Bir anda evi dolduran zil sesiyle daldığım andan çıktım. Babamlar ve amcamlar ne zaman içeri girip sohbet etmeye başlamışlardı anlamamıştım bile.
"Geldiler" dedi annem ayaklanırken. Yavaşça herkesle birlikte bende kalktım.
"Ver ablacım sen Mihra'yı bana" dedi ablam bana yaklaşıp sorgulamadan uzattım.
Derin derin nefes alarak kapıya doğru yürümeye başladım.
Babam ve amcam önden gidip kapının yanında durdular ardından annem ve yengem yavaş adımlarla bende onların yanında yerimi aldım. Dila da karşımda yerini alınca rahatlamak için sadece onun gözlerine baktım.
Ve babam yavaşça kapıyı açtı. Derin bir nefes.
İlk başta kapının en önünde duran yaşlı adam içeri doğru bir adım attı dedesiydi galiba.
"Hoş geldiniz Ali bey" dedi babam eliyle içeriyi gösterirken kibar bir şekilde. Adının Ali olduğunu öğrendiğim adam babamın ardından annemlerde kafa sallayıp bana doğru gelmeye başladı gerilmeye başlamıştım gerilme Dilay gerilmenin zamanı değil.
Adam güler yüzle bana yaklaşınca bende tebessüm ettim hemen. "Hoş geldiniz efendim" dedim eline uzanarak beni kırmayarak elini uzattı öpüp anlıma koyarken "Hoş bulduk güzel kızım" dedi. Ve eniştemle beraber içeri doğru ilerledi sevmiştim bu adamı baya güler yüzlüydü. İleride inşallah yanılmazdım.
Tekrar kafamı kapıya doğru çevirdim babam başka bir adamla konuşuyordu sanıyordum ki babası bu adamdı bir kaç kez babam anlatırken duymuştum. Annemlerde yanındaki kadınla konuşuyordu sarı saçlı güler yüzlü bir kadındı onlarda içeri geçerken tebessümle hoş geldiniz demiştim. Ve tekrar kafamı çevirince onunla göz göze geldik.
Asa'fla
Derin bir yutkunuş geçti o an boğazımdan.
Bütün dikkati sadece bendeydi ve öyle bir an yaşıyorduk ki bende gözümü ondan çekemiyordum. Uzun boylu esmer bir adamdı ve gözleri o kadar özel ve farklı bakıyordu ki bana şaşırmıştım. Acaba beni ne kadar tanıyordu?
"Asaf sende hoş geldin" dedi babam bizi birbirimizden ayıran bu olmuştu.
"Hoş bulduk Ahmet abi" dedi babama kafasını hafif sallayarak. Sonra aynı şekilde anneme anneme yönelip ellerindeki beyaz güllerden bir tane verdi o zamana kadar güller dikkatimi çekmemişti bile çocuğa bakmaktan fark etmezsin tabi.
"Teşekkürler yavrum" dedi annem kibarlıkla bu tarz şeyler onu çok etkilerdi asıl beni etkileyip şaşırtan şey sadece anneme değil yengeme ,Dila'ya ve ablama da gül vermesi olmuştu. Hatta istemeye yetişemeyen Defne için bile gül vardı ve onun yerine ablası Dila'ya vermişti.
Galiba sandığımdan fazla tanıyordu bizi ,benim aksime.
En son bana gelip ellindeki büyük kırmızı gül demetini uzattı. "Bunlar senin için umarım seviyorsundur" dedi naif bir sesle sesi o kadar nazik çıkmıştı ki sanki beni kırmaktan korkar gibiydi.
Ellerimi uzattım hemen aldım çiçeği ellerinden o an bir şey fark ettim sadece gül demeti değildi ortasında sadece bir tane kırmızı lale vardı karışmıştı galiba. "Teşekkür ederim çok güzeller" dedim.
Tebessüm ederek bakmıştık birbirimize arkasından başka bir genç biri girmişti tanımıyordum ama o da annemlere ve babama selam verip ilerlemişti benim ellerim dolu olduğu için ablamda da Mihra olduğu için elindeki çikolata kutusunu Dila'ya tutuşursak ilerlemişti o an ki Dila'nın tepkisine direkt güldüm elindeki kutuya başka bir varlık gibi bakmıştı çünkü.
