Adamın konuşması ile adımlarım durakladı. “Senin şu ‘ortağın’ nerede?”
“Benimle gel.” diyerek, odaların arasında kalan başka bir koridora saptı.
Koridorun sonunda makam odasını andıran bir kapı vardı.
Kafasıyla kapıyı işaret ederek, “Burada.” dedi.
Tereddüt etmeden odanın kapısını açtım. Ama beni hiç beklemediğim bir manzara karşılamıştı.
Kocaman bir boşluk…
Odada kimse yoktu.
“Sen benimle taşşak mı geçiyorsun birader?” diye sorduğumda, adam şaşkınlıkla içeriye baktı.
“Az önce yukarıya çıkmıştı, kendi gözlerimle gördüm.”
“Işınlanmayı bulmuş yani?”
Merakla “Ne?” dedi. Sonra sorumu anlayarak bu seferde hayretle, “Ne!?” diye haykırdı.
“Git ve ‘ortağını’ bul. ‘Yenge mekanda seni bekliyor’ de.”
“Ha!?”
Adamın gözleri şaşkınlıkla açıldı. “Adar bundan hiç hoşlanmayacak.” dedi. Adar…
Kafamla gitmesini işaret ederken, odaya girerek etrafı incelemeye başladım.
Klasik erkek ofisleri gibiydi. Patron koltuğuna oturduğumda, bakışlarım önce masaüstü bilgisayarı, sonra da ekranı açık laptobu buldu.
Masaüstü bilgisayarın bağlı olduğu monitörlerden birinde kameralar açıktı. Arama yerine birkaç saat öncesi girilmişti, ve fare arama butonunun üstündeydi.
Acil bir işi çıkmışta, odadan öyle alelacele ayrılmış gibiydi.
Laptobun ekranındaki klasörleri incelerken, hepsinden farklı yere sağ üst köşeye konmuş Zühre klasörü dikkatimi çekti. Yalnızdı.
Mekanla ilgili dosyaların olduğunu tahmin ederek, belgelerim klasörüne girdim. Şu an hiç olmamam gereken bir yerde, hiç yapmamam gereken bir şeyi yapıyordum.
Ve bu heyecan duygusu tüm libidomu yükseltiyordu. Sanırım buna bağımlı olmaya başlıyordum.
Açtığım bir videoda, dans ederken gördüğüm adam.. Adar, birini feci şekilde dövüyordu.
“Ufacık kıza el mi sürdün lan!? Seni yavşak orospu çocuğu!” diye böğürünce, az çok nedenini anlamıştım.
Ellerine sağlık Adar.
Başka bir videoyu açtığımda, lüks bir restoranda yemek yiyen zengin iş adamlarını gördüm. Siyasetle ilgili bir şeylerden bahsediyorlardı. Sanırım şantaj için ayrılmış bir videoydu.
Birkaç video daha gezdiğimde, önüme çıkan video ile gözlerim açıldı.
Babam.. tanımadığım bir adamla.. Holding gibi bir yerde toplantı masasında…
Yaşlı adam, “Biz bu konuda anlaştık sanıyordum, Hamit.” dedi. Sözleri iğneleyiciydi.
“Evet anlaşmıştık, ama daha iyi tekliflerle gelenler oldu.”
Sanırım bir iş görüşmesiydi. Sıkıcı.
Çarpı tuşuna basacakken, “Venüs’ün bundan haberi var mı?” diye sordu yaşlı adam.
Elim öylece dona kaldı. Neyden haberim var mıydı?
Babam, “Tabii ki.” dedi. “Aslında gördü ve beğenmedi. Bana göre çocuk o istemiyorum, çok kaba saba, hiç nazik değil, yaraları var hiç beğenmedim dedi. Ben de onu ikna etmek için Zerro’yu istiyorum ya.” dedi.
Midem resmen ağzıma gelmişti. Babam, resmen beni adama peşkeş çekiyordu. Bu yaşlı adamı daha önce ne görmüştüm ne işitmiştim. Babamın söyledikleri bir kez bile ağzımdan çıkmamıştı.
Yaşlı adam, “Eğer sana Zerro’yu da verirsem, bir an önce düğünümüzü yapar mıyız?” diye sordu.
İğrençti. Kızı yaşındaki bir kadınla evlenmek mi istemişti? Midem yeniden ağzıma gelince yüzümü buruşturdum.
Videoyu gönderme tuşuna basarak, kendi mailimi yazdım ve hızlıca gönderdim.
Artık veri hırsızlığına da başlamıştım, geçmiş olsun.
Adar’ın neden bana öyle baktığını anladığımda, yerimden kalkarak vücudumu esnettim.
Muhtemelen beni satın alınabilir bir mal olarak gördüğü içindi. Babasının bile gözden çıkardığı biri. Hakkımda yapılan anlaşmalara bak!
