Yüzümde dolanan sımsıcak parmakları hissedince, gözlerimi yavaşça aralamaya başladım. Bu an bana bakan bir çift koyu kahve göze rastladım. Büyük badem şeklinde, uzun koyu kahverengi kirpikleriyle süslenmiş bir çift kahve. Ağır ağır açılıp kapanan o gözler hayal kadar güzeldi. Belki de hâlâ rüyadaydım, belki ölmüştüm ve nuriler bana görünür olmuştu.
Yüzüme yediğim tokadın etkisiyle kendime gelip yattığım yerden sıçrayarak doğruldum. Elimi yanağıma koyup yanımda oturan adama bakarak, "Ne vuruyorsun be?" diye çemkirdim.
"Ayıl diye." dedi ayağa kalkarak. "Ayrıca sert vurmadım, abartma." Sesinde baskın bir aksan vardı.
"Senin için sert olmaz tabii, şu ellere bak kürek gibi." dedim eline bakarak. Gerçekten de elleri fazla iriydi, damarları dışa fırlayacak kadar kabarıktı. Mavi ve yeşil renkli karışık damarlar.
"O ellerin nelere kadir olduğunu bir bilsen..." dedi yan taraftaki tekli koltuğa oturarak. Bir sigara yakıp dudaklarının arasına alırken, bana çapkın bir bakış attığında yanaklarımın kızardığını hissettim.
"Terbiyesiz," diye fısıldadım.
"Duydum." Dedi.
"Duymandan korksam sesli söylemezdim." diye söylenerek yataktan çıktım.
"O yüzden fısıldadın yani? Her neyse." deyip sigarasını yeniden dudaklarına götürdü.
Üzerimde hâlâ ıslak siyah elbisemle duruyordum. Bakışlarım onun vücudunda gezerken, o da gözlerimin içine bakıyordu. Sigarasından son bir nefes alırken beni baştan aşağı süzüp tekrar gözlerime odaklanarak, gri dumanı dışarıya üfledi.
"Neden atladın suya?" diye sordu.
"Yüzecektim, seni ilgilendirir mi?" diye sordum. Kuyruk ele vermem ben.
"Demek yüzecektin," deyip ayağa kalktı ve sigarasını komodinin üzerindeki küllükte söndürdükten sonra yatağın etrafından dolanıp yanıma yaklaştı.
"Evet." deyip başımla da onayladım.
"Gece yarısı canın yüzmek çekti ve sen de bu elbiseyi giyinip, süslendikten sonra telefonunla cüzdanını yere atıp, suya atladın?" dedi inanamamış gibi. İnanmaması normaldi zaten, ben bile inanmadım ki.
"Evet, dedim ya bu seni ilgilendirmez." deyip arkamı dönerek kamaranın kapısına doğru yürüdüm. Kapıyı açıp dışarıya çıktığımda hemen etrafıma baktım. İnanamadım ve hemen teknenin kenarlarında o taraf, bu tarafa koşturarak etrafa baktım. Kıyıdan, ışıklardan çok uzaktaydık.
Kendi etrafımda delirmiş gibi dönerken onu gördüm, ellerini siyah pantolonunun ceplerine koymuş bana bakıyordu. Benim gibi sırılsıklamdı ve üzerindeki gömleği çıkarmıştı. Resmen yarı çıplaktı. Gözlerim bir anlık teninde dolandı, sıkı göğsü ve karnında. Sonra hemen kendimi toparladım.
"Neredeyiz biz?" Diye sordum tedirgin şekilde. "Neden denizin ortasındayız?"
"Çünkü, senin canın yüzme çekti," diyerek yanıma yaklaştığında, gerileyip demirlere yaslandım. Karşıma geçip ellerini iki yanımdan demirlere yaslayarak yüzüme eğildiğinde, mümkünmüş gibi belimi kırmak pahasına biraz daha geriye eğildim. "Hadi beraber yüzelim..." deyip bir anda eğildi ve beni omzuna alıp, geminin diğer tarafına doğru yürümeye başladı.
"Hayır! Ne yaptığını sanıyorsun? Yüzmek falan istemiyorum!" Diye bağırdım. "Bırak beni!" Çırpınarak sırtına yumruklar indirsem de sanki hiç hissetmiyormuş gibi yürümeye devam ediyordu.