Başka gelen kimse olmayınca kapıyı kapatıp içeri doğru yöneldik hep birlikte. Sonrası çok hızlı geçmişti sanki bir süre sohbet ettikten sonra ablamın işaretleriyle kahve yapmak için kalkmıştık Dila ile mutfağa girince derin bir nefes bırakmıştım. Sık sık gülümsemek için kendimi kastığımdan yorulmuştum.
"İyi insanlara benziyorlar baya sıcak davrandılar içerde bence" dedi Dila katılıyordum bence de baya sıcak insanlardı alışmam hiç zor olmayacak gibi geliyordu.
"Öyle" dedim kahve yapmak için malzemeleri hazırlarken.
"Ama o kuzenini hiç sevmedim o ne öyle fırlatır gibi verdi kutuyu gelip sana vermesi gerekirdi" dedi somurtarak o anı tekrar hatırlayıp güldüm.
"Deme öyle ya çok tatlı çocuk bence Ömer" dedim içerde öğrenmiştim adını ve kuzen olduklarını annesi ve babasının iş için şehir dışında olduklarından gelemediğini söyleyip özür dilemişti.
"Hem bilmiyordur belki adetleri ne olacak sanki sana verdiyse" dedim ılımlı yaklaşarak ilk günden sıkıntı istemiyordum kimse arasında zaten içime bir karanlık çöküyor gibi hissetmeye başlamıştım zaman geçtikçe.
Biz konuşmaya devam ederken içeri şen sesiyle Defne girdi. "Selam çiçeklerim!" dedi yüksek sesle hemen ardından ablam girip kapıyı kapattı. "Sesiz ol içeri duyulur sesin" dedi o
da.
"Aman ne olacak yabancı değiller alışsınlar artık bana" dedi Defne her zaman böyleydi çocuksu." Hem ben hemen içeri görmek istiyorum bizi de düşünüp gül alan nasıl biri çok merak ettim" dedi bunu hemen nasıl öğrenmişti aklımdakini tam söyleyecekken Dila benden önce davrandı.
"Sen nerden biliyorsun bize gül aldığını stajda değil misin sen?" dedi yarı kızarak. Stajda telefon yasaktı ve kuralı çiğnemekten asla vazgeçmezdi.
"Stajdan sonra baktım hem benim suçum yok Nilay abla yazmış bana yoksa nerden bilicem kamera takmadım ya eve aslında aklıma geldi ama uğraşmak yemedi biliyor musunuz" dedi kafamı iki yana sallayarak önüme dönüp hazır olan kahveleri fincanlara boşaltım.
Derin bir nefes alarak tepsiyi elime alıp onlara dondum. "Kahveler hazır hadi içeri geçelim sonra konuşursunuz planlarınızı" dedim.
Defne bana yaklaşarak "Damat kahvesi hangisi tuz atalım" dedi neşe içinde.
"Tuz atmayacaz" dedim onun neşesine tezat katı sesle atmayacaktım bu tarz şeylerin işe yaramadığını acıyla öğrenmiştim
"Niye ya onun ki farklı olsun işte diğerlerinden" dedi ikna etmek ister gibi asıl isteğini söylemiyordu biliyordum bahaneydi bu.
Dila tam onu susturacakken ben konuştum konuşmazsam kırılırdı biliyordum kırılmasını da hiç istemiyordum. "Herkesten farklı ona şeker ekledim bu seferde bunu deneyim bakalım" dedim alaylı olmasını denediğim bir sesle sonra hızla kapıya doğru yürüdüm ablamda bana kapıyı açtı kimse daha fazla uzatmadı bu mevzuyu.
İçeri yaklaştıkça içimdeki duygu daha da artmaya başlamıştı ama önemsemeye çalıştım bu konular açıldığı için böyle olmuştu önemsizdi yani.
İlk önce kahveyi Ali beye uzattım o da tebessümle alıp "Ellerine sağlık güzel kızım" dedi bu adamın karşısında içim istemsiz yumuşuyordu ve yüzümde hemen bir tebessüm oluşuyordu. "Afiyet olsun efendim" diyerek sırayla herkese kahvelerini dağıttım.
Tepside sadece Asaf'ın kahvesi kalmıştı ona da dönüp kahvesini uzattım heyecanlanmıştım sanki.
"Ellerine sağlık çok güzel görünüyor" dedi gözlerimin içine bakarak "Afiyet olsun" dedim utanmıştım o yüzden fazla bakmadan direkt geçmiştim yanından tepkiyi masaya bırakarak yerime oturdum.
