** 'Bazen şair olmak için şiir yazmak gerekmez. Öyle bir an gelir ki, siz şiir yazmadan şair olmuşsunuz, bunu size gözlerine şiirler yazdıracak kişi hatırlatmış...'
"Ayhan Mete yalandan hoşlanmaz," dedim Aydın Alparslan'a bakarak. "Aman sen de laf söyletme ikizine sakın..." Sakinleştiğini anlayınca babamın sandalyesinin arkasından çıkıp yanına gittim. "Sana da laf söyletmem ikizlerin abisi. Nasılsa ikinizde her seferinde berabere kalıyorsunuz..."
Suratını asıp bakışlarını başka yöne çevirdi. "Git ikizinin yanına."
"Ya sen bana surat mı asıyorsun kıyamadığım?" dedim yanaklarını sıkarak, "Oy bidi bidi, yerler senin gri gözlerini, kardeşlere küsülmez, annen sana öğretmedi mi?" Kafiyeli bir mani gibi söyleyince gülmeye başladı. "Lan ben size küser miyim başımın tatlı belası ikizler? İyiki varsınız." Oturması için sandalyesini çektiğim zaman kendini şehzade zannedip kasılarak oturdu. Masada herkes gülüyordu, sadece Esma biraz bozuk duruyordu. O da sanırım annemin ona bozuk atmasından dolayıydı.
"Kızlar annelerinizin haberi var mı burada olduğunuzdan?" diye sordu annem. "Var Mısra teyze," dedi hepsi.
Babam Esma'ya bakıp, "Gelin kızım sen de söyledin mi annenlere gelecekteki evinde olduğunu?" diye bir kez daha sordu. Bu kızı utandırmakta üzerine yoktu. Sırf bu yüzden kız bize gelmek istemiyordu çoğu zaman.
"Var Aykut amca," dedi Esma utana sıkıla, "Söyledim tabi." Yani gelecekteki evi olduğunu inkar etmiyor. Vay arkadaş. Büyük ilerleme.
"E anlatın bakalım," dedi babam oğlan çocuklarına bakarak, "Sevgili yaptın mı Aydın Alparslan?"
"İşim olmaz baba, ben böyle rahatım." Yalakalık da yaptı utanmadan. "Prensese ihtiyacım yok, ben kralın oğluyum baba." Babamın egosu koca tavana çıkarken Aydın Alparslan Ayhan Mete'ye bakıp güldü. "Diğer oğlun da inşallah yanındakinin gönlünü yapacak da, sevgilisi olacak."
"Baba şu ilk oğluna bir şey söyle," dedi kızar gibi. "Söylemem," deyip tabağını anneme uzattı babam, "İlk oğluma söylemem ama gelinime söylerim. Kız Esma, sen ne zaman benim oğlana yüz vereceksin?" Esma utançtan yerin dibine girerken hepimiz gülüyorduk ama elimi uzatıp sırtını sıvazladım destek olmak ister gibi.
"Bir gün olacak," dedi Işık gülerek, "Hayat bir gün, o da bugün. Hadi Esma be."
"Yapmayın ya," dedim Esma'nın haline, "Kıyamadığım bak nasıl da utanıyor. Her günümüz bugünmüş gibi geçsin bence..." Yani anı yaşayalım. Madem hayat bir gün, o da bugün, her günümüzü bugün gibi yaşayalım.
"Aman kalsın," dedi Aydın Alparslan isyan ederek, "Her günümüz bugün gibi geçerse Uğur'suz Uğur yüzünden her gün kavgaya gireriz. Gerçi sıkıntı bende yok ama..." Anneme baktı.
"Bence de fena olmaz," diyen Ayhan Mete babamın sorusuyla sustu. "Uğur ne yaptı yine?"
"Reisin sağ kolunun kardeşine kantinin ortasında yavşamış, çocuk da bunu görüyor ve bizimkini dövüyorlar. Biz de abileri olarak onlara hesap sorduk, kavga çıkıyordu az kalsın."
"Ben size kavga istemediğimi söylememiş miydim?" diye sordu annem giderli giderli. Sonra bana bakınca savunmaya geçtim. "Valla biz gidip kavgayı engelledik anne. Uğur bizim çocukları göndermiş karşılarına ama engelledik. Hak etti ama Uğur da dayak yemeyi, daha ilk günden milletin kardeşine salça olmak da nedir? İnsan bir kendini gösterir falan. Olacak iş değil." Mısra reis korkusu mu oldu, ne oldu? Bilemedim bak şimdi.
