Elif Yılmaz Savaş’ın dudaklarından dökülen o fısıltı... “Elif.” O an sanki zaman yeniden dondu. O kelimeyi öyle bir tonda söyledi ki, içinde şaşkınlık da vardı, tutku da, bir şeyleri bastırmaya çalışmış ama başaramamış bir adamın iç döküşü gibi. Adımın onun dudaklarında bu kadar yumuşak yer bulması… kalbimin en derin yerini titretti. Gözlerimiz hâlâ birbirine kilitliydi. Ne ben geri çekilebildim, ne o. Nefes alışlarımız hızlanmıştı. Göğsüm inip kalkarken onun da nefesini dudaklarımda hissedebiliyordum artık. Sessizlik, içerideki gerginliği daha da büyütüyordu. Ama o gerginlik… korkudan değil, başka bir şeydendi. Savaş’la aramızdaki mesafe yok denecek kadar azdı artık. O, gözlerimi bırakmadan yavaşça eğildi. Ben de farkında olmadan biraz daha yaklaştım. Sanki aynı ritmi paylaşıyorduk o