O an istemsiz gözlerim Asaf'ı buldu o da bana bakarak kahvesinden bir yudum aldı tepkisini sanki kaçırmak istemiyor gibi dikkatle izlemiştim yutkunduktan sonra direkt bana baktı tekrar ve ben o an dudaklarında oluşan kıvrımları huzurla izlemiştim.
Herkes kahvelerini bitirip sehpaya bırakınca Murat bey babası Ali beye bakıp kafa sallamıştı o an Asaf'ın yerinde hemen dikleştiğini görmüştüm göz ucuyla.
Ali bey babama dönüp konuşmaya başladı. "Sebebi ziyaretimiz malum gençlerimizin hayırlı bir yola girmelerinde destek olmak için buradayız" dedi. Sonra tekrar dönüp bana baktı" Ben isteme işinden hoşlanmam o yüzden bu cümleyi kullanmıycam ben torunuma kefilim tek bir kötüsünü görürsen gel bana de kızım bak bakalım ben ne yapıyorum eşek sıpasına dedi bu ben değil herkesi güldürmüştü. Şaka yapmıyorum ha ciddiyim gel söyle neyse Allah'ın emri peygamberin kavliyle kızımızın oğlumuzla bu hayırlı yolda ilk adımı atmalarını isterim dedi bu sözleri kırmadan söylemeye çalıştığı çok belli oluyordu.
"Gençlerin bu yolda yürümek istediklerini biliyorum ikisiyle de ayrı ayrı konuştum ama ben bir kez daha kızıma bunu sormak istiyorum" dedi babam ve bana baktı dolmaya başlayan gözleriyle "Dilayım sen bu yola bir adım atmak istediğine emin misin güzelim?" dedi ve ben o an Dila'ya vermediğim cevabı verdim.
"Evet baba eminim" dedim dönüp Asaf'a bakarak o kadar duygulu bakıyordu ki bana bende duygulanmaya başlamıştım.
"E o zaman bana da hayırlı olsun demek düşer" dedi babam onu sözleriyle ayni anda ayağa kalktık ben Ali beye giderken Asaf babama yönelmişti herkesle sarıldıktan sonra yüzükleri takmak için yan yana gelmiştik babam takması için Ali beye müsaade vermişti.
Ama Ali bey yüzüklerimizi bizim birbirimize takmamızı istedi böylesi daha hayırlı olurmuş.
İlk Asaf tepsiye uzanıp daha küçük olan yüzüğü eline aldı ve elimi tutmak için elini uzatarak bana baktı bende onun gözlerine bakarak elimi uzattım ona ve o an alyansın soğukluğunu parmağımda hissetim gözlerimi ondan çekip diğer büyük olan yüzüğe uzandım onu hala bana baktığını biliyordum ama dönüp bakmadım ona zaten boyu benden uzun olduğu için kafamı kaldırmadığım sürece göz göze gelemezdik. Aynı şekilde elimi uzatıp elini uzatmasını bekledim uzatınca da yüzüğü yavaşça parmağına geçirdim.
Ali beyde tepsiye uzanıp makası aldı sonrasında Asaf'a bakarak "Makas kesmiyormuş damat bey" dedi. Asaf dedesine şokla bakarken biz gülüyorduk. "Dede.." dedi şaşkınlıkla.
"Olmaz öyle kız deminden beri tepsiyi tutuyor hakkını vermeyelim mi?" dedi Defnenin gözleri parlarken Asaf derin bir nefes verip elini cebine atıp 900 lira çıkardı. Bu duruma Ali bey ve Defne sevinirken ben şaşkınlıkla bakıyordum bu kadarına gerek yoktu bence.
"Oğlum o çok gerek yok ona" dedi amcamda benim düşüncemle.
"Az bile genç o harcar" dedi Ali bey içtenlikle. Defnenin şu andan itibaren en sevdiği kişi belli olmuştu.
Sonun da kurdele kesilince herkes alkışlamıştı o arada zilin sesini duyar gibi oldum ama dikkatimi veremedim. Aynı anda Asaf'la birbirimize döndük.
"Hayatıma hoş geldin" dedi gülümseyerek.
"Hayatıma hoş geldin" dedim bende onun gibi gülümseyerek.
Babama bakmak için kafamı çevirdiğimde salonun kapısında asla beklemediğim biriyle karşılamıştım
Ve ben o an neden bu kadar içimi bir karanlığın bastığını anlamıştım. Çünkü o tam karşımdaydı:
Korhan
Benim için kaderimin oyunu yeni başlıyordu. Çünkü yanımda geleceğim olacak adam
Karşımda geçmişimi mahveden adam.