Teknenin ucuna kadar geldi ve hiç beklemeden beni resmen suyun içine fırlattı. Sırt üstü düştüğüm suyun yüzeyini yararak derinliklere dalarken, aldığım son nefesi dudaklarımın duvarlarıyla muhafaza ettim. Kollarım ve bacaklarım yukarıya doğru uçuyor, bedenim bir iple ağırlık bağlanmış gibi derinlere çekiliyordu.
Gözlerimi aralayıp yukarıya baktığımda yatın ışıklarının aydınlattığı yüzeyden bana doğru yüzen o adamı gördüm. Koyu renk saçları suyun içine dalgalanırken, iyice kısılan gözleriyle gözlerime bakıyordu. Bana doğru ulaştı ve bir eliyle belimden kavrayıp, daha sonra geriye - yukarıya doğru yüzdü. Birbirine dolanan bedenlerimiz suyun içinde dönerek biraz daha yaklaştığında, ellerimi omuzlarına koydum. Ona tutundum.
Su buz gibiydi ama o sımsıcaktı. Teni sanki cayır cayır yanıyordu. Ya da bana öyle geliyordu. Bilmiyorum... Suyun yüzeyine çıktığımızda, derin nefesler alarak ona sıkıca sarılıp, bacaklarımı beline doladım. "Beni öldürmek mi istiyorsun?" Dedim nefes nefese. Kollarımı daha da sıkılaştırdım, "Manyak mısın sen?"
"Yok," dedi benim aksime durgun bir sesle. Onun çenesi benim, benim çenem onun omzuna yaslıydı. "Manyak değilim. Sadece sana bir şeyi göstermek istedim..."
Geri çekilip gözlerine şaşkınca bakarak, "Neyi?" diye sordum.
"Madem ölmek istemiyorsun, neden intihar ediyorsun?" diye sordu. Cevap veremedim. Yatın yanına doğru yüzüp, beni yukarıya kaldırıp oturdu ve yamacıma yaklaşıp, gözlerime baktı. "Bana tutundun. O halde sen yaşamayı seviyorsun, neden bir anlık aptalca kararlar verip canına kıyıyorsun?"
"Sana ne?" diye bağırdım. Gözlerim doldu çünkü haklı olduğunu biliyorum. Çünkü onun bana söylediklerini hatırladım. "Sana ne? Sen kim oluyorsun?"
Eliyle ıslak saçlarını geriye yatırıp, "Senin durumuna defalarca gelmiş insanım desem?" Diye konuştuğunda bir kez daha şaşırdım.
"Nasıl yani?" diye sordum kırık bir sesle.
"Şu an bu duruma gelecek kadar ne yaşadın bilmiyorum ama seninle aynı duruma çok geldim. Sonra ne oldu biliyor musun?" diye sordu. "Çok pişman oldum... Peki sebebini bilmek ister misin?"
Başımı onaylar anlamda salladım.
"Bu gece bana neden intihar ettiğini anlatırsan, ben de sana neden pişman olduğumu anlatacağım."
Anlatmak istemiyordum. Bu yüzden ayaklarımı sudan çıkarıp arkamı döndüm ve kamaraya doğru ilerledim. İçeriye girip kapıyı kapattıktan sonra banyoyu bulup içeriye girdim ve kapıyı kapatıp, sırtımı kapıya yasladım. Onu tanımıyordum bile. Gerçi hayatımı kurtarmıştı. Hiç tanımadığı birinin hayatını. Ben ona yabancısın anlatamam diyebilirsem onun da bana yabancısın kurtaramam demeye hakkı vardır.
Biraz sonra kapıyı tıklattığında, yanaklarımı silerek "Ne var?" deyip dikkatlice dinledim.
"Üzerindekileri çıkar, hasta olacaksın."
"Tamam ama önce sen çık."
"Burada dolapta birkaç parça bir şey var, onları giyinirsin." dedikten sonra ikinci bir ses duydum. Kamaradan çıkmıştı.
Üzerimdekileri çıkarıp kendimi duşa attım. Tuzlu sunun yaladığı bedenim kaşınacağı için, hızlıca soğuk bir duş alıp çıktım. Dolaptan aldığım beyaz bir havluyu vücuduma sarıp, banyo kapısına doğru ilerledim.
Kapıyı aralayıp içeriye baktım. Kamaranın içini boş görünce hemen dışarıya çıkıp dolaba yaklaştım. Dolabın kapağını yana doğru kaydırıp içindeki gömleklerden siyah olanını aldım. Beyaz gömlek iç gösterdiği için en iyisi buydu. Dolabı kapatıp üzerimdeki havluyla vücudumu hızlı şekilde kuruladıktan sonra gömleği giyinip, üstten iki düğme açık kalacak şekilde ilikledim. Gömleğinin bedeni ona bile bol gelecek şekilde olduğu için, üzerimde fazla olmasa da kalçalarımı kapatacak kadar uzun duruyordu.
Havluyu banyodaki kirli sepetine attıktan sonra ıslak saçlarımı gömleğin içinden çıkarıp sırtıma döktüm. Dakikalarca yatağın üzerinde boş boş oturduktan sonra yavaşça yatağa yatıp, ıslak saçlarımı ensemden alıp yastığın üzerine serdim. Ellerimi karnımın üzerinde birleştirip, tavana bakarak bu gece olanları düşünmeye başladım.
Bu geceden itibaren geriye doğru sarıp tüm anılarımı yokladım. Acaba haklı mıydı? O bana beni sevmediğini, istemediğini hissettirmişti de benim mi haberim yoktu?
Peki ya neden benimle konuşmaya devam etmişti ki? Neyi planlıyordu? Nişanlanacak, evlenecek ama bir yandan da beni yedekte mi tutacaktı? Olur da biricik nişanlısıyla arası bozulursa yine kollarıma gelir diye. Sena saf sonuçta. Sena bekler seni. Nah bekler.
Sonuçta sevişmek istesem sevişirdim öyle değil mi? Resmen şaka gibi. Bu yüzden aldatılmayı hiçbir zaman sindiremeyeceğim sanırım.
Yattığım yerde bir o tarafa, bir bu tarafa dönerek uyumaya çalıştım ama bir türlü başaramadım. Bir anda kapı tıklanınca olduğum yerden fırlayıp kapıya baktım.
"Kim o?"
"Amcan... kimi bekliyorsun?"
Yüzümü buruşturarak, "Gel." deyip örtüyle bacaklarımın üzerini kapattım. Kapıyı açıp içeriye girdi ve bir adım atıp durdu. Bakışları üzerime giydiğim gömleğine indi, gözleri parladı. Sanırım hoşuna gitti. "Yakışmış." dedi.
"Sağol." dedim. Bu adam bana bakınca neden utanıyordum ki? Mesut bile bana bakınca bu kadar utanmıyordum.
"Telefonuna mesaj geldi de," dedi elindeki telefonumu bana doğru uzatarak.
Hemen üzerimdeki örtüyü kaldırıp yataktan indim ve yanına koşup, elindeki telefonumu kaptım. "Çok sağol ya! Bir an orada kaldı sandım." diyerek hemen telefonu açıp bildirimlere baktım.
Asu'm 37 mesaj.
Asu'm 12 cevapsız arama.
Anne'm 7 sesli mesaj.
Anne'm 2 görüntülü arama.
Yandım ben!
"Evdekilere haber ver istersen, merak etmesinler. Kıyıya anca sabaha yanaşacağım haberin olsun."
Ya ya tabii, ondan sonra sopayla kovalasınlar değil mi? Kalsın!
"Ne demek bu? Sabaha kadar burda birlikte mi kalacağız? Bari beni bıraktıktan sonra açılsaydın tekneyle. Benim eve gitmem lazım."
Yaklaşıp sert bakışlarıyla yüzümü süzdü. "Sabaha kadar karaya yanaşmayacağız dedim." Her kelimenin üzerine bastırarak söylerken, itiraz kabul etmeyeceğini anladım.
"Tamam," diye onayladığımda yanımda durmaya devam ettiğini fark edip ona baktım. O da bana bakıyordu. Bir an altıma hiçbir şey giyinmediğimi fark edip kıpkırmızı oldum.
"Şey bey, lütfen dışarı çıkar mısınız?"
"Noyan." dedi.
"Efendim?"
"Adım yani, Noyan Rejepov."
"Garip bir ismin var?" dedim yüzümü buruşturarak.
"Türkmenim." deyip, daha sonra arkasını döndü ve kamaradan çıkıp kapıyı kapattı.
"Ben de Sena," dedim arkasından. Yüzümde garip bir tebessüm yarandı. Hoş adam, hem de bayağı hoş. Ama biraz da korkutucu.
