Şimdi Asu'yu daha iyi anladım. O, aslında bunların olacağını tahmin etmiş gibi konuştu, son kez uyardı beni. Kemerini çıkardı ve uçlarını elinde birleştirdi. Titreyen ellerimi yukarıya kaldırdım, "Okan," dedim ama acıdan sesim çıkmadı, "ellerim kırıldı galiba." "Daha bu ne ki?" dedi, "Sen misin beni tuzağa çeken, böyle ellerin kırılır işte!" "Yapma, ne olur." dedim. İse yaramayacağını bile bile yalvardım yine. Bilirim vicdanı yok onun. "Sus lan!" dedi ve kemerini havaya kaldırdı. Kollarımı yüzüme sper ettim. Kemer sırtıma indi. Çığlık attım. Bir kez daha ve bir kez daha. Bedenim yere serildi. Aynı yere vurmaması için kıpırdadım ancak çoğu kez aynı yere değdi o darbeler. Çığlıklarım azaldı, sanki acıdan uyuştum. Ancak o, durmadı. "Geber!" diyerek vurmaya devam etti, "Seni döve döve gebe

