5. Bölüm

1413 Kelimeler
Güneşin ilk ışıkları, büyük pencereden odama süzülürken gözlerimi açtım. Loreinna’nın bedeninde, yataktan doğruldum ve bir an için nerede olduğumu hatırlamaya çalıştım. Bu, her sabah yaşadığım kısa bir şaşkınlık anıydı; eski hayatımın hayaletleri hala zihnimde dolanıyordu. Hızlıca duş aldım, sıcak suyun vücudumu rahatlatmasına izin vererek. Duştan çıktıktan sonra aynaya baktım; Loreinna’nın yüzü, artık benim yüzüm olmuştu. Kahvaltıya indiğimde, büyük salonun her köşesinde fısıldaşmalar duyuluyordu. İnsanlar, hayalet görmüş gibi bana bakıyordu. Onların bakışlarını görmezden gelerek masaya oturdum ve önceden hazırlanmış kahvaltımı yemeye başladım. Ancak her lokmada, üzerimdeki dikkat dağıtıcı bakışların ağırlığını hissediyordum. Kahvaltıdan sonra dersliğe doğru yola çıktım. Oda, yüksek tavanları ve geniş pencereleriyle oldukça etkileyiciydi. İçeri girdiğimde, sınıf arkadaşlarımın fısıldaşmalarının yankılandığını duydum. Gözler yine üzerimdeydi. Loreinna’nın bedeniyle burada olmam, insanların kafasında binlerce soruya yol açıyordu. Ders, bedensel bir dövüş aktivitesi içeriyordu. Göğüs göğüse mücadele tekniklerini öğrenmek ve uygulamak için dizayn edilmişti. Salonun ortasında, dövüş matları seriliydi ve herkes sırayla matların üzerinde yerini alıyordu. Hoca, sert ama adil bir tavırla talimatlar veriyordu. Lucas’ı gördüğümde, zaman bir an için durdu. Karşımda, adeta heykelden yontulmuş gibi duran vücudu ve keskin hatlarıyla Lucas, diğerlerinin aksine tamamen sakin ve kendinden emindi. Giydiği dövüş kıyafeti, siyah ve gri tonlarında, esnek ve dayanıklı bir kumaştan yapılmıştı. Kollarını sıvazladığında, kaslarının hareketi, kıyafetin altında belli oluyordu. Boynundaki ter damlacıkları, ışığın altında parlıyordu ve dikkatle beni izlediğini hissediyordum. Gözlerimiz buluştuğunda, aramızdaki çekim bir kez daha kendini gösterdi; düşmanlığın ve yoğun bir çekimin birleştiği bir his. Gözlerimiz buluştuğunda, Lucas’ın bakışları içimi delip geçti. Onun gözleri, fırtınalı bir denizin derinlikleri gibiydi; karanlık, çalkantılı ve içindeki duyguların şiddetiyle doluydu. Herhangi bir sıcaklık barındırmayan bu bakışlar, beni adeta esir alıyordu. Gözlerinde, beni öldürdüğünü düşündüğü anın hayal kırıklığı ve şaşkınlığı vardı, ancak aynı zamanda kontrol edilemeyen bir öfke ve büyülenme de gizleniyordu. Sanki içimdeki sırları biliyormuş gibi, her bir bakışıyla beni daha derine çekiyordu. Lucas’ın gözlerindeki bu fırtına, onu daha da tehlikeli ve çekici kılıyordu. O gözler, bir yandan soğuk bir hesaplaşmanın izlerini taşırken, diğer yandan aramızdaki yoğun çekimin habercisiydi. Kendimi toparlayarak, derin bir nefes aldım ve dövüşe hazırlanmaya başladım. Bu aktivite, sadece fiziksel bir mücadele değil, aynı zamanda içsel bir savaşın da sahnesi olacaktı. Lucas’ın gözlerinde, beni öldürdüğünü düşündüğü anın hayal kırıklığı ve şaşkınlığı vardı. Ancak şimdi, karşısında dimdik durduğumu görmek, onu daha da öfkelendirmiş gibiydi. Kendimi toparlayarak, derin bir nefes aldım ve dövüşe hazırlanmaya başladım. Bu aktivite, sadece fiziksel bir mücadele değil, aynı zamanda içsel bir savaşın da sahnesi olacaktı. Burada, bu akademide, dövüş eğitimi almak zorunluydu. Sadece büyü ve zeka yetmiyordu; hayatta kalabilmek için fiziksel güç ve dövüş becerileri de gerekliliğini koruyordu. Her an bir saldırıya maruz kalabilir, düşmanlarınızla yüz yüze gelebilirdiniz. Bu yüzden, göğüs göğüse mücadele ve savunma teknikleri üzerine eğitim almak, hayatta kalma şansınızı artırıyordu. Dersliğe adım attığımda, hocamızın gelmesini bekleyen diğer öğrencilerin arasında yerimi aldım. Hoca, güçlü bir auraya