Derin bir uykudan, alarmın acımasız sesiyle uyandım. Göz kapaklarım hâlâ ağırdı. Dünkü geceyi hatırlayınca, neden böyle sersem hissettiğim açıklığa kavuştu. Baha Bey çok geç gelmişti—saat neredeyse iki buçuğu gösteriyordu. Onu beklemek zorunda kalınca benim de uyumam gecikmişti. Yatağın kenarına oturup kısa bir süre öylece kaldım. Sonra kendimi toparlayıp doğruldum, hemen duşa girdim. Ilık suyun tenime değdiği an, yavaşça ayılıyordum. Duştan sonra kıyafetlerimi üzerime geçirdim. Saçlarımı alttan sıkı bir topuzla topladım, yüzümdeki yorgunluğu biraz da olsa gizlemeye çalışarak mutfağa geçtim. Günlük görevim başlamıştı. Kahvaltı masasını hazırlamaya koyulurken, mutfağın camından içeri sızan sabah güneşi tezgâha vuruyor, havayı hafifçe ısıtıyordu. Tabaklar, çatal bıçak sesleri, demliğin buh

