4.BÖLÜM

1711 Kelimeler
4.BÖLÜM Alisa kamburunu düzelterek yeşil gözlerinden düşünceli bakışlarını silip attı. Zihnindeki düşünceleri öteleyerek dikkatini toparlamaya çalışmıştı. Oturduğu sakince yerden doğruldu, çantasını omzuna taktı ve masanın üzerindeki eşyalarını toparladı. "Eve gitsem iyi olacak." Dedi. Bakışları ayrılmaksızın eve girmekte olan Ulaş'taydı. "Kalsaydın Bahar." dedi Jale. "Yok gideyim, abim gelir." Dedi Alp’i kast ederek. Adımlarını sakin biçimde atarken bahçe çıkışına ulaştı. Yokuşu çıktı ve sağ caddeye girdi. Küçük sevimli evlerine ulaştığında spor çantasından anahtarı çıkarttı ve eve girdi. Merdivenlerden çıktı. Salondan gelen tıkırtı sesleri anlık durmasını sağladı. Etrafı dinledi. Ses yoktu. Son merdivene kadar ulaştığında, odasına yöneldi. Odasına öğlen güneşi vurmuş, sıcaklık odasına çökmüştü. Büyük ağaca bakan penceresini sonuna kadar açtı. Sıcaklık ve soğukluk yer değiştiriyor, basıklık yok oluyordu. Çantasından çıkardığı defterleri masanın üzerine koydu. Sandalyesine oturdu ve ders kitaplarını açarak, tamamlaması gereken kısımlara göz gezdirdi. Arkasından sessizce gelen el ağzını kapattı ve arkaya doğru çekti. Çığırışları odayı doldurdu. Çırpınan kolları ağzını kapan eli bulduğunda, kahkaha sesleri odasını doldurdu ve el ağzından geri çekildi. Çırpınmaktan karışmış saçlarını geriye atarken ayağa kalkarak arkasını döndü. Alp'in gülmekten kızarmış olan yüzüne baktığında, korkusunun yerini öfke kapladı. Abisine yaklaştı ve elini yumruk yaparak omzuna geçirdi. Ağzını açmazken, omuzlarından geri ittirdi. "Ne yapıyorsun ya!" dedi Alisa tüm öfkesiyle. "Çok korktun ama..." dedi Alp ve kahkaha atmaya devam ettiğinde, Alisa yumruğunu bir kez daha savurdu, Alp'in göğsüne ulaşmadan havada yakalanmıştı. "Hiç komik değil! Ne kadar korktum biliyor musun sen?" Alp kardeşini kendisine çekerek, kollarının arasına aldı ve sımsıkı sarıldı. "Korkma fıstığım." "Yapma böyle şeyler." "Kardeşimle uğraşmak hoşuma gidiyor. Ne de olsa bir tanecik kardeşim var." Dedi Alp. Alisa'nın saçlarının arasına, hafif ve tatlı bir öpücük bıraktı. Kollarını abisine dolarken, başını omzuna yasladı. "Benimde bir tanecik abim var." "Aç mısın?" "Hayır Jale'deydim, bir şeyler atıştırdım." "O hıyar da orda mıydı?" "Ben çıkarken geldi. Neden sordun?" "O çocuktan hiç haz etmiyorum. Ağzını yüzünü kırıcam bir gün." "Kim olduğumuzu kurcalayacak tek kişi.” “O işler hiç belli olmaz, kimin nasıl göründüğüne bakmamak lazım.” Alp geri çekildi. Adımları biraz daha geri giderken, Alisa'nın yatağının üzerine oturdu. Yüzünde huzursuz, sıkıntılı ifade vardı. "Bu hafta sormadım. Herhangi bir sorun, dikkatini çeken durum var mı?" Düşündü, yirmi gün kadar önce odasına giren hırsız olayını paylaşmamıştı. O konunun peşindeki adamlarla ilgisi yoktu. Mahallede bulunan pek çok eve girmişti. Buranın sorunuydu ve onun için zararsızdı. Abisine anlattığında, boşuna sıkı bir tavır göstereceğini biliyordu. Birde gözünün arkada kalması taraftarı değildi. Şirkette işler oldukça yoğundu. Eve gelse de oldukça geç geliyor, geldiğinde Cihan ve Elif’le vakit geçiriyordu. Tekte sayılmazdı. Mahalle hayatına ayak uydurmak, abisi için kendisinden daha zordu. Eski rahatlığı abisinde yoktu. Önceden şoförle kendini aldırıyordu, duruma göre daha salaş hareket ederken şimdi öyle değildi. Mahalle sakinleri abisinin hem okuduğunu bir yandan da büyük bir şirkette staj yaparak, çalıştığını düşünüyordu. Öyle izah etmişti. Söyledikleri tek doğru; anne ve babasının yurt dışında çalışıyor olmalarıydı. Bir miktar para gönderdiklerini söylemişler ve o şekilde geçindiklerini düşündürmüşlerdi. Elif'in kıyafetleri de birer fiyaskoydu. Sade hali bile oldukça dikkat çekmişti. Pahalı çanta ve ayakkabılarla caddenin ucundan gözükmesi, bütün bakışları etrafına toparlamıştı. Neyse ki Alp, durumu ucuz kurtarmıştı. Elif'in ailesinin durumu iyi olduğunu söylemişti. Bu sene dondurduğu son senesini tamamlayacaktı. Zaten oldukça az dersi vardı. Bir yandan Cihan’la ilgilenecek bir yandan ders çalışacaktı. Üniversiteye giderken genellikle Alp onu arabayla bırakıyordu. İlk bir şoför ve bakıcı gelerek Cihan’ı alıyor ve Betül’e gidiyordu. Elif dönüşünde yine Cihan’ı alarak eve dönüyordu. Çok uzun saatler fakültede olmadığı için sorun olmuyordu. Kendi çalışma saatlerini evin sessiz ve boş olduğu zamanlara serpiştirmişti. Günü ikiye bölmüştü, okuldan geldikten hemen sonra çalışıyor; birde gece yarası çalışarak tamamlıyordu. Gece çalışma programını da okuldan eve gelince bir saat kestirerek oluşturabilmişti. Oldukça yoğun bir seneydi. Cihan eve geldiğinde birkaç saat onunla oynayarak Elif’e zaman tanıyordu. Yemek işlerini de bir şekilde hallediyorlardı. Arada kendisi yapıyor, arada Elif müsait zamanında giriyordu. Hafta sonu kahvaltılarını da Alp’e postalamışlardı. Abisi düşüncelerinden sıyrılmasını sağladı. "Daldın ve soruma cevap vermediğine göre, sorun var." Dedi Alp. "Yok, hayır. Her şey oldukça normal ve stabil." "En ufak dikkatini çeken durumda, bana haber vereceksin. Seni evde oldukça yalnız bırakıyorum. Müşterilerin hepsini aldık ve satıştayız biliyorsun. Şirket oldukça iyi para kazanıyor. Açıkların hepsini tamamladık. Artık babamlardan bağımsızız." "Diğer eve hiç uğruyor musun?" "Hayır, uğramadım." "Oraya gitmem gerek." "Villa siteye gidemezsin Alisa. Oldukça tehlikeli, nerede oturduğumuzu öğrenebilirler. Her gün mahalleye gelirken, kırk takla atıyorum. Öğrenilmemesi için. Kaç defa peşimde adamlardan kurtuldum." "Abi eşyalarım var. Onları almalıyım. Odamda pek çok kıyafetim var." Dediğinde Alisa biraz mızıldanmıştı. "Alışverişe çıkıp yenilerini al Alisa." "Anne ve babamın fotoğrafları var onları almak istiyorum. Ayrıca, alışverişe çıkamam. Her yeni kıyafet burada dikkat çekiyor. Lütfen gitmeme izin ver." "Pekala, ama şu an değil. Yarın yada iki gün sonra." "Anlaştık." Alisa mutluluk içinde gülümsediği sırada kapı çaldı. Alp oturduğu yerden doğruldu. Elif ve Cihan gelmişti. Cihan’ı kucağına alarak öpücüklere boğduğunda, Alisa hızla merdivenlerden aşağı koşarak abisinin elinden kaptı ve Cihan’ın yanağına bir sürü bir sürü öpücükler kondurmuştu. Alp Elif’ yönelerek yanağına öpücük kondurduğunda elindeki torbaları almıştı. Alp birkaç şeyi unuttuğunu söylediğinde, Elif bakkala uğramayı ihmal etmemişti. Alp Elif’e sımsıkı sarıldığında, Elif’te Alp’e sımsıkı sarıldı ve saçlarını karıştırmıştı. Alisa Cihan’ı salonun yerine koydu. "Ben paten sürmeye çıkacaktım." Son basamağa ulaşarak indiği sırada, Elif kendisine yaklaşarak sarıldı. Ardından geri çekilerek, elindeki poşeti gösterdi. "Dolmalarımda yemeden bırakmam." Alp Elif'i belinden tutarak, kendisine çekti. "Sen bana dolma mı yaptın?" "Evet." "Sarma mı?" dedi kaşlarını havaya kaldırarak. Elif'te aynı ciddiyetle kaşlarını kaldırdı. "Evet." "Etli mi? Zeytinyağlı mı?" "Etli." Alp, Elif'in saçlarına yaklaşarak, gözlerini kapattı ve kokusunu içine çekti. Alisa' nin yüzü anlamamış ifadesine büründüğünde, Elif'le bakıştılar. "Abi ne yapıyorsun?" "Dolmayı yapıp yapmadığını kontrol ediyorum." Elif kaşlarını çattı ve Alp'i sertçe geri itti. "Çok adisin Alp Derin!" Alp sırıtarak, Elif'in kızgın gözlerine bakmayı sürdürdü. Elif muhtemelen babasının evinde mutfağa girmişti. Barış Bey torununa doyamıyordu. Eda’da Cihan’ı kucağından düşürmediği için biraz daha kalmaları için ısrar etmiş olmalılardı. "Kontrol işlemi tamamlandı. Bu hatun çok benim kokuyor." Elif kaşlarını ne kadar çatmak için zorlasa da, Alp'e somurtamıyordu. Dudaklarına tebessüm düşmemesi için uğraştığı sırada, Alisa araya girdi. "Dolma kokusudur o." Kollarını göğsünün altında birleştirdiği sırada, imalı gülümsemesini yüzüne yerleştirdi. Birazcık, görümcelik yapmanın kimseye zararı dokunmazdı. Elif gözlerini kısarak, yüzünü astı. İki elini de hava kaldırdı. Sol eliyle Alp'i işaret ederken, sol eliyle Alisa'yı işaret etti. "Siz abi kardeş ikinizde çok fenasınız ama…” dedi duraksayarak. Biraz daha devam ederseniz dolmalardan yiyemeyeceksiniz az kaldı. Ayrıca, banyo yaptım. Yani ne dolma kokusu?" Alp'e bakarak devam etti. "Ne de şey kokusudur…" dedi duraksayarak. "Ne kokusu?" dedi anlamamış tavırla Alp. Sustuğunda, kendisine bakarak sırıtması sinirlerini bozuyordu. Gerçekten kendisini delirtmek istiyordu ve de başarıyordu. "Şampuan kokusudur o." Alp ve Alisa gülmemek için kıvrandıklarında, Alisa alt dudağını ısırıyor, Alp güldüğünü görmemesi için yüzünü başka yere çevirmişti. "Bir dahakine Eda'yı getireceğim. Kardeş dayanışması nasıl oluyormuş. Görürüz bakalım." Elif'in adımları mutfağa ulaştığında, poşeti masanın üzerine bıraktı. Ardından sandalyeyi çekerek oturdu. Alp poşete yöneldi ve içindeki kapalı olan kabı çıkarttı. Kapağını açarken, gözlerini Elif'ten ayırmadı. Fazla üzerine gitmişti, kolay affetmeyeceğini biliyordu. Kapağı kenara bıraktığında, kalem şeklinde görünen dolmaların bir tanesini ağzına attı. Gözleri lezzetinden kapanırken, Elif'in bu işte ustalaştığı konusunda hem fikirdi. Lezzeti, damak tadının üzerindeydi. Hemen hemen her ay Elif dolma sarardı. Çok sevdiğini bildiği için yapıyordu. Aslında hiç istediğini söylememişti. Son iki seferdir getirdiği dolmaların lezzeti; Derya Hanım'ın yaptıklarını da geçmişti. Sarma konusunda oldukça ustalaşmıştı. Böyle giderse, Elif'ten başka kimsenin dolmasını beğenip, yiyemeyecekti. "Harika olmuş." Dedi Alp. Sarmayı yerken adeta kendinden geçiyordu. Bakışları Alisa'ya kaydı. "Alsana, harika." Diye ekledi. Alisa sağ elini kaba götürerek, küçüğünden aldı ve ağzına götürerek ısırdı. Lezzetinden neredeyse kendinden geçeceği sırada, zorlukla konuştu. "Yenge gerçekten çok lezzetli olmuş. Ellerine sağlık." Elif boğazını temizlerken cevap vermedi, telefonunu çıkarttı. Umursamaz ve duymamış gibi davranıyordu. Alp kabı eline alarak, yere oturdu ve ayaklarını Elif'in sandalyesine doğru uzattı. Sırtı dolaba yaslıydı. Yüzüne bakarak bir tane daha dolma yediğinde ifadesi sert ve baygın bakışlara dönüştü. Yaslandığı yerden doğruldu. Eline bir tane daha sarma aldı ve eline yaklaşarak uzattı. "Al bir tane sende." "Hayır, ben zaten size yaptım." Dedi Elif. Alp dolmayı ağzına sokacağı sırada, dudaklarını sertçe birbirine bastırdı. Kaşlar hafif çatıldığında, başını sağ sola hayır anlamında salladı. "Al bir tane." "Hayır, istemiyorum." "Ben yediriyorum. Al işte." Dolmayı Elif'in dudaklarında gezindirirken, oldukça yavaş hareket ettiriyordu. Durum dayanılmaz derece kışkırtıcı görünürken, Alp gözlerini kısarak dudaklarına baktı. "Aç ağzını." "Hayır." Dudakları neredeyse kapalı şekilde gevelediğinden dolmayı ağzına sokmayı başaramamıştı. Alt dudağına geçerek dolmayı hafifçe dudağında gezindirdi. Dolgun dudaklarında kalan hafif yağ izi ve görüntüsü karnında, hafifçe bir şeylerin hareket etmesine sebep oldu. İnatçılığı tutmuştu ve açmıyordu. Dolmayı Elif'in dudaklarından çekerek, pes etti ve ağzına atarak çiğnedi. Telefonunu elinden kaparak yere koydu. Bakışları artık gözlerinin içine bakıyordu. Bir süre sadece kendisine baktı. Ardından dudaklarındaki yağı temizlemek için, masanın üzerinde duran peçeteye uzandığı sırada, Alp oturduğu sandalyeye biraz daha yaklaştı ve bacaklarından tutarak, sertçe kendine çekmişti. Elif tökezleyerek kucağına düşmüştü. Alisa’nın gözleri çekişmelerini izlerden kocaman olmuştu. Daha fazla dayanamayacaktı. Oturduğu yerden ayaklanırken, mutfaktan çıktı. Bunun sonunu az çok tahmin ediyordu ve daha fazla izleyemeyecekti. Neredeydi onun patenleri? Merdivenlere doğru yöneldiğinde, mutfakta işler bıraktığı gibiydi. Alp sandalyeyi düzelterek yerine koydu. Kucağında, oturan Elif'in yüzü burnunun ucundaydı. Saçları düşmenin verdiği etkenle, yüzünün bir kısmını hafifçe kapatmıştı. Temiz olan eliyle, ahenkle saçlarını geri itti. "Keşke hep yanımda kalsan." "Neden?" "Seni istediğim zaman öpebilmem için." Elif'in tebessümü yüzünü doldurdu. Deminki somurtkan halinden eser görünmüyordu. Kollarını boynuna dolayarak sımsıkı sarıldı. Yoğunluğunun arasında özlüyordu. Şirketteki işler bir yana okul bir yana fazlasıyla yoğundu. Aynı evin içinde kendilerine vakit ayıramıyorlardı sanki.. "Seni özlüyorum." Dedi. "İstediğin zaman arayabilirsin.” "Biliyorum.” Dedi sıkıntı içinde. "Alisa nerede?" dedi Elif şaşkın bakışlarını etrafa çevirirken. "Halimizi görünce kaçmıştır, diyorum ya kendi kaçıyor." Dedi Alp kahkaha atarak. Sandalyeye oturdu ve kapta bulunan dolmadan bir tane alarak ağzına attığında, Elif'i dikkatli ve keskin bakışlarıyla süzmüştü. Karısına belinden sımsıkı sarılırken, Elif Alp’in saçlarını uzun süre sevdi ve alnın öpücük kondurmuştu. Evlilikleri oldukça güzel gidiyordu. Çocuğun doğması onlarda hiçbir bir farklılık oluşturmamıştı. Sevgileri, şefkatleri ve merhametleri aynıydı. Aşkları ise eskisinden daha fazlaydı… “Sen bana her şeyinle fazla iyi geliyorsun. Kendi anne babamın aksine, sende huzuru ve sevgiyi buldum.” “Mezuniyette seni görmeye geldiklerine inanamıyorum.” Dedi Elif gözlerini kocaman açarken. “Bende.” Diyerek gülümsemişti Alp. “Sizi seviyorlar sadece gösteremiyorlar.” Dediğinde Alp’in bakışları dalmıştı. Ara sıra Cihan’ın yerde oylanmalarına ve agulamalarına bakarak gülümsüyorlardı. Alp susmakla yetinirken üzerinde oturan Elif’i havaya kaldırdı. Salona götürerek koltuğa bıraktı ve üzerine doğru eğilerek dudaklarına sert bir öpücük bıraktığında; Cihan’ın yanına aşağı inerek oğlunu sevdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE