Bölüm 12: Ev Hapsi

1224 Kelimeler
Bu covid neden tekrar nüksetti acaba?" diye sorarken akşam haberlerinde verilen vaka sayılarına kısa bir göz atıp arkada hala eli durmadan çalışan ve vızır vızır bir şeyler yazan Taner'e döndüm. "Hala bitmedi mi işin? Gel haber izleyip ülkenin haline beraber üzülelim." Hafifçe güldü ve başını iki yana salladı. "İşim var şu an." Koltukta ters dönüp bağdaş kurdum ve ona baktım. "Sen şu an zaten bir kitap yazmıyor musun? Yazarların ilhamı ne zaman gelirse o zaman yazar!" "Yazarlığı hobi değil, iş haline getirirsen eğer anlaşmalı olduğun yayınevi zamanında ister o kitabı. İlham gelmedi diyemezsin." Kaşlarım çatıldı. "O zaman kaliteli bir iş çıkmaz ki!" Başını bilgisayar ekranından kaldırıp bana baktığında duraksadı. Gözleri kısıldı ve bu dediğimi sahiden ciddiye almış gibi düşündü. "Kalite benim! Benim her işim kalitelidir." "Keşke Türkçe yazsan." dedim usulca. "O zaman yazdığın kitapları okurdum." Başını belli belirsiz salladı. "İngilizce evrensel bir dil. Öğrenseydin, okurdun Betül." "Bir cahilliğimle dalga geçmediğin kalmıştı. O da tam oldu şimdi Taner! Teşekkürler!" Taner derin bir nefes alıp cıkladı. "Yazdığım kitap bir polisiye." dedi. "Dikkatini çekeceğini sanmıyorum." Omuz silkip kalktım ve masada, tam karşısına oturdum. "Yine de arkadaşım yazıyor. En azından alıp kitaplığıma koyardım. Bir de senden imza aldık mı ilk sayfasına... Görev tamam!" "Kitabım yayınlandığı zaman dili fark etmeksizin sana imzalı bir tane vereceğim o zaman. Tamam mı?" Gülümsedim. Ellerimi çeneme yaslayıp yeniden bilgisayara dönüp şık şık yazı yazmasını izledim bir süre. Sanırım yazmadan önce ciddi bir araştırmaya girmişti ve tüm bu dağınıklığın sebebi de buydu. Elim yan tarafta duran açık not defterine uzandığında herhangi bir engelleme görmeyince elime aldım. Düzenli bir yazıdan çok defterin orasına burasına notlar alınmış gibi duruyordu. Birkaç yerde adımı görünce merakla Taner'e döndüm. "Adım yazıyor." Başını salladı. "İsim hafızam kötüdür, sende biliyorsun. Çevremdeki isimleri kullanmak istedim. Senin ismin ölen üçüncü kurbanın ismi." Kaşlarım çatılırken ona acır gibi baktım. "Gerçekten mi? İsmimi bir ölü için mi kullandın sahiden?" Aldırmaz gibi "Evet." dedi. "Funda'da senin annen. Hatta Mert'i de soruşturmadaki bir numaralı şüpheli yaptım." "Gözümden şu dakikada düştün!" dedim sitemle. Defteri kapatıp yerine bıraktım ve sandalyemi iterek kalktım. "İnsan bu kadar uğursuz bir hikayede ev arkadaşının ismini nasıl kullanır?" Son kez klavyede dolaşan parmakları durduğunda arkasına yaslanıp gerindi. "Saatlerdir bilgisayar başındayım Betül. Lütfen, ölen kişiye alınma. Sadece isminiz aynı, tamamen farklı iki insansınız. Yazarken seni model olarak kullanmadım yani." "Bir de beni model olarak kullanıp öldürseydin Taner!" "Ben değil, katil öldürdü. Seri katil!" Ellerimi cebime sokup balkona doğru ilerledim ve çoktan kararan havada ileride yanıp sönen şehir ışıklarına kısa bir bakış attım. Bir hafta boyunca evde oturmam gerekiyordu. Test negatif çıkmış olsa da dışarı çıkmak istemiyordum. Belki sabah bir delilik yapıp yürüyüş yapardım. "Taner, havuz açık mı?" Bilgisayarını kapatırken bana döndü. "Evet, açık." "Yüzme hocası var mı?" Duraksadı ve kısa bir an düşündü. "Sanırım var. Yüzme dersi mi almak istiyorsun?" Ona doğru döndüm. Sırtımı cama yaslayıp düşünceli bir şekilde başımı salladım. "Yüzme öğrenmek istiyorum." "Yarın gidip soralım o zaman." dedi. "Ben spor salonuyla ilgilendim daha çok. Yüzme havuzu o sırada açıktı ama ders kaydı var mı bakmadım." "Günün nasıl geçiyor?" diye sorarken yeniden yanına doğru adımladım. Şimdilik ölü karakterle adaş olma polemiğini sonraya bırakmıştım. "Sabah uyanıp normal insanlar gibi duşumu alıyorum, kahvaltımı yapıyorum, kendimi iyi hissedersem spor salonuna gidiyorum, geri kalanında da iş." Başımı belli belirsiz salladım. Uzun zamandır çalıştığımdan olsa gerek evde ne yapılır unutmuştum. Haftalık izinlerim genelde aylaklık yapmakla geçiyordu. "Neden sordun?" "Bir hafta boyunca evde ne yapsam diye düşünüyorum ama sanırım buldum." "Ne yapacaksın?" "Temizlik!" dedim anında. Kesinlikle evin dip köşe temizlenme vakti gelmişti. Hem temizlik yapmak benim için stres atmakla eş değerdi ve sorumluluğum haline gelmedikçe çok severdim. Ev sahibi olduğumdan beri sorumluluğum olduğundan ise nefret ediyordum. "Sonra belki alışverişe çıkarım. Kişisel bakım... Saçımı mı boyatsam? Kestirsem mi, biraz cansız gibi." "İşsizlik sende depresyon mu yaratıyor?" Kendi kendime olan konuşmam Taner tarafından bölündüğünde ona dönüp duraksadım. İşsizlik bende depresyon yaratmasa da büyük bir boşluk yaratıyordu. "Hayır..." dedim. "Sanırım sadece şu koltukta pinekleyeceğim." "Bence de!" Arkamı dönüp oflayarak yeniden koltuğa oturduğumda kanallar arasında boş boş gezdim. Düzgün bir dizi bulamayınca da uygulamaya girdim ve izlenebilir bir şeyler aramaya başladım. Ben düşünceli bir şekilde bakınırken bir anda evin içinde yankılanan zil irkilmeme sebep oldu. Çoğunlukla misafir sevmezdim. Çünkü misafir daima iş çıkarırdı. Zil bir kez daha çaldığında Taner bana bakıp "Zil çalıyor." dedi. "Farkındayım! Çalıp çalıp gider, sessiz ol." Göz devirip kapıyı açtığında koltukta yayılmayı bırakıp toparlandım. İçeri giren Mert'i görünce Taner'in bu ara besti olduğundan ilgilenme işini ona bırakacaktım. İçeri girince önce Taner'le selamlaştı. Ardından bana dönüp tebessüm etti. "N'aber Betül?" "İyidir, senden?" Gelip koltuğa oturduktan sonra Taner'in de gelmesini bekler gibi birkaç saniye durup en sonunda ise "Benden de iyi." dedi. "Uzun zamandır göremiyordum seni. Taner'den duydum. Geçmiş olsun." Başımı eğerek tebessüm ettim. "Teşekkür ederim, şimdi daha iyiyim." "Bir süredir Taner'de inmiyordu spor salonuna. Dedim, herhalde sevgilisiyle ilgileniyor." Kaşlarım havalandı. Kısa bir an Taner'e dönüp "Sevgilisi..." diye mırıldandım. Mert, bana baktı yeniden. "İlk karşılaştığımızda öyle dememiş miydiniz? Ortak eve taşınmak falan..." Taner, hafifçe güldü. "Ya yok!" dedi sırtına vurup. "Betül'le ben ev arkadaşıyız. O an kavga etmiştik, gıcık etmek için söyledim sadece. Sevgilim değil." Kumandanın ucuyla onu işaret ettim. "Taner best friendim benim." Mert olayı yeni anlamış gibi bize bakıp "Ha siz ondan..." duraksadı. "Allah yukarıda, bu ikisi nasıl çift diye düşündüm bir ara. Kız kardeşimle nasıl birbirimizi yiyorsak öylesiniz." Şimdi kardeşte demeyelim, ileride lazım olabilir. Söylediğim lafları üç gün sonra yemeği seven bir insandım ben. Hiçbir şey hakkında kesin konuşmamam gerekirdi. "Senden n'aber görüşmeyeli o zaman?" dedi Taner. Mert'in cümlelerine hiç anormal bakmamıştı. Bir ben mi bu kadar detaycıydım canım. Biraz dikkat! "Bende de ne olsun. İş ev arası çürüyüp gidiyoruz." "Sende var mı birileri?" diye sordum o an aklıma gelenle. Bildiğim kadarıyla yalnız yaşıyordu burada ama hiç sevgilisi falan olduğunu da duymamıştım Taner'den. Hoş, Taner bu tip konulara hiç girmezdi. Bana dönüp duraksadı ve hafifçe güldü. "Yok..." dedi. "Ama hoşlandığım biri var." Kaşlarım havalandı. "Ama henüz açılmamışsın belli ki." Başını salladı. "Henüz pek emin değilim. İleride..." "Başarılar." dediğimde Taner göz devirdi. Mert, yeniden Taner'e döndü. "Yarın akşam maç var." dedi. "İzler miyiz beraber?" Taner'in kaşları havalandı. Kısa bir an için gözleri bana döndü ve havada bir hayali çerçeve oluştu. Benim Hammurabi'den hallice kanunlarım ve anayasalarım! "Olur vallahi! Gelirim!" İkisine kısa bir an bakıp yeniden televizyondaki filmlere bakmaya başlamıştım. Şöyle bir romantik komedi olurdu, polisiye olurdu, ama korku ve gerilim olmazdı. "Sende gelir misin Betül?" Mert'e dönüp bir an baktım. "Ha, yok! Ben futbol sevmiyorum." dedim reddederek. Genel olarak spordan uzak bir yaşam sürmüştüm. Ne futbol, ne basketbol, ne hentbol bende yoktu. Hoşlanmıyordum izlerken. Mert başını salladı. "Nasıl istersen." En sonunda doğru düzgün bir filmde bulamayınca ekranı kapattım ve kumandayı kenara bıraktım. Ayağa kalktığım an Taner bana döndü. "Nereye?" Henüz saat erken olsa da üstümde bir halsizlik olduğundan "Uyumaya." dedim. Belki de henüz geçen günkü bayılma hadisesini bünyeden atamamıştım. "Uykum geldi." Taner kısa bir an ayaklanıp "Hasta mısın?" diye sordu. Başımı iki yana salladım hemen. "Yok iyiyim, öylesine uyku bastırdı. Biraz uyuyacağım." durup Mert'e döndüm. "Sonra görüşürüz Mert." Bana el salladı. "İyi uykular." Garip bir şekilde tavrı gözüme tatlı geldi. Tebessüm edip Taner'in koluna vurdum. "Geç otur arkadaşının yanına. Ben uyumaya gidiyorum. Cümleten iyi geceler size de." Taner başını iki yana salladı. "Git hadi, iyi geceler." Yanlarından geçip odama girdim ve kapımı kapattım. Bir yatmadan önce Mert'in sosyal medya hesaplarına göz atsam sorun olmazdı herhalde. İşte ben böyle ufak bir hareke bile tav olabilen bir kadınım. Yapacak bir şey yok.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE