Kerem odasına geçtiğinde Melis'in ona yanlışlıkla verdiği "esans şişesini" masasında buluyor. Melis ise müdürünün odasına gidip özür mü dilemeli yoksa istifa mektubu mu yazmalı karar veremiyor.
Bölüm 2: Kurabiye Krizi, Yıldızlar ve Yana Yakıla Bir Yemek
Melis, öğle yemeği molasında elindeki minik kavanoza bakıyordu. İçinde az önce gizlice fırında pişirdiği, barış sağlaması umuduyla hazırladığı lavantalı-biberiyeli kurabiyeler vardı. Kokusu biraz... iddialıydı.
Melis: (Banu'ya fısıldayarak) "Sence yeni müdürüm lavantalı biberiye kurabiyelerini sever mi? Biliyorsun, stres atmak için birebir."
Banu, elindeki astroloji kitabını kapatıp Melis'e döndü.
Banu: "Aşkım, Kerem'in doğum haritasında yükselen burcu Terazi. Estetiğe ve dengeye önem verir. Lavantalı biberiye mi? Emin değilim. Ama şu an Venüs, aşk evinde. Risk almalısın!"
Melis derin bir nefes aldı ve kararlılıkla Kerem'in odasına doğru ilerledi. Kapıyı iki kere tıklattıktan sonra içeri girdi. Kerem, masasında oturmuş, önündeki bir dosyayı adeta bir cerrah titizliğiyle inceliyordu.
Melis: "Merhaba Müdür Bey! Ben şey... Kahve olayı için tekrar özür dilemek istemiştim. Size özel, el yapımı bir ikramım var. Stresli bir günün ardından iyi geleceğini düşündüm."
Kerem başını kaldırdı. Gözlüğünün üzerinden Melis'in elindeki kavanoza baktı. İçeriden yayılan, tanıdık gelmeyen ama kesinlikle baskın olan koku burnuna ulaştı.
Kerem: "El yapımı mı? Sanırım laboratuvarınızdaki 'deneyleriniz' sadece parfümle sınırlı değilmiş. Neyse, nezaketiniz için teşekkür ederim, Melis Hanım. Ama ne yazık ki toplantılarım var ve şirket yemeğine yetişmem gerekiyor. Belki daha sonra..."
Melis'in hevesi kursağında kalmıştı. Kurabiyeleri masasına bırakıp odadan çıktı. O sırada koridorda Selim, Kerem'e seslendi:
Selim: "Keremciğim! Duydum ki şirketin yıllık yemeği bu akşammış! Seni de tek bırakmak olmaz, geldim sana eşlik etmeye!"
Kerem yüzünü buruşturdu. "Senin buraya nasıl girdiğini bilmiyorum ama bu akşamki yemeğin seninle hiçbir ilgisi yok."
Selim: "Aaa, öyle deme! Bak, senin yeni müdür olduğunu öğrendim, kutlamak lazım. Hem yemeğe kiminle gideceksin? Bence bu harika bir 'tanışma' fırsatı! Ofisin en renkli simalarıyla..."
Akşam yemeği, şirketin lüks bir restoranında düzenleniyordu. Kerem, takım elbisesi içinde yine her zamanki gibi kusursuzdu, ama yanında Selim'in olması tüm ciddiyetini bozuyordu. Selim, her beş dakikada bir Kerem'in kulağına absürt bir espri fısıldıyordu.
Selim: "Baksana Kerem, şu karşıdaki masada oturan kız... Sanki seni bugün bir yerden fırlatmış gibi duruyor?"
Kerem gözlerini devirdi ve Selim'in işaret ettiği yöne baktı. Tam karşılarında, Banu ve Nurettin Bey ile birlikte, üstünde şık bir elbiseyle Melis oturuyordu. Melis, Kerem'in bakışlarını yakalayınca hafifçe gülümsedi ama Kerem'in yanındaki Selim'i görünce yüzündeki gülümseme soldu.
Banu, Melis'in kulağına eğildi: "Gördün mü? Evren sizi bir araya getirmek için elinden geleni yapıyor. Bak, yükselen Başak'lar bir masada toplanmış, bu tesadüf olamaz!"