Seher, Bora’nın verdiği haberi düşünüyordu dakikalardır. Ne demekti 1 ay içinde düğün? Yani evet kabul etmişti evlenmeyi. Az önce de nişanlanmıştı. Babasına göre geri dönüşü de yoktu ama 1 ay içinde Bora’nın karısı olma fikri Seher’i hiç düşünmediği şeyleri düşünmeye itiyordu. Nasıl olacaktı yani şimdi? Eski sevgiliydi onlar. Bir geçmişleri vardı. Bora’nın onu terk ettiği bir geçmişleri. Şimdi hiçbir şey olmamış gibi ona yakın davranıyordu. Yıllar öncesinde ona verdiği tek bir gülü cam fanusta saklıyordu. Hakkındaki çoğu şeyi unutmamıştı. Öyle ki bu nişandaki çoğu detay Seher’in daha önce hayalini kurduğu şeylerdi. Bora onu kalbinde bitirmediyse neden terk etmişti?.. Ve şimdi ne olacaktı? Bu evlilik iki aile için bir anlaşmaydı ama Seher ve Bora için de öyle miydi? Seher istemediği sürece baş başayken Bora ona dokunmazdı ama sınırlarını nasıl çekeceklerdi? Bir sınır olacak mıydı? Bora bir açıklama yapacak mıydı? Yoksa geçmişe bir sünger çekip mi yaşayacaklardı? Bunu yapamazdı Seher. Geçmişi o kadar kolay kapatamazdı.
“Ay aşkıım, nasıl şanslısın öyle! Aylardır konuşulan adamı kaşla göz arası nasıl kaptın Seher anlatsana biraz. Taktik ver bize biraz.”
Seher’in etrafını saran kızlar cemiyetten arkadaşlarıydı. Arkadaş demeye bin şahit isterdi aslında. Bu ortamda kimse kimseyle çıkarı olmadan arkadaşlık etmezdi. Şu an etrafını saran insanların amacı da buydu zaten.
“Ailelerimiz zaten tanışıyordu. Biz de küçüklükten tanıyoruz birbirimizi. Yıllar sonra tekrar bir araya gelince hala eskisi gibi iyi anlaşabildiğimizi fark ettik. Kumda oynayan çocuklar değiliz artık ama çok daha fazla ortak noktamız var. Zaten ailelerimiz de onaylayınca zaman kaybetmenin bir manası yok diye düşündük.”
“Mantık evliliği mi yani?” diye sordu içlerinden bir tanesi. Yüzünü hatırlıyordu Seher ama adını asla bilmiyordu bu kızın.
“Mantıklı bir evlilik olduğu kesin ama sadece mantıkla bir insanla bir ömür geçiremeyiz değil mi?” deyip en sahtesinden bir kahkaha attı Seher. Bu sahte kahkahaları bu buluşmalarda öğrenmişti. Çok da başarılıydı bu konuda. Etraftaki birkaç kişi de onun kahkahasına dönüp baktı. Bunlardan biri tabi ki odanın bir başka köşesinde iş adamlarıyla konuşan Bora’ydı.
“Baksanıza zaten damat beyin gözü gece boyu sürekli Seher’in üstündeydi. Kahkahasına bile dönüp bakıyor ‘benim kadınımı kim güldürebilir?’ diye.” Seher’in etrafını çevreleyen kızlar gülmeye başladığında Seher de başını Bora’nın olduğu tarafa çevirdi. Göz göze geldiklerinde ikisi de bir süre inat yapar gibi çekmedi bakışlarını.
“Ay baksanıza bunlar âşık olmuş herhalde. Çekemiyorlar bakışlarını birbirlerinden.”
Seher duyduğu cümleyle bakışlarını Bora’dan koparıp gülümseyerek kızlara döndü. Daha fazla yalan söylemek istemiyordu o yüzden sadece utangaç bir gülüş yolladı.
“Valla eğer öyleyse Seher’i tebrik etmek lazım Brandon Karacan’ı kendisine aşık ettiği için. Amerika’da hızlı bir hayatı varmış. Öyle diyorlar. Çapkınmış biraz. Sen daha iyi bilirsin gerçi Seher öyle mi?”
Elindeki kadehi hafifçe sıktı Seher. Ne kadar münasebetsiz bir soruydu bu böyle. Hayır öyleyse ne olacaktı yani? Adam nişanlanmıştı, 1 ay sonra evlenecekti. Geçmişteki çapkınlığını masaya yatırmanın ne gibi bir yararı vardı? Ama… gerçekten de öyle miydi? Seher daha iyi bilmezdi. Ayrı kaldıkları üç yılda Bora’nın hayatına kimler girdi kimler çıktı hiçbir fikri yoktu.
“Neden sordun Alin’cim? Sen de mi şansını deneyeceksin?” Seher’in sorduğu soruyla karşısındaki kızın yüzü düşmüştü. “İnsanların geçmişi birlikte oldukları insanlar dışında kimseyi ilgilendirmez ki böyle kulaktan dolma bilgilerle gelip beni rahatsız edebileceğini sanıyorsan yanılıyorsun. Sence ben nişanlımın ne yaşadığını ya da ne yaşamadığını bilmeyecek bir kadın mıyım?”
“Yanlış anlıyorsun Seher. Onu için söylemedim. Sadece, böyle konuşuluyor yani..”
“Seninle ilgili de çok şey konuşuluyor ama ben sana gelip doğru mu diye sormuyorum değil mi? Ya da sorayım mı? Şu anki sevgilin senden 12 yaş büyükmüş doğru mu? Evli olduğunu söyleyenler de var. O doğru mu? Kimileri de boşanacak diyor ama ben ona ihtimal vermiyorum.”
Seher’in cümleleri bir ok gibi karşısındaki kıza saplandı. Etraflarındaki diğer kızların bakışları bir Seher’de bir Alin’deydi. “Ha çok merak ediyorsan da başkasının yatağındaki sıcaklığı geçmeden bir adamı kendime koca diye almam. Senin aksine.. Onun dışında da evlenmeye karar verdiysek demek ki ikimiz de birbirimizin yüzünü kızartacak şeyler yapmamışızdır… Umarım yeterli bir açıklama olmuştur.”
Seher sözlerinin yarattığı etkiyi keyifle izliyordu ki karşısındaki kızların gözlerinin arkasına kaydığını gördü. Başını çeviremeden belindeki el ve kulağının dibine giren yüzle hafifçe gerildi. “Güzelim tanışmanı istediğim birisi var benimle gelebilir misin?”
Bora’nın kısık tuttuğu sesi yine de etraflarındaki kızlar tarafından duyulabilecek düzeydeydi. “Kusura bakmayın hanımlar ama nişanlımı bir süreliğine çalmak zorundayım.”
Kızlar gülerek başlarını sallayıp ‘tabi, tabi’ dediklerinde Bora, Seher’in belindeki elini daha da sıkılaştırıp Seher’i o ortamdan çıkardı. İkisi de arkasına bakmamıştı. Seher Bora’nın onu az önce konuştuğu adamların yanına götürmesini bekliyordu ama koridora doğru dönen ayaklarıyla nereye gittiklerine dair bir fikri yoktu.
Sormaya fırsat bulamadan Bora’nın açtığı bir kapıdan içeri girdi. Odanın ışığı yanmıyordu ve hava karardığı için içerisi tam anlamıyla seçilemiyordu. Bora Seher’i kapıya yaslayıp üzerine doğru eğildi. “Demek başkasının yatağındaki sıcaklığı geçmeden bir adamı kendine koca yapmazsın öyle mi?” dedi çapkın bir gülüşle. Fazla yakındı. Seher başını sağ tarafına doğru çevirdi. Bora’nın gözlerine bakmadı.
“İnsanlar arkamdan genişliğimi konuşmasın diye öyle dedim! Doğru mu yanlış mı olduğunu bile bilmediğim şeyler üstüme yapışsın istemem.” Bakışlarını kısa bir anlığına Bora’nın yüzüne değdirdi. “Var mı öyle bir şey?.. Yani kendim için soruyorum. Bilirsem seni daha iyi savunabilirim. Kendimi de tabi ki..”
Bora’nın gülüşü büyüdü. Dişlerini göstererek gülüyordu. Seher için komik bir şey yoktu ve bu alaycı tavır sinirini bozuyordu. Dilini damağına vurarak ‘cık’ladı Bora. Yok öyle bir şey. O konuda yalan söylemedin ama diğer konuda yalan söyledin.”
Seher birkaç saniye durup ne söylediğini hatırlamaya çalıştı.
“Birbirimizin yüzünü kızartacak şeyler yapmadık mı gerçekten?” Bir elinin tersiyle Seher’in elmacık kemiklerini okşadı. “Oysa ben bu yanakların kızardığını çok net hatırlıyorum.”
Duyduğu cümleyle kanın tekrar yanaklarında toplandığını hissedebiliyordu Seher. Odanın karanlık olmasına şükretti. Nasıl bu kadar rahat ve terbiyesizce konuşabilirdi aklı almıyordu.
“Sen!..” dedi sinirle ama devamı gelmedi. Koridordan gelen ‘abla’ sesi ikisinin de dikkatini dağıttı. Bora’yı ittirerek kendine bir alan açıp kapıya doğru dönüp kapıyı açtı Seher. Kapıdan dışarı adımını attığında Asya’yı karşısında buldu.
“Abla nerdesin sen ya? Babam seni soruyor.”
“Burdayım ablacım.” diyerek geçiştirdi Seher Asya’yı.
“Ne yapıyordun burda?” dedi Asya Seher’in arkasında kalan kapıya bakarken. O sırada Bora’nın da içerden çıkmasıyla Asya dudaklarını birbirine kapatmıştı.
“Selam baldız.” deyip saçlarını karıştırdığı kızın yanında geçerken eğilip Seher’in dudağının kenarına bir öpücük kondurmayı da ihmal etmedi. Böyle bir hareket beklemediği için Bora’ya engel olamayan Seher karşısında kardeşi olduğu için de istediği tepkiyi veremiyordu. “İçerde görüşürüz sevgilim.” deyip içeriye doğru adımlayan Bora’nın arkasından bakakaldı.
“Ablaağ! Siz enişteyle işleri ilerletmişsiniz bayağı!” dedi Asya sevinçle. Ablasının isteme günü damat adaylarıyla ilk kez görüşeceğini öğrendiğinde gerilmişti ama şimdi kuytu bir odadan çıkan ablası ve eniştesi hele de ablasının kızarmış yanakları ona çok şey anlatıyordu.
“Sus Asya, saçmalama da düş önüme!”
“Ay benim bunu Arda’ya söylemem lazım. Nerde o salak? Abla dikkat edin bu çocuk da Bora abinin kardeşine göz koymuş olabilir.”
Seher yürürken bir yandan da Asya’yı dinliyordu ama son duyduğu cümleyle adımları duraksadı. “O ne demek?”
“Yani bilemiyorum. İkiz hisleri diyelim.” deyip dudaklarına bir fermuar çekti. Seher bu konuyla daha sonra ilgilenecekti. Şu an bakışları üzerinde olan babasının yanına gitmesi gerekiyordu. O tarafa doğru adımladığında Bora’nın da orada olduğunu fark etti. Gözlerini devirmemek çok zordu. Gözler onun üzerindeyken yanlarına gitti.
“Beni sormuşsun baba?” dedi halinden pek de iyi bir durumda olmadığı belli olan babasıyla. Sanki sinirli gibiydi.
“Bu düğün mevzusunda neden fikrimiz sorulmadı? Bora senin acele ettiğini söylüyor. Bilmemiz gereken bir şey mi var?”
Seher’in bakışları babamın arkasında sırıtarak bana bakan adam çevrildi. ‘Benim acele ettiğimi mi söylemişti gerçekten? Ne münasebetti.’ diye geçirdi içinden.
“Uzatmanın ne manası var baba?” dedi yine de topu tekrar Bora’ya atmayarak.
“İnsanlar konuşur Seher. Çoktan Seher hamile mi o yüzden mi işleri bu kadar hızlandırıyorlar diye düşünürler!”
“Bunu yalanlamanın çok kolay bir yolu var baba biliyor musun? Çocuk yapmamak… İnsanlar istediğini konuşsun. Düğünden sonra bir bebeğimiz olmadığında pek de inandırıcı bir tarafı kalmaz bu yalanın öyle değil mi?”
“Çok başınıza buyruk davranıyorsunuz.” dedi Halit kızının sözlerinden tatmin olmayarak.
“Evet ve her şeyden memnunuz.” diyerek araya girdi Bora. “Siz istediğiniz imzayı attınız. Bırakın da biz de istediğimiz imzayı atalım.”