Bir ay geçmişti…
Bağ evinin içinde her şey yerli yerinde gibiydi ama aslında hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Berfin değişmişti.
O gün gördüklerinden sonra Şervan’a karşı içinde bir mesafe oluşmuştu.
Yaklaşıyor… sonra geri çekiliyordu.
Konuşuyor… ama tam açılmıyordu.
Gülüyordu… ama gözleri aynı gülmüyordu.
Şervan farkındaydı.
Ama zorlamıyordu.
Sadece izliyordu.
O sabah…
Şervan dışarıda, avlunun köşesinde telefonla konuşuyordu.
Sesi düşüktü.
Normalde saklamazdı bir şey… ama bu konuşma farklıydı.
Berfin içeriden çıktı.
Onu görünce durdu.
Şervan’ın tavrı değişikti.
Ciddiydi… dikkatliydi…
Birini sorgular gibi konuşuyordu.
“Durumu nasıl…?”
“İyileşmiş mi tamamen…?”
“Takipte olun…”
Berfin’in kalbi hızlandı.
Kimi soruyordu?
Yavaşça yaklaştı.
Daha fazla duymak istedi.
Ama Şervan konuşmayı bitirdi.
Telefonu kapattı.
Ve döndü.
Göz göze geldiler.
Şervan’ın kaşı çatıldı.
“Beni mi dinliyorsun sen?”
Berfin yutkundu.
“Kimdi o…?”
Şervan iki adım attı.
Berfin refleksle geri çekildi.
İşte o an…
Şervan’ın sabrı taştı.
Bir anda kolundan tutup çekti kızı kendine.
“Niye kaçıyorsun lan sen benden!” dedi sertçe.
“Başa mı döndük yine Berfin!”
Berfin’in kalbi küt küt atıyordu.
Korkuyordu… ama bu sefer geri adım atmadı.
“Şervan…” dedi titreyerek.
“Sen… neden öldürdün kadını…”
O cümle…
Şervan’ı deliye çevirdi.
“ÖLDÜRMEDİM LAN!” diye kükredi.
“ÖLMEDİ LAN! ÖLMEDİ!”
Berfin dondu kaldı.
Gözleri büyüdü.
“Nasıl yani…?”
Şervan sinirle bıraktı kızı.
Bir iki adım attı ileri geri.
Sonra döndü.
“Oğlumun anası lan o!” dedi dişlerini sıkarak.
“Öldürmedim!”
Berfin’in nefesi kesildi.
“Cenazesi bile bu yüzden kalkmadı…”
“Yurtdışında…”
“Durumu iyi… köpek gibi yaşıyor!”
Berfin’in gözleri doldu.
Şok… rahatlama… şaşkınlık…
Hepsi bir aradaydı.
Bir ay önce…
Şervan depodan çıkarken telefonu çaldı.
Arayan halasıydı.
Ağlıyordu.
“Şervan… ne olur… kızıma kıyma…”
“Öldürme… sürgün et ama… öldürme…”
"Benim hiç mi hatrım yok halası kurban .."
Şervan durdu.
Gözlerini kapattı.
Halası…
Babasının kardeşi…
Onun sözünü yok sayamazdı.
Ama öfkesi de hâlâ içindeydi.
“Hala…” dedi sertçe.
“Gidecek buradan… o da gidecek sende o halde …”
“Ve benim oğlumu, Miran’ımı unutacak!”
“Beni… bu konağı… Şırnak’ı unutacak!”
Kadın ağladı, yalvardı.
Şervan dişlerini sıktı.
Sonra karar verdi.
Doktor çağırdı.
Dilan’ı tedavi ettirdi.
Gizlice yurtdışına gönderdi.
Aşirete durumu anlattı.
Onlar gerçeği biliyordu.
Ama dışarıya…
“Öldü” denildi.
Cenaze yoktu.
Çünkü aslında…
Ölmemişti.
Şimdi…ki zaman
Berfin karşısında duruyordu.
Gözleri parlıyordu.
“Şervan…” dedi titrek ama sevinçli bir sesle.
“Öldürmedin… sen öldürmedin…”
Bir adım attı.
Sonra kendini tutamadı.
Sarıldı adama.
Sıkı sıkı…
Şervan bir an şaşırdı.
Sonra yumuşadı.
Elini kaldırdı.
Saçlarını okşadı.
Gözlerini kapattı.
Berfin’in sesi kulağında yankılandı.
“Katil değilsin…”
İşte o an…
İçinde bir şey çözüldü.
Gülümsedi hafifçe.
“Senin için…” dedi alçak bir sesle.
“Dünyada tek düşman bırakmam güzelim…”
Durdu.
Sonra ekledi:
“Ama oğlum için sustum.”
Miran…
Onun tek zaafıydı.
Berfin geri çekildi.
Gözlerinin içine baktı.
Bu adam…
Gerçekten onun için her şeyi yapardı.
Ama bilmediği bir şey vardı.
Bu hikâye burada bitmemişti.
Dilan yaşıyordu.
Ve yanında…
Onun gibi kinle dolu bir anne vardı.
İki kadın…
İki düşman…
Ve içlerinde tek bir yemin:
İntikam.
Berfin farkında değildi.
Ama bu… daha başlangıçtı.
Dilan gün geçtikçe daha da karanlığa gömülüyordu.
İlk günler ağladı…
Günlerce odasına kapandı…
Ama sonra…
Acı yerini hırsa bıraktı.
Aynanın karşısına geçti bir gece.
Gözlerinin içine baktı.
“Ben kaybetmedim…” dedi kendi kendine.
“Henüz bitmedi…”
Annesi kapının eşiğinde duruyordu. Sessizce izledi kızını.
Sonra bastonunu yere vurdu.
“Silahla olmaz bu iş…” dedi ağır ağır.
“Sen yanlış yoldan gittin.”
Dilan döndü. Gözleri hâlâ kızardı ama artık ağlamıyordu.
“Ne yapayım ana? Gidip yalvarayım mı o kadına? kocamı bırak bana dönsün diye .”
Kadın başını salladı.
“Hayır…”
Yavaşça yaklaştı kızına.
“Düşman lazım bize…”
“Güç lazım…”
Dilan’ın kaşları çatıldı.
“Kim?”
Kadın sustu.
Gözleri uzaklara daldı.
Sonra dudakları yavaşça kıvrıldı.
“Sait Hamdioğlu…”
O isim odada yankılandı.
Dilan’ın nefesi değişti.
Şervan’ın en büyük düşmanı…
Bir zamanlar dostu…
Sonra düşmanı olmuş bir adam…
Dilan’ın gözlerinde bir ışık yandı.
“Onunla mı…” dedi yavaşça.
Annesi gülümsedi.
“Evet…”
“Düşmanı, düşmanla vurursun kızım.”
Sait Hamdioğlu…
Bir zamanlar Şervan’ın en güvendiği adamdı.
Aynı sofrada oturmuşlar…
Aynı yoldan yürümüşler…
Ama sonra…
Bir şeyler kopmuştu.
Büyük bir kavga…
Büyük bir ihanet…
Ve o günden sonra…
İki adam birbirinin kanını ister olmuştu.
Sait yurt dışına gitmişti.
Uzun süre ortalarda görünmedi.
Ama son zamanlarda…
Yavaş yavaş geri dönüyordu.
İş bahanesiyle…
Ama aslında…
Hesaplar kapanmamıştı.
Dilan’ın annesi planı kurmuştu.
Basit… ama etkili.
“Sen,” dedi kızına bakarak.
“O adamı kendine aşık edeceksin.”
Dilan kaşını kaldırdı.
“Kolay…”
Gülümsedi.
O işte ustaydı zaten.
“Sonra?” diye sordu.
Kadın bastonunu yere vurdu.
“Sonrası kendiliğinden gelir…”
“Sait, sana bağlanacak…”
“Sen de onu Şervan’ın üstüne salacaksın…”
Dilan’ın yüzünde yavaş yavaş şeytani bir ifade oluştu.
“Yani…” dedi fısıltıyla.
“İkisini birbirine kırdıracağız…”
Annesi başını salladı.
“Aynen öyle…”
“Bizim elimiz kirlenmeyecek…”
“Onlar birbirini yok edecek…”
Dilan ayağa kalktı.
Aynaya bir kez daha baktı.
Saçlarını düzeltti.
Dudaklarına hafif bir ruj sürdü.
Yüzünde artık acı yoktu.
Sadece…
Plan vardı.
“Benim unuttuğunu sanıyor…” dedi kendi kendine.
“Ben daha yeni başlıyorum…”
Sait o sırada şehirdeydi.
Ara sıra buraya gelip işlerini hallediyordu.
Ama Dilan onu bulacaktı.
Şervan’a çaktırmadan…
Sessizce…
Derinden…
Bu savaş artık silahla değil…
Zihinle oynanacaktı.
Ve o an…
Hiç kimsenin farkında olmadığı bir şey vardı:
Dilan artık sadece bir kadın değildi.
Bir oyunun içindeydi.
Ve o oyunda…
Aşk da vardı…
İhanet de…
Kan da…
Ama en çok…intikam vardı .
Dilan sadece intikam için yaşıyordu artık .
İntikam, sanıldığı gibi sadece bir öfke patlaması değildir…
O, insanın içine sessizce yerleşen, zamanla kök salan bir zehirdir.
Sabırla beslenir, hatıralarla büyür, geceleri uykunu bölen o ince sızıyla olgunlaşır.
Ve günü geldiğinde…
İntikam alan kişi, aslında sadece karşısındakini değil;
kendi eski halini, masumiyetini, hatta kalbinde kalan son merhamet kırıntısını da gömer.
Çünkü gerçek intikam;
birini yok etmek değil,
onu yok ederken kendinden neyi kaybettiğini fark etmemektir.
Ve Dilan bilmiyordu ama en çok kendisi yara alacaktı belki bu durumdan ....