Zerro neydi bilmiyorum, büyük ihtimal bir şirket ya da markaydı. Ama babam bu tekliflere rağmen, beni Zahir ile evlendirdi ise demek ki onlardan daha büyük bir şey almıştı.
Burası neden bu kadar sıcak?
Popomu masaya dayayarak, elimle yüzümü yelledim. O sırada duvarda asılı duran klimayı gördüm. Sağa sola bakarak klimanın kumandasını aradım.
Ve bingo, televizyon kumandasının yanındaydı.
Klimayı açtığımda kısa sürede oda soğudu. Bakışlarım monitöre kayınca, yeniden patron koltuğuna oturdum.
Anlık görüntüleri açtığımda, Adar’ın beni buraya getiren ortağıyla tartıştığını gördüm.
Gömleğinin kol düğmelerini hırsla açtı ve kumaşı dirseklerine topladı. Sonra da öfkeyle parmaklarını saçlarına daldırdı.
VIP odalarda gerçekten kamera olmadığını görmek beni şaşırttı. Şantaj için malzeme toplamayı seven birine göre, fazla mahremiyet göstergesiydi.
Bakışlarım yeniden konuşan adamları bulduğunda, Adar’ın artık orada olmadığını fark ettim.
Sonra odanın kapısı sertçe açıldı. Gözlerim içeriye giren Adar’la birleşti.
“Senin ne işin var odamda?” sorusu üzerine onu şöyle bir inceledim.
“Daha doğrusu ne işin var mekanımda?”
Saati onu daraltıyormuş gibi çıkarıp koltuğun üstüne attı.
“Benden aldıkların yetmedi mi? Daha fazlasını mı istiyorsun?” diye sordu.
Kaşlarımı çatarak Adar’a baktım. Ondan ne almıştım ki?
“Bir de Yusuf’a ‘mekanda seni bekliyor’ dedirtmişsin.”
Ortağının adı Yusuf’tu demek.
Ayağa kalkarak yabancısı olduğum bu adama doğru yürüdüm. Hakkında tek bildiğim şey, adıydı. Ama sanki Adar, beni yıllardır tanıyormuş gibi konuşuyordu.
“Yetmedi.” dediğimde, hayal kırıklığı ile bana baktı.
“Senden bir şey almak istiyorum.”
“Hem de bu gece.” dedim.
Hemen yarım adım önünde durduğumda, sesli şekilde yutkundu.
“Benden ne istiyorsun?”
Sesi az önceki tonunda değildi. Önünde gözlerinin içine bakarak dikiliyor olmam, onu farklı duyguların içine çekmişti.
“Soyun!” dediğimde, şaşkınlık tüm yüzüne yayıldı.
Tepkisiz kalarak bir süre yüzüme baktı. Ne söylediğimi anlamaya çalışıyor gibiydi.
Sesimi yükselterek, “Soyun be adam!” dedim.
“Sana sahip olmak istiyorum. Hem de tam şu an. Bu gece!”
Adar gözlerini kısarak yüzümü inceledi. Sonra da sessizce gömleğinin düğmelerini açmaya başladı.
Gömleğini üstünden çıkardığında bedenindeki dövmelerde gözlerim gezindi. Dövmeleri hoşuma gitmişti. Her birinin farklı anlamı var gibiydi.
Parmak uçlarım kalbinin üstündekine gidince, Adar’ın bedeni kasıldı ve titredi.
Gözlerinin içindeki arzu ve istek, tüm hücrelerine yayılmaya başlamıştı.
Parmaklarımla dövmelerini incelerken, “Güzeller, hem de çok.” dedim.
Adar’ın bana olan bakışları farklıydı, duygu yüklüydü. Anlamlı bakıyordu ve bunu aslında sevmemiştim.
Umarım o da yapışkan oğlanlardan değildir.
Parmaklarım boynuna çıktığında dikkatimi çenesindeki bıçak izi çekti. “Belalı bir tipsin anlaşılan.” diyerek gülünce, bakışları anında dudaklarımı buldu.
Çenesinden yanağına uzanan izi avucumun içine alarak yavaşça okşadım.
Adar yalvarırmış gibi, “Yapma.” dedi.
“Bunu bana yapma.”
Ruhundaki zayıflık gözle görülür düzeydeydi. Bu yüzden dışarıya adamlıklarını asıp keserken, içlerindeki bu yaralı ruhlar itaat etmeyi severdi.
Yüzümü kulağına yaklaştırarak, “Diz çök!” dedim.
Omzundan bastırdığımda dediğimi yaparak önümde diz çöktü. Kararlı halim ve otoriter duruşum, onu bazı şeyler konusunda afallatmış gibiydi.
“Benim kurallarıma göre, kuralsız oynayacağız.” dediğimde, beni anlamaya çalışıyordu.