"He birisi sana kendini gösterse olacak iş olacak yani, öyle mi kızım? Sana yavşayan oldu mu? Askerlerim," erkeklere baktı, "Kardeşinize iş atan olursa acımayın. Benim kızım kıymetli, hepiniz kıymetlisiniz ama piçin biri gelir kızıma laf atar falan, yemin ederim harcarım o adamı." Harcamasaydın şaşardım zaten baba. Çünkü neden şaşmayalım?
"Kendi kendinize gelin güvey olmayın ama ya, yemek yiyorum şurada. Sanki evleneyim dedim de yok laf atarlamış, yok yavşarlarmış." Kaşığı bırakıp suratımı astım.
"Geldi giderli prenses. Hoşgeldin güzel suratlı ressamlık kızım, hoşgeldin anasının küçük versiyonu." Babamın söylediklerine cevap vermeyip yemeğimi bitirdim. Herkes doyduktan sonra kızlar da sofrayı toplamaya yardım ettiler. İşimiz bittiği zaman annem, "Aykut," diye seslendi salona, "Kocam hadi kızları evine bırak geç olmadan."
"Tabi ki ben bırakacağım. Başka kim bırakacak? Biri benim kızımdan farklı değil," Işık için söyledi, "Diğeri gelin kızım," bunu biliyorsunuz, "Diğerleri de kızımın giderli arkadaşları. Elbette ki ben bırakacağım evlerine, metroyla gönderecek halim yok." Ne çok konuştun baba, hayır yorulmuyorsun da yani. Ben yoruldum. Valla bak.
Kızları yolcu ettikten sonra odama çıktım. Annem geldi, okuldaki kavga işini anlattığım zaman Mehtap teyzemle, yani Işık'ın annesiyle konuşacağını söyledi. Ayarsız velet. Yeni çağ çapkını. Bela makinesi. Dayak arsızı.
"Ne zaman akıllanacak bu Uğur bilmiyorum ki," dedi başını sağa sola sallayarak, "Babası da böyleydi bunun lisedeyken. Şerefsizin tekiydi. Ben diyorum reis falan girmeyin o işlere, benim oğlanlar gidip cephe alıyorlar. Tamam gidip sözünü dinlemesinler ama neden kavga?"
"Atakan amcamı bilmem anne ama Uğur'un açtığı işler başımıza dolanacak. Sonra başımız kapanacak, görünmeyeceğiz. Daha doğrusu biz hiçbir şeyi görmeyeceğiz. Sonra başımız ağrımaya başlayacak, git gide ağrı artacak, zonklamaya başlayacak, sonrası malum, hepimiz baş ağrısından ve migrenden ölüp gideceğiz." Çok ciddi söylememe rağmen annem gülmeye başladı. Anan bizi kaale almadı Beste. Almadı valla.
"Ah be kızım, aynı benim gibisin. Ben de lisedeyken senin gibi düşünürdüm. Başımıza olmadık işler gelirdi, derdimiz tasamız hiç bitmezdi." Ne dertler geldiğini bilemeyeceğim ama gözlerinden bir destan geçti. Sayfalar dolusu bir kitap geçti. "Hadi ben iniyorum aşağıya, sen de çok geç olmadan yat." Ayağa kalktı. "Ressamlığı her sene olduğu gibi birinci bölüm yapmaya hazır mısın asker?" Ayağa kalkıp asker selamı çaktım. "Emredersiniz komutanım!" Yanağımdan makas alıp odadan çıktı.
Telefonumu alıp yatağa uzanarak sosyal medyada gezmeye başladım. Boş boş dolaşmaktan ziyade güzel sözler paylaşan sayfaları takip ederdim. Hatta hoşuma gidenleri kaydeder ara sıra açar bakardım. Mesela annemin babam için gençliklerinde söylemiş olduğu bir cümle varmış, ara sıra anlatırdı. Ona benzer bir cümle paylaşmıştı bir sayfa.
'Sana her şey olurum, ama şair olamam demiştin. Şair de oldun reisim.' Babam eskiden bizim okuduğumuz okulda reislik yapmış, annem hala reis der bu yüzden. Bu annemin babama söylediği bir sözmüş. Sayfada paylaşılan şöyleydi; 'Bazen şair olmak için şiir yazmak gerekmez. Öyle bir an gelir ki, siz şiir yazmadan şair olmuşsunuz, bunu size gözlerine şiirler yazdıracak kişi hatırlatmış...'