sahip, uzun boylu ve kaslı bir adamdı. Sert bakışları, her an her şeyi fark edebilecek kadar keskin ve dikkatliydi. Adımlarının yankısı, geniş salonda yankı yaparak duyulduğunda, herkes sessizce ona doğru döndü. “Bugün, dövüş tekniklerimizi geliştirmeye devam edeceğiz,” diye başladı, her zamanki sert ama öğretici tonuyla. “Düşman karşısında sadece büyüye güvenemezsiniz. Bedeniniz, zihninizle uyum içinde olmalı. Bugünkü konumuz, saldırıdan savunmaya geçiş teknikleri. Sizi saldırıdan nasıl koruyabileceğinizi ve hızlıca nasıl karşı saldırıya geçebileceğinizi öğreneceksiniz.” Hoca, gözlerini sınıfta dolaştırarak, “James, senin saldırı tekniklerin güçlü ama savunma zaafın var. Bugün, savunmaya odaklanacağız,” dedi ve James’e partner olarak Alice’i seçti. James, ürkek bir tavırla Alice’in yanına geçti. “Sarah, saldırıdan savunmaya geçişte çok yavaşsın. Daha hızlı olmalısın. Partnerin Thomas ile çalışacaksın,” diye devam etti hoca. Sarah ve Thomas, birbirlerine bakarak matın ortasına doğru ilerlediler. Hoca, sonunda bakışlarını bana çevirdi. “Loreinna, senin de savunma ve karşı saldırı tekniklerini geliştirmeye ihtiyacın var. Bugün, Lucas ile eşleşeceksin.” Bu sözler üzerine, Lucas’ın gözleri tekrar benimkilerle buluştu ve içimdeki fırtına bir kez daha koptu. “Dikkatli olun,” diye ekledi hoca. “Bu sadece bir eğitim değil, aynı zamanda hayatta kalma mücadelesinin bir provası.” Lucas, adımlarını ölçerek matın ortasına doğru ilerledi. Ona katıldım, içimdeki karışık duygularla. Şimdi, bu dövüş sadece fiziksel değil, aynı zamanda aramızdaki yoğun çekimin ve düşmanlığın da sahnesi olacaktı. Matın ortasına doğru ilerlerken, aklımda sadece dövüş teknikleri değil, aynı zamanda içinde bulunduğumuz karmaşık dünya ve bu dünyayı şekillendiren güçler vardı. Burada aldığımız eğitim, sadece kendimizi korumak için değil, aynı zamanda düşmanlarımızla başa çıkabilmek için de gerekliydi. Loreinna’nın hatıraları sayesinde bu dünyanın karanlık ve tehlikeli yapısını biliyordum. Bu dünya, çeşitli krallıklar ve devletler arasında sürekli bir mücadele ve güç savaşı içindeydi. En büyük düşmanlarımızdan biri, kuzeydeki Zaloria Krallığı’ydı. Zaloria, güçlü büyücüler ve acımasız savaşçılar yetiştirmesiyle ünlüydü. Krallık, topraklarını genişletmek için sürekli saldırılar düzenliyor ve barışçıl komşu devletleri tehdit ediyordu. Doğuda ise Voltar İmparatorluğu vardı. Voltar, teknolojik gelişmeleriyle öne çıkan bir imparatorluktu. Büyü yerine, mekanik ve mühendislik harikalarıyla savaşlarını yürütüyorlardı. Voltar, özellikle stratejik noktalara sahip olmak için sürekli olarak saldırgan bir politika izliyordu. Onların soğuk, hesaplayıcı tavrı ve acımasızlığı, bizi her zaman tetikte tutuyordu. Güneyde, Ishalien Federasyonu bulunuyordu. Ishalien, büyü ve doğa arasındaki dengeyi koruyan druidler ve büyücüler tarafından yönetiliyordu. Barışçıl bir imaj çizmelerine rağmen, çıkarlarına zarar gelirse ölümcül olabiliyorlardı. Onlarla olan ilişkilerimiz, ince bir ip üzerinde yürümek gibiydi. Loreinna’nın hatıralarından öğrendiğim kadarıyla, akademimiz bu tehlikeli dünyada hayatta kalabilmemiz için gerekli olan eğitimi veriyordu. Hiyerarşi ise oldukça katıydı. En üstte, akademinin kurucuları ve büyük ustalar yer alıyordu. Onların altında, çeşitli seviyelerdeki eğitmenler ve öğretmenler vardı. Öğrenciler ise yeteneklerine ve başarılarına göre sıralanıyordu. Bu hiyerarşide yükselmek, hem bilgi hem de güç gerektiriyordu. Bu düşüncelerle, hocamızın talimatlarını dinlemeye devam ettim. Lucas’la karşı karşıya gelirken, sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel ve stratejik bir mücadeleye de hazır olmalıydım. Lucas’ın gözlerindeki karanlık ve yoğun bakışları görmezden gelmek zordu, ama tüm dikkatimle ona odaklandım. “Dikkatli olun,” diye tekrarladı hoca. “Bu sadece bir eğitim değil, aynı zamanda hayatta kalma mücadelesinin bir provası.” Lucas, adımlarını ölçerek matın ortasına doğru ilerledi. Ona katıldım, içimdeki karışık duygularla. Şimdi, bu dövüş sadece fiziksel değil, aynı zamanda aramızdaki yoğun çekimin ve düşmanlığın da sahnesi olacaktı. Lucas ve ben, matın ortasında karşı karşıya geldik. Salondaki sessizlik, sadece ayak seslerimizin yankılarıyla bölünüyordu. Her adımım, üzerimdeki matın üzerine dokunan adımlarla, derin bir yankı bırakıyordu. Lucas’ın soğuk ve hesaplayıcı bakışları, karanlık bir bulut gibi üzerime çökmüş, beni saran bu yoğun atmosferi daha da belirgin hale getiriyordu. Lucas, matın ortasında, sanki doğanın kendisi tarafından oytulmuş bir heykel gibi duruyordu. Koyu gri dövüş kıyafeti, vücudunun her hatasını belirginleştiriyor, kaslarının her hareketini vurguluyordu. Kıyafetin dokusu, matın üzerindeki her hareketiyle uyumlu şekilde hafifçe parlıyordu. Gözleri, derin bir denizin karanlığı gibi; hiçbir sıcaklık ve merhamet barındırmıyor, sadece keskin ve hesaplı bir odaklanma taşıyordu. Ben de, Loreinna’nın bedeniyle matın ortasına ilerlerken, içimdeki karışık duyguları bastırmaya çalışıyordum. Her adımda, Loreinna’nın hatıralarından yansıyan bu dünyadaki savaşın, stratejinin ve düşmanlığın ağırlığını hissediyordum. Lucas’ın varlığı, tüm bu karmaşık duyguları ve geçmişin yükünü aniden gözlerimin önüne seriyordu. Lucas’ın bakışları, bir an için bana odaklandığında, etrafımdaki her şey kayboldu. Zaman sanki durmuş, sadece onun gözleri ve benim içsel dünyam kalmıştı. Gözleri, karanlık bir ormanın derinliklerinden fışkıran keskin bir bakışla, tüm varlığımı analiz ediyormuş gibi hissettiriyordu. Bu gözlerin ardında, bir an için tedirgin edici bir belirginlik ve netlik vardı. Onun bakışlarında, sadece öfke değil, aynı zamanda bir meydan okuma ve derin bir çekişmenin izleri vardı. Aramızdaki hava, bir elektrik akımına benzer şekilde gerilmişti. Her iki taraf da bu sessiz savaşta, birbirinin hareketlerine karşı dikkatle bekliyordu. Aramızdaki enerji, adeta fiziksel bir varlık gibi hissediliyordu; keskin ve yorucu bir gerilimle doluydu. Her hareketimiz, matın üzerinde yankılanarak odanın sessizliğini daha da belirgin hale getiriyordu. Lucas, hafifçe öne doğru eğildi, vücudu sert ve hazır bir pozisyona geçti. Gözleri, bir yılanın avını takip ettiği gibi, her hareketimi izliyordu. Kafamda, bu anın derinliğini ve Lucas’ın niyetini kavramaya çalışırken, göğsümde bir ağırlık hissettim. İçimdeki enerjiyi kontrol etmeye çalışarak, matın merkezine adım attım ve ona karşı koymaya hazır bir şekilde durdum. Bu karşılaşma, sadece teknik bir eğitim değil, aynı zamanda aramızdaki tüm karmaşık duyguların, geçmişin ve çekişmenin fiziksel bir temsiliydi. Tüm bu yükün altında, sadece bir dövüş değil, aynı zamanda bir içsel savaşın da başladığını hissediyordum. Her iki tarafın da beklentileri, hırsları ve geçmişte yaşananların etkisi, bu anı daha da yoğunlaştırıyor ve matın üzerindeki mücadeleye derin bir anlam katıyordu. Kalbim hızla çarpıyordu, fakat içimdeki titreme, Loreinna’nın bedeninde karşı koymam gerektiğini hatırlatıyordu. Bir an için, tüm dünyanın yalnızca biz iki kişiden ibaret olduğunu hissettim. Lucas, derin ve keskin bir ses tonuyla, “Hazır mısın, Loreinna?” dedi. Bu cümle, anı daha da yoğunlaştırdı, gerilimi yükseltti ve bu dövüşün sadece bir eğitim değil, aynı zamanda aramızdaki tüm duyguların ve çekişmenin bir yansıması olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE