Ateş, masanın kırılma gürültüsüyle daha da vahşileşmişti. Yerdeki enkazın, dağılan kağıtların ve parçalanmış ahşabın arasında Aşkın’ı altına almış, adeta bir fırtına gibi esiyordu. Odadaki hava, terin ve yüksek tansiyonun etkisiyle iyice ağırlaşmıştı. Ateş, Aşkın’ın bacaklarını omuzlarına kadar çekip onu iyice savunmasız bıraktı. Her bir darbesi, az önce masayı kıran o devasa gücün bir devamı gibiydi; daha derin, daha sert ve daha acımasız. "Bak bana!" diye gürledi Ateş, Aşkın’ın yüzüne doğru eğilerek. "Bu evde, bu topraklarda sadece benim hükmüm geçer. Seni böyle nefessiz bırakırım, seni böyle inletirim! Ahhh, Aşkın... Öyle bir daralmışsın ki, beni içine hapsetmek istiyorsun sanki!" Ateş, ritmini öyle bir noktaya getirdi ki Aşkın’ın çığlıkları odanın tavanına çarpıp geri dönüyordu.