Hiç kimse gelecekte ne olacağını bilmezdi ama geçmişte de ne olduğunu unuturdu bazen. Geçmişimizi unutmak kendimize yapacağımız en büyük ihanetti. Gelecek elimizde falan değildi. Gelecek alnımızdaydı. Şair mi olacağız, şiirler yada bir şarkı sözü bize mi yazılacak, bilmiyoruz. Biz bilmiyoruz ama alnımızın yazısını yazan biliyor.
Işık'ın anlatımıyla...
Aykut amcam bebeğimin arabasına bindikten sonra buraya en uzak yerden başlayarak kızları evlerine dağıtmaya başladık. Önce Nevin, teşekkür ede ede dilinde tüy biterek indi. Biraz sonra Elif'i bıraktık, o da teşekkürün her çeşidini söyledi ve evine girdi. Benden önce Esma'yı evine getirdik.
"Kızım burası mıydı sizin ev?" diye sordu Aykut amcam bebeğim. Küçükken ne zaman Aykut amcam bebeğimlere gitsek Mısra teyzem bebeğime, 'Bebeğim,' diye seslenirdi ve bu da benim çok hoşuma giderdi. Bu yüzden ikisine de böyle söylerdim. Babamdan veya annemden farklı değillerdi benim için. İkisinin de yeri bende bambaşkaydı.
"Burası Aykut amca," dediğinde lüks bir apartmanın önünde durduk. "Hangi ev sizindi Esma?"
"Şurası," deyip apartmanlardan birini gösterdi, "Çok teşekkür ederim Aykut amca, sağolasın..."
"Ne demek kızım. Gelinimi elbette evine bırakacağım." Gülüyordu. "Sana bir şey olmasını asla istemem." Aslında ciddiydi ama gelinim diyerek alay ediyordu. "Işık yanmıyor kızım galiba?" dedi apartmana doğru bakarak. Işıkların bir çoğu yanmıyordu. "Babanlar evde değil mi?"
"Evdeler sanırım. Evet, evet evdeler. Arabası burada." Hızlıca arabadan indikten sonra el sallayıp siteye girdi. Apartmana girene kadar bekledik, sonra yola devam ettik.
"Gel istersen kahve iç Aykut amcam bebeğim," dedim bizim apartmana geldiğimizde. "Yok kızım gideyim. Çok yorgunum, baban şerefsizinin suratını çekecek halim yok hiç." Bu ikisinin dostluğu kimsede yoktu ama birbirlerine değişik lakaplar takmakta da üzerlerine yoktu.
"Aykut amcam bebeğim ya," deyip güldüm. Teşekkür ettikten arabadan inip apartmana girdim.
Babam bana her zaman şunu söylerdi; 'Bir gün öyle güzel bir ışık gördüm ki, bu nasıl bir ışık diye sorguladım. Sonra anladım ki o ışık annenin ela gözleriymiş.' Annem de buna karşılık şunu anlatırdı; 'Babanla yeni evliyiz, bir akşam evimizde oturup film izlerken, Mehtap neden çocuk yapmıyoruz, diye sormuştu. Bilmem demiştim. Loş bir ışık vardı evin içinde ve film izlemeye kendimizi kaptırıp saati unutmuştuk. Sabah olmak üzereydi. Sabahın ilk ışıkları odaya vururken bir evladımız olmasına karar vermiştik. Doğduğun gün, gece yarısı sancılarla uyandım, koşa koşa hastaneye gitmiştik. Günün ilk ışıklarında doğduğun için ismini Işık koymaya karar vermiştik.' Ben annemle babamın Işık'ıydım. Işık Aksoy. Gözümü sabahın ilk ışıklarına açan, evlerine ışık gibi doğan Işık Aksoy.
"Ben geldim millet, evinize ışık geldi, lambaları kapatın." İlk olarak annem mutfaktan çıkıp geldi, konuştuktan sonra mutfağa geri döndü.
"Kızım," diye seslendi babam salondan. Yanına gidip oturdum. "Evimin gün ışığı, hoşgeldin."
"Hoş buldum Atakan Aksoy. Evimizin Uğur'suzu nerede?" diye sordum beş karış suratla.
"Odasında. Dayak yemiş hayta gene?"
"Sorma baba. Salak çocuk, evimize Uğur getirsin diye adını Uğur koydunuz ama bende ki totem onda tutmadı. Uğur'suzluk getiriyor anca."
"Sen niye bu kadar sinirlendin?" dedi haliyle. Sinirden koltukları yumruklamak, hatta Uğur kafasızının kafasında kırmak istiyordum.