Bir anda dank etti. "Annem aramış!" diye bağıracakken elimle ağzımı kapatıp hemen telefona baktım. Sesli mesajlara girip, telefonun medya sesini kıstıktan sonra kulağıma yaslayıp dinlemeye başladım.
"N'apıyorsun Sena? Baban evde mi?"
"Uyudunuz mu? Buz dolabında hazır yemekler var, bir şey pişirmene gerek yok ısıtıp yiyin."
Derin bir nefes alıp, büzdüğüm dudaklarımın arasından dışa verdim ve hemen cevap olarak rahatlatıcı bir mesaj yazdım.
Ben: Yedik anne, baba uyuyor ve ben de şimdi uyuyacağım. iyi geceler.
Anne'm: öpücük
Soğuk terler dökerek annemle olan mesajlaşmadan çıkıp, Asu'nun yazdıklarına baktım.
Asu'm: Kankaaaa
Asu'm: Kız öğrencisiymiş yaaa
Asu'm: Çıldırıyorum yavşağa bak seni o kadar oyaladı götağızlı gidip öğrencisiyle nişanlandı!
Asu'm: Ben bunun bacağına sıçarım ama haaa
Ben: Nereden öğrendin? Nergis mi söyledi?
Asu'm: Evet evet orospu kardeşi anlattı her şeyi
Ben: Kızım kardeşine niye sövüyorsun?
Asu'm: Param ver dedim kucağıma atladı. Lan ben kızım kız! Daha emin olmadan sırf param var dedim diye yatmayı kabul etti!!!
Ben: Oha!
Asu'm: Daha neler var bir bilsen
Asu'm: elimde neler var neler
Asu'm: Kız harbi orospu çıktı, soyun video at dedim attı. Pilotum şahsi helikopterim falan da var dedim kızı şu an sıcak basıyo kanka dur daha sen neler yapcam ben ahahahaha
Asu'm: Sikeyim bu yavşakları
Asu'm: Sikim mi? Sik de sikip atayım! Hadi beni bi dövv hadi beni bi gaza getir yaaa!
Ben: Sonra konuşuruz olur mu? Biraz dinlenmek istiyorum. İyi geceler.
Asu'm: En iyisini yapıyorsun umursama ve uyu hadi
Asu'm: iyi geceler prenses
Asu'm: tatlı rüyalar gör e mi?
Ben: e
Asu'm: Eee eee eee e
Gülümseyerek telefonu kapattım ve kapının yanındaki dolabın üzerine bıraktım. Sadece güldüm; Mesut'un bana yaptıklarına, beni nasıl aptal yerine koymasına, Asu'nun benim içi yaptıklarına, halime, şu anki durumuma kısacası her şeye güldüm. Acı bir biçimde güldüm ve başımı iki yana sallayarak kamaradan çıktım.
Merdivenleri tırmanıp bir üst kata çıktım. Noyan Rejepov, güvertenin ortasındaki beyaz koltuk gurubuna oturmuş, bacaklarını ileri uzatmış, bir elini koltuğun üzerine yaymış şekilde elindeki buzlu viski bardağından yudumlar alıyordu. Rüzgârda savrulup alnına dökülen birkaç saç tutamını dakikalarca izledim. Saçlarının önü hafif kıvırcıktı ve alnına dökülünce rahatsız olup, geriye doğru yatırınca geniş omuz ve de kolları daha da belirginleşiyordu. Denizi boşver, bu adamın yarattığı daha güzel bir manzaraydı.
Yarı çıplak olmama, iç çamaşırı giyinmemiş olmama bile aldırmadan onun yanına yaklaşıp, karşısındaki sehpanın üzerine oturdum ve elindeki viski dolu bardağını çekip aldım.
"Çarpar," dedi çatık kaşlarının altından bana bakarken.
Bardaktan ardı ardına yudumlar aldıktan sonra parmaklarımla dudağımın kenarını silip yaladım. Bu, benim ilk içtiğim içkiydi. Viski bardağını bir anda elimden çekip aldı, ona öfkeyle bakarak ayağa kalktım. "Sana ne? Belki çarpsın istiyorum?"
Bir anda bileğimden tutarak beni çektiğinde, dengemi şaşırıp kucağına düştüm. Çıplak göğsüne değen ellerim, birbirine odaklanmış gözlerimiz ve çarpışan soluklarımız iç içe geçti. Onun çekici gözleri dudaklarıma düştü ve beyaz bir sis dumanı etrafımızı sardı...