Loreinna’nın bedeninde Ege olarak uyandığımda, akademinin müdüresi ve doktoru beni karşılamıştı. Onların şaşkın bakışları altında, Loreinna olarak yeni hayatıma adım atmıştım. Müdire ve doktor, hala şokun etkisindeyken beni akademiye götürdüler.
Akademinin geniş, yüksek tavanlı koridorlarına adım attığımda, etrafımda dönen fısıltılar durmaksızın yankılanıyordu. Herkes beni görünce donup kalıyor, sanki bir hayalet görmüş gibi bakıyordu. Öldü sanılan Loreinna’nın aniden karşılarına çıkması, tüm akademiyi derin bir sessizliğe gömmüştü.
Akademi, gotik tarzda inşa edilmiş görkemli bir yapıydı. Yüksek kemerli pencereler, dışarıdaki karanlık ormanı içeriye yansıtıyordu. Duvarlar, koyu renkli taşlardan yapılmış olup, zamanın izlerini taşıyan yosunlarla kaplanmıştı. İçeride, geniş ve labirenti andıran koridorlar, her biri farklı bir hikayeyi anlatan tablolarla süslenmişti. Zeminde, her adımda yankı yapan parlak mermer döşemeler vardı. Tavanlar, karmaşık desenlerle oyulmuş, altın işlemelerle süslenmişti.
Koridorun sonunda, geniş camlardan süzülen güneş ışığının altından geçerken, uzaktan gelen bir çift gözün beni izlediğini hissettim. Lucas… Beni, yani Loreinna’nın bedenini görmüştü. Göz göze geldiğimizde zaman adeta durdu. Lucas’ın bakışlarında bir karışım vardı; şaşkınlık, öfke ve belki de biraz korku.
Kalbim hızla atmaya başladı. Loreinna’nın hatıralarından biliyordum, Lucas bu dünyada en tehlikeli kişiydi. Ama ben, Ege olarak, bu tehlikeyi kabul etmek ve bu dünyada hayatta kalmak zorundaydım. Lucas’ın gözlerindeki derinlik, sanki ruhumun en derin köşelerine kadar işliyordu. Onunla konuşmaya cesaretim yoktu, ama bu bakışma bile gelecekteki mücadelemizin ilk işaretiydi.
Lucas’ın bakışları, ağır bir yük gibi omuzlarımda hissettim. Herkesin şaşkın bakışları arasında, Loreinna’nın bedeninde akademide dolaşırken, Lucas’la olan bu kısa ama yoğun bakışma, bu yeni dünyadaki en büyük sınavımın habercisiydi.
Kendimi toparlayıp adımlarımı hızlandırdım. Akademinin soğuk taş duvarları arasında ilerlerken, Lucas’ın bakışları hala üzerimdeydi. Bu yeni dünyada, Loreinna’nın güçleri ve bilgeliğiyle hayatta kalmayı başarabilecek miydim? Bu sorunun cevabını zaman gösterecekti.
Akademinin soğuk taş duvarları arasında ilerlerken, Lucas’ın bakışları hala üzerimdeydi. Bu yeni dünyada, Loreinna’nın güçleri ve bilgeliğiyle hayatta kalmayı başarabilecek miydim? Bu sorunun cevabını zaman gösterecekti.
Koridorlarda dolaşan öğrencilerin şaşkın bakışları altında sınıfıma doğru yürüdüm. Her adımda kalbim biraz daha hızlanıyor, içimdeki endişe büyüyordu. Sınıfa yaklaştıkça, Loreinna’nın hatıralarından gelen tanıdık bir korku içime işledi. Etrafımda dönen fısıltılar, adeta kulaklarımda yankılanıyordu.
Sınıf kapısını açıp içeri girdiğimde, tüm gözler bana çevrildi. Aniden oluşan sessizlik, odadaki gergin havayı daha da yoğunlaştırdı. Herkesin yüzünde aynı ifade vardı: şok ve şaşkınlık. “Loreinna… geri döndü mü?” fısıltıları kulağıma çalındı.
Derin bir nefes alıp, Loreinna’nın anılarına tutunarak, sınıfın arka sıralarından birine doğru yürüdüm. Öğrencilerin bakışları altında, boş bir sıraya oturdum. İçimdeki endişe, yerini dikkatli bir gözlem ve hazırlık duygusuna bıraktı. Loreinna’nın bedeninde, bu akademide hayatta kalmalı ve gerçek kimliğimi saklamalıydım. Her hareketim, her sözüm, her bakışım dikkatlice planlanmalıydı.
Sıramda otururken, kapının tekrar açıldığını duydum. Başımı kaldırdığımda, Lucas’ın içeri girdiğini gördüm. Lucas sınıfa adımını atar atmaz, bakışları yine benim üzerimdeydi. Göz göze geldiğimiz an, havada bir gerilim dalgası yayıldı. Sanki tüm sınıf nefesini tutmuş, bu anı izliyordu.
Lucas, bir süre dik dik bana baktıktan sonra, sınıfın diğer ucundaki sırasına doğru ilerledi. Onun bu mesafeli duruşu, aramızdaki mücadelenin sadece başlangıcıydı. Gözlerini benden ayırmadan, kendi sırasına yerleşti.
Lucas’ın bakışlarını hala üzerimde hissederken, Loreinna’nın hatıralarından gelen korkuyu bastırmaya çalıştım. Bu dünyada hayatta kalmak ve Lucas’ın karşısında güçlü durmak zorundaydım. Şimdi, oyunun kurallarını öğrenme ve bu yeni dünyada yerimi bulma zamanıydı.