"Boşver baba ya, Aykut amcam bebeğim selam söyledi sana. Gel kahve içelim dedim ama kabul etmedi. Çok yorgunmuş ve senin şerefsiz suratını çekecek hali yokmuş," dedim gülerek. Bedenim babamın kolunun altında, aklım köprüde kalmıştı.
"Vay amk, reis dedik başımızda taşıdık..." derken annem salona girip sözünü kesti. "Onlar ara sıra çekiyor senin şerefsiz suratını, ben her akşam çekiyorum." Ne kadar severse sevsin, babama laf sokmadan duramayan bir anam vardı. Annem tam bir aşk kadınıydı ama gider yapmadan duramazdı.
"Sende mi Mehtap?"
"Ben de," deyip çayını önüne bıraktı. Kalkıp odama giderken iyi geceler diledim. Yalnız kalmak istiyordum. Aslında ikisiyle biraz takılsam moralim yerine gelirdi ama gelsin istemiyordum. Aslında moralim Uğur gezeri dövünce bile düzelmezdi, anca sinirimi atardım onun üzerinde.
"Gelebilir miyim kızım?" diye sordu annem yatağımda uzanırken. Tavanı izlemekten sinirlerim bozulmuştu zaten. Bugün her şeye sinirlerim bozuluyordu.
"Gel anne," dedim kalkıp oturarak. "Neyin var senin evimin ışık perisi?"
"Moralim solda sıfır," dedim pencereye bakarak, "Uğursuzun kavgası başıma iş açtı anne be."
"Ne işiymiş, anlatmak ister misin?" Annem, Beste ve Mısra teyzem bebeğim en büyük sırdaşlarımdı. Hepsinde az birazda olsa sırlarım vardı. Birinin bildiğini diğeri bilmezdi mesela. Sır, iki kişi arasında kalırdı çünkü.
"Bizim dallama gidip kıza yavşamış, Tufan da bizimkini dövmüş. Hatta hepsi dövmüş sanırım, yüzü gözü mosmor." Üzülmüyor değilim haline ama insan kavgaya girmeden önce dayak yiyip yemeyeceğini düşünür bir. "Sonra bizim yanımıza geldiğinde Aydın Alparslan'la Ayhan Mete'yi reis ve çetesinin yanına göndermiş. Bir gittik, Aydın Alparslan Tufan'ı dövmek üzere. Durdurduk ama ortalık karıştı."
"Sen neden takıldın kızım bu kadar? Sanki Uğur ilk kez kavga ediyor. Hem mahvolmuş çocuğumun yüzü gözü." Biliyorum annecim, kıyamıyorum ama oğlun da az değil. Her önüne gelen kıza ilanı aşk ediyor.
"Takıldım..." Yatağa baktım. "Takıldım işte anne. İlk kez bir erkekle bu kadar yakın bulundum. Biliyorsun Aydın Alparslan ve Ayhan Mete abim gibiler, onlara o gözle hiç bakmadım ama Tufan... Tufan öyle değildi anne. Bir ara kavgayı unutup çocuğun gözlerine kaptırmışım kendimi..."
"Sen," dedi gülerek, "Hoşlandın mı yoksa bu çocuktan?"
"Bilmiyorum..." deyip ellerime baktım, "Bestelere giderken sosyal medyada sürekli çocuğu aradım, buldum. Koyu renk gözleri var, böyle siyaha yakın. Serseri bir duruşu var ama karizmatikti şerefsiz metal erkeği. Hareketleri bile hoşuma gitti neredeyse." Sanırım bu yaşıma kadar ilk kez utandım.
İlk kez bir erkeğe karşı böyle şeyler hissettim. İlk kez bir erkeğe karşı böyle şeyler söyledim. İlk kez bir erkeğe karşı gelmek istemedim.
İlk kez bir erkekten etkilendiğimi düşündüm.
"Metal erkeği..." Dudaklarını büktü, "Hem de reisin yakın arkadaşı?"
"Öyle sanırım. Yani çok anlayamadım. Daha doğrusu okulda ilk kez gördüm onu. Ne hissettiğimi bile bilmiyorum anne." Başımı kaldırdım. "Ben ne hissediyorum?"
