen gözyaşlarını hissedebiliyordum. Dokunduğumda izi kalıyordu parmaklarımda. Ah İstinye. Seninle gurur duyuyorum. Her şeye rağmen ayağa kalkabildin, dimdik durabildin ve yürümeye başladın. Ve o yolda büyük uğraşlar vererek yürümeye devam ediyorsun. Seni bir kez daha ne kadar çok sevdiğimi anladım. Ve nasıl hissedebiliyordu anlıyordu anlam veremiyordum. Altıncı his mi derdiniz yoksa sezgileri mi bilemiyordum. Ama İstinye beni anlıyordu. Hissediyordu. Duyuyordu. Görüyordu. Somut olarak olmasa da. Ablam... Kanserdi. Bunu öğreneli bir kaç gün olmuştu ama annemler sanki ben öğrenmemişim gibi davranıyorlardı. Her şey eskisi gibi ilerliyordu. Mektubu katlayarak sandığa koyduğumda sandığın dolmak üzere olduğunu gördüm. Yeni bir sandık almalıydım ya içindekileri boşaltıp başka bir yere kaldırmalıydım ama nereye? Bir an aklım okuldaki boş dolabım geldi. İki tane dolabım vardı ve bir tanesini kullanmıyordum dolmuştu. Oraya götürebilirdim. Aslında evde saklamak daha akılcaydı ama sağa sola gizleyip de anneme yakalanmak istemiyordum. Çünkü onun İstinye'den haberi yoktu. Ve öğrendiğinde de ablam gibi onun da karşı çıkacağını biliyordum. Kim olsa karşı  çıkardı çünkü onlara göre bu ilişkinin bir sonu yoktu. Ama yanlıştı. Ben İstinye'yle gelecek hayal ediyordum. İnanıyordum buna. Ve bu hayalimin gerçekleşeceğine emindim. Belki Galata'ya çıktığımızda kesin emin olacaktım. Ah Galata... Kız Kulesi'nin aşkını anlamayan ama sonra sırılsıklam aşık olan Galata. & Hep beraber çardaktaydık. Akşam yemeğini yiyecektik. Ablamla beraber mutfaktan bahçeye tabak çatal bıçakları taşırken annem de ocakta pilavın demlenmesini bekliyordu. Yanına da fasulye yapmıştı. Ablam kaselere cacık doldururken ben de tepsiye diziyordum. Göz ucuyla ona baktım. İyiydi. İyi görünüyordu. Açık mavi kolsuz bluz ve gri renkte eşofman giymişti. Beyaz açık terliklerine baktım. Bir ayağını diğer ayağına atmıştı. Tezgaha yaslanıyordu. Kumral karamel saçlarına baktım. Toplamıştı. Ev topuzu şeklinde dağınık duruyordu. Tutamları yandan sarkmıştı. Benim çikolata kahve saçlarıma nadiren daha açık saçları vardı. Onu dikkatli izlediğimi fark edip aniden bana döndüğünden elim ayağım birbirine dolaştı, yutkundum. Son kaseyi bana uzatırken hayırdır işareti yaptı. Gözlerimi kaçırarak kaseyi tepsiye koydum. Tepsiyi tutarak, "Bir şey yok abla." diyerek ona sırtımı döndüm. Mutfaktan çıktığımda rahatlamıştım. Ablamın bildiğimi bilmesini istemiyordum. Annemden öğrendiğim kadarıyla ablam bana daha sonra kendisi söyleyecekmiş, hazır hissettiğinde. Çardağa ulaştığımda babam başını kaldırıp bana baktı. Bir şey demedi. Kaseleri masaya koyarak tepsiyi boşalttım. Daha sonra arkamı dönüp mutfağa geri gidecekken babam, "Oya!" diye seslendi. Arkama döndüm. "Efendim baba?" İç çekti. "İyisin değil mi?" Gözlerine bakıyordum. Bir baba olarak evladının acısına dayanamayan bir bakış vardı. Yutkundum. Rolümü iyi oynamalıydım çünkü son günlerde iyi değilim. "İyiyim baba," dedim sahici gülümsemeye çalışarak. "Sadece canım sıkkın." "Neden kızım?" dedi aniden yüz ifadesi değişirken. Yutkundum. Ne demeliydim? "Son sınavım vardı ya... İyi geçmedi pek. Sanırım büt'e kalacağım." Yalan da değildi. Final sınavım kötü geçmişti. Büte kalma ihtimalim vardı. Babamın endişeli yüzünün yerine rahatlamış bir ifade bıraktı. "Derdin bu olsun güzel kızım, bu kez daha iyi çalışır, hakkınla