Birkaç dakika sonra, sınıfın kapısı tekrar açıldı ve içeriye uzun boylu, zarif görünümlü bir kadın girdi. Öğrenciler, onun gelişiyle birlikte dikkat kesildiler. Kadın, kürsüye ilerleyip sınıfa baktı ve gülümseyerek konuşmaya başladı.
“Merhaba, öğrenciler. Bugün, İleri Büyüler ve Ritüeller dersinde, geçen hafta başladığımız karmaşık büyü formüllerine devam edeceğiz. Özellikle savunma büyülerinin nasıl oluşturulacağına ve bu büyülerin doğru şekilde nasıl kullanılacağına odaklanacağız.”
Ege olarak, profesörün kim olduğunu bilmiyordum, ancak Loreinna’nın hatıralarından onun Profesör Armandine olduğunu hatırladım. Loreinna’nın bu kadına karşı derin bir saygısı vardı, çünkü Profesör Armandine, akademideki en yetkin büyü uzmanlarından biriydi.
Profesör Armandine konuşmaya devam ederken, ben bir yandan Lucas’ın bakışlarının ağırlığını hissediyor, bir yandan da bu yeni dünyaya adapte olma çabamı sürdürüyor, Loreinna’nın hatıralarını zihnimde canlandırarak kendime bir yol haritası çizmeye çalışıyordum. Onun dikkatini çekmiş olmak, içimdeki gerginliği daha da artırıyordu.
“Bugün,” dedi Profesör Armandine, “özellikle savunma büyüleri üzerinde duracağız. Her birinizin, bireysel olarak nasıl güçlü bir savunma büyüsü oluşturabileceğini öğrenmesi gerekiyor. Bu sadece teorik bilgi değil, pratikte de uygulamanız gereken bir beceri.”
Profesör, sınıfta dolaşarak öğrencilere büyü formüllerini yazmalarını söylerken, ben de Loreinna’nın hatıralarını ve bu yeni durumu anlamaya çalışıyordum. Her şey çok karmaşıktı, ama bir yandan da içimde bir merak ve öğrenme isteği vardı. Bu dünyanın kurallarını öğrenmeli ve bu yeni kimliğimle burada hayatta kalmanın yollarını bulmalıydım.
Lucas’ın bakışlarının altında, profesörün anlattıklarını dikkatle dinlemeye ve not almaya başladım. Bu yeni dünyada her ayrıntının önemli olduğunu biliyordum ve hiçbir şeyi kaçırmak istemiyordum.
Dersin ilerleyen dakikalarında, Profesör Armandine’nin sesi sınıfta yankılanıyor, öğrenciler çeşitli büyü formüllerini pratikte uygulamak için not alıyorlardı. Profesör, büyülerin teorik yönlerini açıklarken, aynı zamanda her bir öğrenciye bireysel olarak rehberlik ediyordu. Ben, Loreinna’nın hatıralarını ve büyü bilgilerini dikkatle gözden geçirerek, yapılan çalışmaları anlamaya çalışıyordum.
Ders sonunda, sınıfın atmosferi değişmeye başladı. Öğrenciler yavaş yavaş yerlerinden kalkıyor, konuşmalar arasında Loreinna’nın garip bir şekilde geri dönmüş olmasını tartışıyorlardı. Meraklı bakışlar, gözlerimin üzerinde geziniyor, adeta beni incelemek ister gibi duruyordu. Sanki sınıfta bir hayalet varmış gibi bir durum oluşmuştu.
Lucas, dersten sonra kısa bir sessizlik içinde, sınıfın kapısına doğru ilerlemeye başladı. Bakışları, öfke ve hayal kırıklığıyla doluydu. Gözleri, benden kaçarken içindeki öfkenin derinliğini açıkça gösteriyordu. Yanından geçerken bile, o sert ve keskin bakışları üzerimde hissettim. Tam kapının önünde durdu, bir anlığına sınıfa dönüp benimle göz göze geldi. O an, tüm öfkesini ve hayal kırıklığını gözleriyle ifade ediyordu. Öfkesinin, Loreinna’nın hala yaşıyor olmasından kaynaklandığını düşündüm. Ardından, öfkeli bir şekilde sınıftan çıktı.
Sınıfta Lucas’ın ayrılmasıyla birlikte bir huzursuzluk belirdi. Öğrenciler, gözlerini hala üzerimde tutarak, aralarındaki fısıldamaları artırmışlardı. Herkes, Loreinna’nın geri dönmesini, Lucas’ın tepkisini ve bu anın anlamını merak ediyordu.
Ben, olanlara anlam verememiş olarak, kafamda birçok soru işareti taşıyordum. Loreinna’nın hatıralarına sahip olmanın yanı sıra, etrafımdaki insanların tepkilerini anlamaya çalışıyordum. Lucas’ın öfkesi, Loreinna’nın hala hayatta olmasından kaynaklanıyordu. Bu, demek ki Loreinna’nın varlığı, akademideki bazı dengeleri bozmuş ve öfke yaratmıştı. Şu an için, hem Loreinna’nın kimliğini korumalı hem de bu yeni dünyada nasıl davranmam gerektiğini öğrenmeliydim.
Sınıftaki huzursuzluk artarken, gözlerimin üzerimde olması ve Lucas’ın öfkesi, içimdeki merak duygusunu daha da körüklüyordu. Ders bitmişti ama bu yeni dünyada karşılaşacağım zorluklar, daha yeni başlıyordu.