"Bunlar çok normal hisler kızım. Kavga, o, bu, hiçbir şey size engel olamaz. Siz diyorum ama bakalım çocuk da aynı şeyleri hissetti mi senin için? Yoksa kavgaya kendini kaptırdı da seni fark etmedi mi? Bilemezsin. Aşk kelimesi kolay bir kavram değildir. Ama içine girdiği an seni etkisi altına alır. Sen, sen olmaktan çıkarsın artık. Sen bambaşka olursun. Kendini bile tanıyamazsın. Belki seni çok mutlu eder ama bakarsın hayatının ızdırabını yaşarsın. Hakkında hayırlı olsun gün ışığım. Sen üzülsen de ben senin yanındayım, sevinsen de..." Biliyorum anne, her zaman olduğun gibi. "Ben şimdi gidip kardeşinle konuşayım biraz da, bakalım o ne anlatacak..."
"Ne anlatacak?" dedim sinirle, "Dayak yemeyip dayak attığını anlatır anca."
"Sakin ol ressamlık kızı, bir dinlemem lazım onu da..." Ne anlatacaktı sanki? Her zaman yaptığı gibi kendini anneme acındırıp ağlanacaktı. Annem de ana yüreği dayanamayıp oğlunu öpüp koklayacaktı. Çok sinirliyim, çok.
Hayatımda ilk kez, 17 yaşımda bir erkekten hoşlandım abi ben. Onunla da kardeşim dediğim insanlar kavga ederken karşılaştım. İnsan da biraz olsun şans olur. Evime ışık getirmişim ama kendime yetecek ışığım yok. Resmen karanlıkta hissediyorum kendimi. Odamın lambasını da kapattım zaten. Hepten karanlıkta kaldım. Ah Uğursuz Uğur ah, sen bana kız ayarla diye geleceksin, ben de sana avucumu yalayıp göstereceğim, görürsün sen.
Gece gece, sabah okula gideceğim halde uyuyamayıp kalkıp odanın içinde gezinmeye başladım. Aklım bir yandan Uğur ve şiş suratında, bir yandan Tufan'daydı. Kimseden ses gelmiyordu, muhtemelen evde herkes uyuyordu bu saatte ve doğal olarak. Odamdan çıkıp Uğur'un odasının kapısına gittim. Osura osura uyuyordu uğursuz. Kapısını aralayıp baktığımda kafasının yataktan aşağıya sarktığını, ayaklarının birinin yastığın altında, diğerinin üstünde olduğunu gördüm. Dengesiz herif. Yastık başının altına konur, ayaklarına değil.
Gidip yastığı pis ayaklarından kurtarıp yere attım, dolabından temiz yastık çıkarttım. Düzgünce yatağına koyduktan sonra kollarından tutarak başını yastığa koydum. Sabaha kadar her yeri tutulacak böyle, zaten mal gibi dayak yemiş. Abla yüreği, aramızda iki yaş bile olsa dayanamıyorum. Ne kadar şerefsiz bir kardeş olursa olsun, sabaha insan gibi uyanmasını isteyerek odasından çıktım.
Odamda yine deli dana gibi dolanmaya başladıktan sonra aklıma telefon geldi. Yatağıma uzanıp sosyal medyadan Tufan'ın resimlerini açtım. Aktif bir kullanıcı değildi belli ki. Sayfası herkese açık görünüyordu ve az resmî vardı. Son paylaşımının üzerinden 3 hafta geçmişti. Banka yayılarak oturmuş, üzerinde siyah bir tişörtle resmî vardı. Sonra diğer 8 resmine de bakıp mesaj bölümüne girdim. Hayır mesaj falan atmayacağım. Yo aslında atabilirim. Saçmalama Işık, ne mesajı? Özür mü dilesem acaba? Ne diyeceksin, kardeşim kardeşine yavşamış, ben de sana yavşıyorum Tufan, mı? Yok canım bokunu çıkartma.
Ama aktifti. Demek ki o da bu saatte uyumamıştı ve aktifti. Acaba o da benim sayfama falan mı bakıyordu? Yoksa sevgilisiyle mi konuşuyordu? Hayır canım, sevgilisiyle neden buradan konuşsun? Hem resimleri bile yok. Acaba ben onun dikkatini çekmiş miydim? Yada beni görmemiş miydi? Aslında gördü. Yani bence gördü. Aydın Alparslan'ı geriye çekerken ona doğru baktığımda göz göze geldik. Şaka yapmıyorum. Çok ciddiyim. Bir saniyelik göz göze geldik. Yemin ederim geldik. Gördü beni, buna eminim. Keşke şu an özel güçlerim falan olsaydı. Şu an bunun olmasını çok isterdim. Resmen her şeyi öğrenirdim ama bilemiyordum işte. Bok bok bir kavga yüzünden kendimi düşürdüğüm hale gerçekten inanamıyorum. Ben doğru muyum, şaka mıyım?