"Patronun dedikodusunu duydun mu?" diye fısıldayan yan masaki Yasemin'in sesi ile başımı kaldırıp o tarafa döndüm.
"Ne olmuş?" diye sordum açık bir sesle ve kendime mukayyet olamayıp.
Telaşla işaret parmağını dudağına bastırıp öteki eliyle sessiz olmamı işaret etti. Açıkçası şirketimizin patronunun durmadan dedikoduları çıkıyordu ama hiçbirinde bu kadar şiddetli bir gizleme gereği duyulmamıştı.
Bu merakımı daha da cezbetti.
Döner sandalyemi masadan da destek alarak ona doğru ittim ve onun masasına tutunup kendimi çektim. O da yardımcı olup beni kendine doğru çekince henüz odada olmayan Fatih sayesinde odada üç kadın kalmanın rahatlığı ile tüm dikkatimizi dedikodunun kaynağı olan Yasemin'e yönelttik.
Daha fazla bizi bekletmeden konuştu. "Suat Hanım taht kavgasına hazırlanıyormuş. Küçük kardeşi Aslan Bey'le kavga ederken duymuşlar. Hem de Suat Hanım'ın ofisinde."
"Yalandır o!" dedim anında. Daha önceden birkaç kez uzaktan da olsa Aslan Bey'i görme imkanım olmuştu. Resmen Suat Hanım'a hayrandı, ablasına bir bakışı vardı ki sormayın. "Suat Hanım böyle bir şeye asla izin vermez. O izin verse Aslan Bey yanaşmaz. Ne tahtı ne kavgası..."
"Bilmiyorum artık." dedi Yasemin. "Ben öyle duydum."
"Yirminci kattan on üçe inene kadar yedi kat geçmiş o dedikodu! Şehir efsanesine dönmüştür çoktan."
Didem dayanamayıp gülerken benim koluma vurdu. "Allah iyiliğini versin Betül."
"Seninde seninde." derken kolumu okşadım. Fark etmeden sert vuruyordu, eli ağırdı.
"Ee sen ne yaptın oda işini? Bulabildin mi birini?" diye sordu Yasemin bana dönerken. Dedikodular kendi aramızda asılsızlaşmış ve değerini çoktan yitirmişti.
"Buldum buldum." derken kendimi onun masasından ittim. Kendi masama ulaşmak için çabalarken duvara çarptım ama bu defa tutuna tutuna vardım masama. "Üniversiteden bir arkadaşım dönüş yaptı ertesi gün. Anlaştık, halloldu yani."
"Ev gidecek diye aklım çıktı! İyi bari."
"Sorun ev çünkü değil mi Yasemin?" dedim sitemle "Damsız kalıyordum, donumu bile alacaklardı."
Hafifçe güldü. "O da kötü tabii!"
"Ama ev şimdi!" dedi Yasemin'i destekleyen Didem. "Öyle bir sitede oturmak için nelerimi veririm! Senelerce çalışsak değil o evi, muhitinden bile geçemeyiz."
"Bizde bir dede yok ki..." dedi Yasemin.
"Kıskanma!" derken saçımı savurup uyku moduna giren bilgisayarımın düğmelerine rastgele bastım. Ekran anında açılınca ise "Çalışın çalışın!" dedim. "Bu Fatih nereye gitti?"
"Bağırsaklarını bozmuş o dün." dedi Didem. "Yazık çocuk sabahtan beri tuvaletten çıkamadı."
Yüzüm buruştu. İstemsizce ona baktım. "Neden bu bilgiye sahipsin peki?"
Kaşları havalanırken eliyle yanını işaret etti. "Çünkü masa komşum."
Başımı iki yana salladığım sırada Yasemin'de durumun absürtlüğünü fark etmiş olacak ki "Cidden Didem..." dedi. "Nasıl bir sohbetiniz var sizin!"
"Siz siz olun..." diyerek odaya giren Fatih hepimize göz atıp eli belinde derin bir nefes bıraktı. "Akşamları üç acılı adana gömmeyin. Tatlı tatlı yemenin acı acı çıkarması oluyor sonra!"
Yasemin "Fatih!" diye bağırdığı sırada ben kendimi tutamayıp güldüm. "Üç tane nasıl yemeyi becerdin! Hadi yedin, onu hazmetmesi en az altı saat oğlum!"
"Öyle vallahi Betül..." dedi. "İşte hazmedemediğim için bu hale geldim."
"Yeter! Vizyonsuz konuşmanız midemi bulandırdı."
Yasemin'in son isyanı ile Fatih konuyu kapattı ve masasına geçti.
Öğle yemeğine kadar hiçbir olay olmazken saat on iki buçuğu vurduğunda Didem'in masadan fırlayıp "Ben date'e kaçıyorum. Geçikirsem idare edersiniz." demesi ile kendime geldim. Onun odadan ışık hızıyla çıkmasından sonra Fatih'te ayaklandı.
"Bende tuvalete gideyim. Öğleden sonra görüşürüz!"
Yasemin çantasını alırken bana döndü. "Ne yapacaksın öğle yemeğini?"
Kolumdaki saati kontrol ettikten sonra "Bir arkadaşımla buluşacağım." dedim.
"Tamam o zaman bebeğim, görüşürüz."
El salladım. O da ofisten çıkınca telefonuma uzanıp son aramalardan Taner'in numarasının üstüne dokundum. Hat çalarken telefonu kulağıma yaslayıp çantamı toparlamaya başladım.
"Efendim?" diyerek açtı telefonu.
"Neredesin?"
"Şimdi girdim adres attığın mekana. Sen neredesin?"
"Çıkıyorum şimdi şirketten." diyip ayaklandım ve ofisten çıktım. "On dakikaya oradayım."
"Bir şeyler sipariş edeyim mi?" diye sordu usulca. Sesi biraz çekingendi. "Aç mısın?"
"Süper olur!" dedim. Açlığım şu an önceliğimdi. "Oranın spagettisi çok güzel."
"Masaya geçince sipariş veririm." dediğinde istemsizce tebessüm ettim. "Teşekkürler!"
Telefonu kapattıktan sonra asansörü çağırıp kenarda beklemeye başladım. Bu süre zarfında bir yandan da telefonumu açıp sosyal medyada kısa bir tur attım. Hoş uygulamanın açılması bile birkaç dakika sürmüştü ama telefonuma veda edebilecek bir zamanda değildim henüz.
Asansör geldiğinde kalabalığın arasına hemen karıştım ve boş bir tane beklememek için tahmini kişi sayısını aşan bir yükle bindik asansöre ama elbette yük uyarısı verdi. Arkalara doğru sıvıştığımdan öndeki birkaç kişi söve söve indiğinde beklemekten yırtmıştım.
Ben şerefsiz değilim, Türk'üm!
Asansör en sonunda giriş kata inmeyi başardığında çıkan insan seline kapılıp kapıya doğru adımladım. Bu sırada saatin kaç olduğunu umursamayan annemin bir araması daha belirdi sevgili ekranımda.
Kulaklığımın ucunu telefona karmakarışık olmuş bağını çözmeden de kulağıma taktıktan sonra aramasına cevap verip ekranı kendimden biraz uzaklaştırdım.
"Efendim anne?"
"Süprize!" diyerek bağıran Michael ekranda belirdiğinde hafifçe güldüm.
"Hi, Michael!"
Bildiğim max İngilizce kelime sayısı on beş falandı. Bence on beş kelime ile bu görüşmeyi kurtarabilirdim.
"Come on Justin!" diye bağırdığında kaşlarım havalandı. Görüşmeye bir Türkçe çevirmen de katıldığına göre işler kızışıyor gibi duruyordu.
"Merhaba Betul!" dedi ekrana girdiğinde hafifçe el sallayarak. Açıkçası hiç yüz yüze gelmemiştik onunla. Üvey kardeş mi oluyorduk şimdi biz?
Vay anasını!
"Merhaba Justin! Ne oluyor?"
"Bende tam bilmiyor." dedi çat pat. Ardından babasına dönüp kısa bir görüşme yaptı.
"Diyor ki senin anne birthday party var." duraksadı ve birkaç saniye düşündü. "Hafta... Hafta yaa Cuma mı oluyor? Friday?"
"Evet, cuma oluyor."
"Hah, super!" duraksadı ve babasına dönüp bir şey daha söyledi. "Sen gelebilmek buraya? Cuma?"
Kaşlarım havalanırken başımı iki yana salladım. Annemin doğum gününün yaklaştığını biliyordum ama değil ülkeden çıkabilmek evden çıkacak param bile yoktu benim.
"İmkansız!"
"İmkan- im... What?"
"Impossible! Impossible!"
Bu defa demek istediğimi Michael'de anlamıştı ve suratı düşmüştü.
Anneme yapacakları bir sürpriz doğum günü için bana ihtiyaçları yoktu ki...
"Damn it!"
Onu da anladım bak! Kahretsin gibi bir şey diyor!
"Hiç mi yok imkan?"
"Üzgünüm..." dedim. "Ben çok çalışıyorum. Vaktim yok. İzin alamam."
"Durum complicated!"
Başımı salladım. "Çok üzgünüm... Size iyi eğlenceler. Benim yerime de partileyin!"
Justin dönüp babasına bir şeyler daha söyledi. Tahminimce benim dediklerimi ona çevirerek kendince de beni destekliyordu. Aralarında geçen kısa bir konuşma sonrası Justin yeniden bana döndü.
"Bu olmadı. Sonra tekrar gelebilir sen?"
Tebessüm ettim. "Umarım..."
Gülümsedi. Bana baba oğul el salladıklarında kısaca vedalaşıp aramayı sonlandırdım. Kulaklığı kulağımdan çıkardıktan sonra varmayı başardığım mekandan içeri girip telefonu yumak halinde çantama attım.
Etrafta bir süre Taner'e bakındıktan sonra onu bahçede görünce hızlıca dışarı çıktım ve yanına dolaştım.
"Çok beklettim mi?"
Başını kaldırıp beni görünce tebessüm etti. "Hayır, siparişi verdim. Birazdan gelir."
"Süper!" dedikten sonra masada duran bir su şişesini açıp bardağa döktüm. "Eve ne zaman gelmeyi planlıyorsun?"
Telefonunu kapatıp masanın üstüne koydu ve hafifçe doğruldu. "Tüm eşyalarımı toplamaya başladım. Yarın akşam üzeri diye düşünüyorum."
Başımı salladım. "Bir uyulacak kural listesi oluşturacaktık..."
"Bilgisayarımı getirdim." dedi yanındaki boş sandalyeyi işaret ederek. "Yemekten sonra halletmeye başlarız."
Aslında kurallar falan umrumda değildi. Sadece sevgili eski arkadaşımın burnunu sürtmek ve biraz süründürmek istiyordum. Ayrıca ev bendeydi! Yani üstünlük benimdi. Benim dediklerimi yapmak zorunda olması gerekiyordu ama aynı zamanda dozunu kaçırmamam lazımdı. Dozunu kaçırırsam oda kirasından da olurdum!
Gelen siparişlerimizle birlikte havadan sudan genellikle de sessiz bir şekilde yemeklerimizi yedik. Yemekten sonra birer de kahve içtik. Diğer günlerin aksine bugün biraz daha sıcaktı sanki.
"Bu kural konusunda ciddi misin ya?" diye sordu. "Dizi mi çekiyoruz kızım!"
"Belki dizi çekmiyoruz ama söz uçar yazı kalır derler! Malum sende pek güven vermiyorsun bana! En iyisi elimizde yazılı bir şeyler bulunsun ki sonrasında sorun yaşanmasın. Ayrıca sana da kural koyma hakkı vermemiş miydim? Senin de rahatsız olacağın bir şeyler vardır illa ki!"
Göz devirip bilgisayarını açtıktan sonra birkaç dakika sonra bana döndü. "Hiç iyi bir ev sahibi değilsin." dedi.
Gülümsedim. "Sen beterini görmemişsin."
"Dinliyorum."
Sandalyemden kalkıp onun yanındaki boş sandalyeye oturdum ve bilgisayarı onun elinden aldım.
Kural 1: Rahatsız edici yükseklikte müzik dinlemek yasak!
Arkasına yaslanıp kollarını birbirine doladı ve uzaktan yazdığım ilk kuralı okudu. Ağzının içinde mırıldandı ve kahvesinden bir yudum aldı.
Eskiden yüksek sesli müzik dinlemeyi çok severdi. Hala seviyor mu emin değilim, sadece canını sıkmak istiyordum.
Kural 2: Banyoda yarım saatten fazla vakit geçirmek yasak!
Kuralı okuduktan sonra alenen göz devirdi. "Zaten banyo keyfim yoktur."
Kural 3: Eve kız atmak yasak!
"Ne yani ileride sevgilimi eve davet edemez miyim?" diye sordu hayretle.
"Hayır!"
"O zaman sende erkek atamazsın eve!"
Aniden bilgisayarı kendi önüne çekti ve söylene söylene bir kural daha ekledi.
Kural 4: Eve erkek atmak yasak!
Kural 5: Uzun süre saç kurutma makinesi çalıştırmak yasak!
"Abartma istersen." derken bilgisayarı elinden aldım. "Hasta mı olayım?"
"Kural kuraldır!"
Başımı iki yana salladım.
Kural 6: Birbirimizin özel alanına izinsiz girmek yasak.
Kural 7: Kişisel eşyalarımızı izinsiz kullanmak ya da karıştırmak yasak.
Bilgisayarı kendine doğru çevirdi ve bir kural da o yazdı.
Kural 8: Saat on birden sonra televizyonu yüksek sesli izlemek yasak.
"Tavuk musun sen yüksek sesten rahatsız oluyorsun?"
"Düzenli bir yaşam sürdürmeye çalışıyorum ve saat on iki gibi uyurum. Ses olsun istemiyorum."
Sakince başımı salladım.
Kural 9: Evde sigara ya da türevlerini içmek yasak.
"Balkon?"
Başımı ona çevirdim ve "Sen sigara mı içiyorsun?" diye sordum.
"Arada sırada. Keyif için." dediğinde başımı iki yana salladım.
Kural 10: Balkonda da sigara içmek yasak.
"Hasbinallah!" diye söylendi.
Aldırmadan bir diğer kurala geçtim.
Kural 11: Sarhoş olmak, eve sarhoş gelmek yasak!
"Kızım askeriye mi işletiyorsun? Hayırdır?" diye sordu bana tip tip. "Tamam süründürmek istiyorsun ama abartma istersen."
"Farkındaysan içmek demedim! Sarhoş olmak dedim! Bir de sarhoş senle mi uğraşacağım!"
Bilgisayarı elimden bir kez daha aldı.
İş inada binmişti tabii.
Kural 12: Mesai, arkadaşlarla takılma vb. durumlarda haber verilecek.
Kaşlarım havalanırken "Sebep?" dedim.
Bana döndü ve gülümsedi. "Sen elimden sevdiğim şeyleri alacaksın, ben sessiz kalacağım ha! En nefret ettiğin şey hesap vermek değil mi? Al sana hesap!"
"Bu kurallar her ikimiz içinde geçerli." dediğimde omuz silkti.
"Benim için problem değil."
Kural 13: Öldürmek yasak!
Yazdığımı görünce gülümsedi. "Bu bir hatırlatma mı?"
"Seni öldürmek istiyorum, daha şimdiden!"
Arkasına yaslanırken keyfi yerine gelmişti. Bir de öpücük atması yok mu?
Kural 14: Maçın her türlüsünü izlemek yasak!
"Çüş!" dedi bir anda. "Sil onu çabuk!"
Kural 15: Tekrarları, kritikleri ve geri kalan tüm maç programlarını izlemek yasak.
Kural 16: Kural 16, Kural 14 ve Kural 15 asla değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.
"Sen bir şeytansın." dedi bana bakarken. "Görende anayasa yazıyor sanar. Şuna bak."
Kural 17: Dalga geçmek yasak!
Kural 18: Tüm ödemeler zamanında yapılacak. Gecikme durumunda haber verilecek.
"Sonunda gerçekten ev sahibi olduğunu mu hatırladın?" diye sorarken alaycıydı. Başını iki yana salladı.
"Hangi faturayı ödemek istersin?"
Bana döndü. "Sen doğal gazdan kısarsın şimdi çok geliyor diye! Yaz doğal gazı!"
Başımı salladım.
Kural 19: Doğal Gaz faturası Taner Doğan tarafından karşılanacak. Su, elektrik, İnternet ve aidat Betül Yuva tarafından ödenecek.
Taner'in ses etmediğini duyunca başımı ona doğru çevirdim ve ekrana baktığını gördüm. Benim ona bakmamla başını bana çevirdi. "Şu yaptığımız yemin ederim çocukluktan başka bir şey değil.
Tebessüm ettim.
Kural 20: Anlaşma bir yıl geçerli olacak. Eğer öncesinde taşınma söz konusu olursa kalan aylarca para cayma bedeli olarak alınacak.
"Duyanda operatör sanar."
"Dalga geçmek yasaktı!" diye uyardığımda omuz silkti.
"Daha eve taşınmadım sonuçta. Bunlar da evde uyulması gereken kurallar, biz dışarıdayız."
"Ölmek istiyorsun..."
Sırıttı. "Öldürmek yasak!"
"Evde yasak! Şu an dışarıdayız!"
Bilgisayarı elimden aldı ve bir kural daha ekledi beyefendi.
Kural 21: AŞIK OLMAK YASAK!
Kuralı okuduğum an kaşlarım havalandı. Başımı ona çevirdikten sonra sakince "Bu da kendine bir hatırlatma mıydı?" diye sordum.
"Hayır, kendimi koruyorum." dedi küstah küstah. "Bana aşık olmanı istemem, sonuçta yakışıklı bir adamım ve aynı evde yaşayacağız. Değil mi?"
Gülümsedim. "Haklısın..." dedim. "Dikkat et, sen bana aşık olma."
Bilgisayarı ondan alıp bir kural daha ekledim.
Kural 22: Kural ihlalinde, ihlal eden taraf mağdur tarafa ceza olarak 5 Bin (5000) Türk Lirası ödeme yapacak.
"Bu biraz tehlikeli oldu senin açından." derken bilgisayarı işaret etti. "Kural ihlalince bana 5 bin Lira mı vereceksin?"
"Ben bu kurallara birebir uyarım. Asıl sen para hazırlamaya başla."
"Cebini daha fazla doldurmayacağım Betül. Anca rüyanda!"
Kural 23: Yiyecek içecek tarafların kendilerine ait, izinsiz tüketmek yasak.
Yüzünü buruşturdu. "Senin doğal yaşam cart curtuna kalmadım merak etme."
Kural 24: Evde et, tavuk ve balık, türevlerini tüketmek yasak!
Bir kahkaha patlattığında bakışlarım ona döndü.
"Güzel şakaydı, şimdi sil onu."
Kaşlarım havalandı. Sakince "Tabii hayatımda beş senedir olmadığından bilmiyorsundur... Ben dört senedir vejetaryenim."
Elini omzuma koyup pat pat vurdu. "Geçmiş olsun, umarım bir an önce iyileşirsin. Şimdi sil onu!"
Tebessüm ettim. "Bana ve ideolojime saygı duyacağını düşünüyorum."
"Ortada bir ideoloji değil hastalık var!" dedi hiddetle. Bileğimi tutup havaya kaldırdı ve öteki eliyle kolumu tuttu. "Bende neden bu kadar zayıf bu kız diyorum! Hastalıktanmış meğer!"
Kolumu elinden çektim ve arkama yaslandım. "Ben çok ciddiyim."
"Senin kafan güzel." dedi hayretle. "Et lan bu! Nasıl yemezsin? Tavuk falan da mı yemiyorsun? Sucuk, sosis, salam?"
"Hiçbirini tüketmiyorum."
Başını iki yana salladı. "Bende sebze tüketmiyorum. O zaman sende evde sebze meyve yiyemezsin!"
Derin bir nefes verdim. Şu an bunu yaşadığıma inanamıyordum cidden. Adam gelmiş bana sebze diyor, sanki aynı şey!
"Sence aynı şey mi?" diye sordum hayretle. "O kesilen hayvanların canı yok mu?"
"Üniversitedeyken löpür löpür götürüyordun ama! Unuttun mu onları!"
"Geç aydınlanma yaşadım ama doğru yola girdim en sonunda! Ne var?"
Bana doğru hafifçe eğildi. "Bu katil olmanı değiştirir mi peki?"
Gözlerimi yumup derin bir nefes aldım. "Geçmiştekiler birer hataydı. Aynı hataları tekrarlamamak önemli olan."
"Ne yaptın? Kiliseye falan mı gittin günah çıkarmak için?"
"Dalga geçmek yasaktı!"
"Ben bu kuralı çiğnerim!" derken bilgisayarı işaret etti. "Değil 5 bin 5 milyon olsa da ceza parası çiğnerim arkadaş! Şimdiden haber veriyorum!"
"Çocuklar Duymasın Haluk'a döndün iki dakikada!"
Başını iki yana salladı. "Sende Meltem'e!"
Ona aldırmadan kısaca tekrar göz attım kurallara. Ardından ona döndüm. "Eklemek istediğin bir şey var mı?"
Morali bozulmuştu. "Yok." dediğinde başımı salladım ve son bir kural yazdım.
Kural 25: Kişisel farklılıklarımıza, düşünce yapımıza, fikirlerimize, ideolojilerimize SAYGI duyulacak.
Yüzü somurturken dosyayı kaydettim ve bilgisayarı kapatıp ona döndüm. "Bunu bana postala. Bende de dursun."
Başını salladı. "Sen kötü bir kadınsın."
Gülümsedim. "Sende kötü bir adamsın."
Bilgisayarı alırken bende ayaklandım. "Bu yemek benden olsun." dediğimde omuz silkti. "Öde! Bana ne?"
Başımı iki yana salladım ve çantamı aldım. Telefonumu kontrol ederek "Sonra görüşürüz o zaman, ben gidiyorum." dediğimde başını kaldırıp bana baktı.
"Dikkatli git." dedi her ne kadar suratı asık olsada.
Daha şimdiden sürünmeye başlamıştı, taşınınca ne yapacaktı bu adam?