alırsın notu." Gülümsedim. "İnşallah baba, alttan ders bırakmak istemiyorum." "Sen kendine güven, çalış sonra gerisini Allah'a bırak." Bir şey demeyip babama sarıldım. "İyi ki varsın baba." "Sen de güzel kızım." Sofrayı tamamen kurup yemeğimizi yedikten sonra çay içecektik ki ablam kendisini iyi hissetmeyip odasına çekilmişti. Annemle babam ne kadar endişeli baksalar da iyi olduğuna ikna olup bir şey dememişlerdi. Mutfaktaydım. Çayı demlemiştim. Ama bir türlü mutfaktan ayrılıp çardağa gidemedim. Cam kenarındaki masaya oturarak dışarıyı sokağı izlemeye başladım. Bir kısım sokağı köşedeki evleri gösterse de diğer kısım İstanbul'u denizini süslüyordu. Denize karşı manzaralı, bahçeli ve dubleks evde oturmak hele hele İstanbul'da oturmak büyük lükstü. "Oya?" İrkilerek arkama döndüğümde karanlıkta silüeti belli olan anneme baktım. "Ödümü kopardın anne." diyerek parmağımı damağıma bastım. Annem sakin adımlarla yanıma gelip karşıma oturdu. Tül perdeden sızan sokağın sarı ışığı yüzünü aydınlatıyordu. "Nereye daldın öyle?" Omuz silktim. "Hiç, düşünüyordum." Annem üstelemedi. İstese konuşurdu biliyordum. Sessizce bir kaç dakika geçirdik. "Babanla geçen gün hastaneye gittik." Kulak kesildim. "En iyi doktorların olduğu hastaneymiş baban da Rıfkı amcandan öğrendi." Rıfkı amca da Türkiye'nin en iyi doktorlardan biriydi ama Konya'da çalışıyordu. "Gittik konuştuk. Ablanın doktorunu ayarladık. Kendisi uzmanında en iyisiymiş. Randevu aldık. Haftaya perşembe." "Ablamın haberi var mı?" Annem başıyla onayladı. "Var geçen gün hastaneden geldiğimizde de ona söyledim." İç çekti. "Gelmek istemedi." Sessiz kaldım. "Ne kadar geç olursa o kadar az acı çekeceğini düşünüyor." Dudaklarımı dişledim. "Durumu peki... Şu anki durumu..." "Henüz net bir şey yok kızım," Annem kederlice konuştu. "Biz de gidince öğreneceğiz işte." Anlık yerimden kalkıp anneme arkadan omzunun üstünden sarıldım, yanağından öptüm. "Atlatacağız anne güven bana." Kolumu okşadı. "İnşallah kızım inşallah. Allah'a çok dua ediyorum... Sesimizi duyar yüce rabb'im." Geri çekildim. Çay suyunun fokurdama sesini duyuyorduk. "Çay kaynıyor kızım altını kapat da getir. Baban merak etmesin. Ben de bir ablana bakayım." Bir şey demeden annem mutfaktan çıktı. Ben de çayın altını kapatıp bir kaç saniye boşluğa bakakaldım. Ne olursa olsun ablamı kurtaracaktım. Onu kaybetmeyecektim. Sevgili İstinye, Beni nasıl hissebiliyorsun bilmiyorum... Aklım almıyor. Duygularımı nasıl olduğumu nasıl bilebiliyorsun anlayamıyorum... Sanırım altınci hislerin kuvvetli İstinye. Neden böyle diyorum çünkü İstinye ablam kanser. Kanser olduğunu yeni öğrendim Bir kaç gün oluyor. Ve ben maalesef iyi değilim İstinye. Son final sınavım vardı onu bile geçemedim... Gerisini sen düşün. Ve İstinye, seninle gurur duyuyorum. Çünkü sen güçlü başarılı insanların en büyük örneğisin. Her şeye rağmen ayağa kalkabildin, dimdik durabildin, yürümeye devam ettin ve ediyorsun da. Ama bunları yaparken kimse yoktu yanında. Elinden tutan biri yoktu. Yapayalnız hissettin kendini belki de. Ama İstinye, Bundan sonra ben varım. Bir daha asla yalnız kalmayacaksın. Bir daha asla seni yalnız bırakmayacağım. İstinye, ayın yirmi yedisi. Seni görmek hissetmek için sabırsızlıkla bekliyorum. Hoş ben seni hep görüyor ve hissediyorum. Papatyalar kadar sevgimle, Tarabya.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE