BEŞİNCİ BÖLÜM

2287 Kelimeler
Fincanı alan Akın ince uzun siyah kravatını düzeltip geri çekildi. Yüzüne bakmak isteyen gözlerime sahip çıkıp geri çekildim. Babamın gözlerini üzerimde hissederken bu odada durmak istemiyordum. Koşar adım içeri geçip tepsiyi tezgâhın üstüne bıraktım. O sıra Akın'ın dedesinin, "Allah'ın emri peygamberin kavli ile kızınızı torunuma eş olarak istiyoruz," dediğini duydum. Gözümden bir damla yaş aktı, elimi tezgâha bastırıp gözlerimi yumdum. Yüreğim yandı, konuşamayacak kadar tükendim. "Verdim gitti, yalnız baştan söyleyeyim ben sadece iki bilezik yaparım." Dudağımı kanatacak kadar ısırdım. Dizlerimin üzerine otururken saçlarımın üzerinde birinin dudaklarını hissettim. "Üzülme demek istiyorum ama böyle durumda ben de çok üzülürdüm." "Firuze." "Şimdi hiçbir şey deme herkes gidince sarılır ağlarız. Bu bizim kaderimiz." Ben bunu söylemek istemiyorum. Kaderimiz diyerek her şeye boyun eğmek istemiyorum. Ama buna mecbur kalıyorum, ruhum savaşırken bedenim güçsüzdü. Şu an her şey benim için bitti, yeni bir hayatım vardı bundan sonra. "Seni çağırıyorlar Avşin," diyen ablamın sesiyle oturduğum yerden kalktım. Ellerim gibi bacaklarımda titriyordu içeri doğru ilerlerken. Gözpınarlarımdan taşmak üzere olan yaşları tutarken karnımın ortasına şiddetli ağrı girdi. Elim göğsümden karnıma indiğinde hole çıkan annemle göz göze geldim. Bu olanların sorumlusu oydu, ölmeyeyim diye evlendiriyordu. Kurtulayım diye bu yolu seçti. Bir ömür pranga gibi parmağımda taşıyacağım yüzüğü ulaşmak için erkeklerin olduğu odaya girdim. Benim içeri girmemle Akın ayağa kalktı. Siyah takım elbisesinin ceketinin düğmesini ilikledi. Birlikte yan yana pencerenin önüne geçtiğimizde amcam gümüş tepsinin içinde olan yüzükleri eline aldı. Bana ait olan yüzüğü parmağıma takarken oldukça mutluydu, amca baba yarısı değil midir? Babamın bana yapmadığı babalığı sen neden yapmadın amca? Neden çekip almadın beni ellerinden? Akın'ın parmağına yüzüğü taktığında tepsiden makası aldı. "Bu makas kesmiyor," diyerek kahkaha attığında Akın'ın babası beş adet iki yüz lirayı tepsinin içine bıraktı. "Acaba kesiyor mu?" diye uzattığında gözlerimi kapatmamak için kendimle savaştım. Utanç vericiydi, bu anı yaşadığım için bugünün olmamasını diledim. Tepsiye bin lira daha bırakan Akın'ın babası geri çekildiğinde paradan tatmin olan amcam kurdeleyi kesti. Ne benim onurumu ne de kendi onurunu düşündü. Elini öpmemiz için ilk önce bana uzattı. Öpmedim, bir süre gözlerinin içine baktım. Yüzü asıldı, ardından kaşları çatıldı. Elinin tersini dudaklarıma hafif vurduğunda yanımda duran Akın amcamın elini tutup öptü. Buna bozulan amcam tepsinin içinden parayı alıp geri çekildi. Kendi ailemin değil Akın'ın ailesinin ellerini tek tek öpüp kapının önüne geçtim. Akın herkesin elini öptü. Yanıma geldiğinde sinirli duran yüzü yumuşadı. "Kızın artık benim kızımdır, iki bayram arası düğün olmayacağı için kurban bayramından sonra emanetimi alacağım Rüstem. Kızımın saçının teline zarar gelsin istemiyorum." "Ne yapıyoruz ki biz ona, duyan da dövüyoruz sanacak." Yumruk olmuş elini dizine vuran Hüseyin amca babama öfkeyle bakarken yanında oturan Akın'ın dedesi elini Hüseyin amcanın dizine koydu. "Ben söyleyeceğimi söyledim. Kızın kızımdır, oğlumun eşi değil benim evladımdır. Onun gözünden bir damla yaşın aktığını duyayım o zaman Kurbanı beklemeden alırım." "He he," diyen babam dalgaya vururken gömleğinin düğmesini açan Hüseyin amca, "La havle," diyerek başını iki yana çevirdi sinirle. "Söz takıldı diye dışarıda buluşacağınızı düşünmeyin, ben sevmem öyle şeyleri," diyen babam ortamı iyice gererken Akın'ın amcası, "İyi de görüşmeden birbirlerini nasıl alışacaklar?" dedi şaşırmış sesiyle. Eminim evlerine gittiklerinde ailemin garipliğini konuşacaklardı. Hepsi şok olmuşlardı babamın ve amcamın tavırlarına. "Biz karılarımızla görüştük mü?" "Eski zamanla şimdi ki zaman bir değil." Babam yine umursamaz takılırken amcam, "Yanlarında benim kız da gider," deyince konu kapandı. Eminim bir an önce bu akşamın bitmesini istiyorlardır. "Her şey güzel olacak," diyerek fısıldayan Akın'a onun gibi, "Her şey güzel olmalı," dedim fısıldayarak. Böyle olmalıydı, bu kadar hüznün üstüne mutlu olmak istiyordum. *** Bileğime taktığım kalın gümüş bileziği serbest bırakırken yüzük parmağımda olan alyans ve tek taşı inceledim. Bir haftadır parmağımda olan bu yüzükler hayatımda büyük bir değişime yol açıyordu. Eskiden sabahları uyandığımda mutsuz olurdum, eve geldiğimde kimseyle görüşmeden odama girer tek başıma takılırdım. Bir haftadır Akın sayesinde sabahları mutlu uyanıyordum. Mutlaka yüzümü güldürecek mesajlar atıyordu. Yataktan kalkmadan penceremin camına vurup ortadan kayboluyordu. Onu görmek için koşsam da pencereyi açtığımda kaşla göz arası yok olmuş oluyordu. Bazen uyuya kalıp dükkâna geç kaldığım zamanlar oluyordu, Zeliha burada olmadığı için geç kalmayayım diye kendince bu yöntemi seçmişti. Öğlenleri yanıma gelip bir iki saat vakit geçiriyordu. Gelen müşterilere fazladan ip satarak açıkçası bir haftada iyi para kazandırdığını inkâr edemezdim. Tatlı dili ve sempatik tavırlarıyla kadınları kendine hayran bırakan bir yönü vardı. Akşamları ise birlikte yan yana yürümek yerine karşılıklı kaldırımlardan yürüyerek eve gelirdik. Babam tek başınıza buluşmayacaksınız dediği için buna dikkat ediyordu. Babam için değil benim için bunu yapıyordu. Söz akşamı babamla amcamın elini öpmediğim için ikisi hem sinirli hem de küslerdi bana. Amcam kırgın olduğunu konuşmayarak belli ediyordu ama babam sürekli laf sokuyor, her şeyime karışarak intikamını alıyordu söz de. Onu görmezden geliyordum ama bazen damarıma öyle bir basıyordu ki karşımdaki kişinin babam olduğunu unutuyordum. Kendine hâkim ol diyerek sakinleşmek adına içimden sayıyordum. "Avşin, hazır değil misin?" diye bağıran Firuze'ye, "Hazırım," dedim. Bir haftanın ardından ilk kez Akın, Erhan abim ve Firuze'yle iftar yemeği yapacaktık. Daha önce Akın'la yapacağımız iftar yemeği babam tarafından engellenmişti. Dün akşam bize gelen Akın babamın gözlerinin içine bakarak benimle dışarıda yemek yiyeceğini söylediğinde yanımızda Firuze olmak şartıyla izin verdi. Ve şu an o yemeğe gitmek için hazırdım. Odadan çıkıp mutfakta yemek yapan anneme, "Gidiyorum," dedim. "Çok geç kalmayın." Başımı sallayıp sandaletlerimi giydim. Kapının önünde bekleyen Erhan abiye tebessüm ettim. "Nasılsın abi?" "İyiyim güzelim. Bir an önce gidelim buradan, yoksa aile içi kavga gerçekleşecek." Gözleriyle işaret ettiği yere baktım. Amcam balkondan onun kollarına bakarak küfür ediyordu sessizce. Kolları boydan boya dövme olan Erhan abim babasını pek de takıyor gibi durmuyordu. "Hadi gidelim," diyen Firuze yanımıza geldiğinde yola çıktık. Akın başıyla selam verip arabaya doğru ilerledi. Erhan abim öne oturduğu için Firuze'nin yanına arkaya oturdum. Telefonun ekranında duran adamın fotoğrafının üstünde parmağını gezdirerek iç çekiyordu. Resmen adama âşık olmuş gibiydi, sadece telefondan tanıdığı adama bu denli bağlı olması beni korkutuyordu. Adam sürekli benim dükkânıma onun adına hediye gönderiyordu. Amcam yakalar diye benim dükkânın adresini verdiği için ona biraz kızsam da açıkçası korkuyordum da. Zeliha'nın dediği gibi adamın karanlık tarafı da vardı. Yanımda konuştuğu zaman bir keresinde akşam hesabını keseceğim dediğini duymuştum. İtalya'n diline pek hâkim olmasam da az çok anladığım kelimeleri vardı. Umarım başına iş açmazdı. Sırtımı koltuğa yaslayıp akıp giden yolu izledim. "Annem yiyecek bir şeyler gönderdi." Bakışlarımı ön tarafa çevirdim. "E hani yoldan alacaktık, ben bir şey getirmedim." "Alacağız yine de. Sarma yapmış, sen seviyorsun diye gönderdi." Tebessüm edip, "Sağ olsun," dedim. Filiz anne, annemden daha merhametli bir kadındı. Benimle çok ilgileniyordu, bir ihtiyacım var mı diye sürekli soruyordu. Ona anne dediğim için de ayrı bir mutlu oluyordu. Bana güler yüzle gelene ben de öyle gidiyordum. Açıkçası bu kadar kısa bir sürede onlara alışacağımı düşünmemiştim. Hepsiyle iyi anlaşıyor olmam korkularımı azaltıyordu. Yol üzerinden alışveriş yaptıktan sonra sahile indik. Yemyeşil çayırın üstüne örtüyü serip aldıklarımızı dizdik. Ezanın okunmasına az kalmıştı, bizden önce gelenler olduğu için açıkçası yer bulmakta zorlandık. Erhan abiyle Firuze yan yana otururken Akın'la yan yana oturduk. "Zeliha ne zaman gelecek?" Omuzlarımı kaldırıp, "Bilmiyorum abi," dedim. "İki gündür arıyorum açmıyor telefonlarımı, sadece bir süre kafamı dinleyeceğim diyerek susuyor." "Neyi var acaba, ben de aradım açmadı. Mesajlarıma da dönüş yapmadı." Erhan abinin yüzündeki hüznü görünce Firuze'yle çakıştı gözlerimiz. "Abim Zeliha'yı seviyor," diye mırıldandığında dondum. Benim neden bundan haberim yoktu, Zeliha'nın haberi var mıydı, aralarında bir şey mi geçmişti de Zeliha apar topar gitmişti? "Boş verin şu kızı, garip biri o. Açıkçası onunla görüşmesen iyi olur." "Pardon?" dedim Akın'a. "Ne garipliğini gördün kızın oğlum?" "Aynen," diyerek Akın'a döndüm. "Hoşlanmıyorum, hal ve hareketli tuhaf." Kaşlarımı çatıp, "Zeliha hakkında düzgün konuş," dedim sinirlenerek. "O benim yakın arkadaşım, kardeşim. Kötü biri değil o." Ellerini iki yana açıp, "Bir şey demedim," dedi gülerek. Onun aksine ben gülmüyordum. "Zeliha hakkında bir daha böyle konuşma lütfen." "Tamam, sadece dışarıdan gördüğümü söyledim. Kendisiyle muhabbetim yok." "O yüzden mi numarası telefonunda kayıtlı?" Aralık dudaklarını kapatıp yutkundu. Ezan okunduğu için önüme dönüp yüzüne bakmadım. Zeliha hem içten hem de dışarıdan mükemmel bir insandı. Hiç kimsenin kalbini kırmazdı benim dostum. Onun hakkında olumsuz konuşan Akın'da olsa kalbini kırardım. Kaçan neşemle az yemek yiyip geri çekildim. Firuze hariç kimse de iştah kalmamış gibiydi. O hâlâ iştahla yemeye devam ediyordu. "Ben biraz gezeceğim," diyerek ayağa kalktım. Benimle birlikte kalkan Akın'a bir şey demeden yürümeye başladım. Çekirdek satan adamlar, etrafa koşan çocuklar, iftar yemeğinden sonra çay içen aileleri izleyerek ilerledim. "Özür dilerim." Karşıma geçen Akın yüzünden olduğum yerde durdum. "Arkadaşın hakkında öyle söylememem gerekiyordu. Geçen gün kitaplık istiyorum diye bana sipariş verdi sana söylemiştim. Kitaplığı hazırladık, bana demez mi al onu çeyizine koy diye." "Ne?" dedim şaşkınlıkla. "Sinirlendim, yanımda çalışan adamın emeği var onun üzerinde. Alnındaki terini silmeden uğraştı o kitaplık için, neymiş bu muymuş bir haftada yapılan kitaplık diyerek vazgeçti. Belki ben bir kitaplıkla iflas etmem ama o adamın kalbi kırıldı. O yüzden ona sinirliyim." "Zeliha böyle biri değil, bu aralar kimseye söylemediği bir sıkıntısı var o yüzden öyle davranmıştır. Onun kusuruna bakma." "Ben bakmam, açıkçası kendisini pek tanımıyorum numaramı da nereden almış bilmiyorum. Sipariş veren müşterilerimin numaralarını kayıt ederim, onunkini de o yüzden kayıt ettim." "Tekrar kusura bakma. Eminim dönünce senden ve o adamdan özrünü diler." "Mantıklı bir açıklaması vardır umarım." "Eminim vardır." "Bölüyorum ama lavaboya gidelim mi, Avşin?" Akın'dan uzaklaşıp olur anlamında başımı salladım Firuze'ye. "Akın abi sen abimin yanında otur biz hemen geliyoruz." "Ben de sizinle geleyim, beklerim dışarıda." "Çocuk muyuz biz?" diyerek sesini yükselten Firuze'nin cazgırlık yapacağını tahmin eden Akın ellerini kaldırıp, "Erhan'ın yanında bekliyorum," dedi. Yüz ifadesi bu kızla hiç uğraşamam der gibiydi. Firuze ile lavaboya giderken kaşlarım çatıldı elindeki telefona bakarken. "Şu telefonu elinden düşürmüyorsun.” "Ne yapayım, James sürekli mesaj atıyor. Eğer cevap vermezsem telefonu açıncaya kadar arıyor." Başımı iki yana sallayıp durdum. "Karmaşık hayatımızda bir İtalya'n mafyası eksikti o da geldi tam oldu." "Canım benim o mafya değil, sadece biraz sinirli biri." "Eminim öyledir," dedim gözlerimle tuvaleti işaret ederek. "Hemen geliyorum sakın gitme tek dönemem." Karanlıkta yürürken korkan kız mafya olan bir adamla konuşmaktan korkmuyordu. "Avşin?" Sendeleyip arkama döndüm, bir hafta sonra karşımda Baran'ı gördüğüm için şaşırdım. Yüzüne nasıl bakıyordum farkında değildim ama bu halim onun komiğine gitmiş olacak ki halime sırıtıyordu. Onu gördüğüm günden beri hiçbir yerde karşıma çıkmamıştı, evlerinin ışıkları yanmamıştı bir kere bile. Şimdi karşımda görmek ister istemez germişti beni. Onun söylemiyle aramızda sır vardı ve ben bu sırrı bir haftada kimseye söylemedim. "Hapisten mi kaçtın?" direkt bunu sormam mantıksız olsa da onu görünce ilk bu soruyu soracağım diye kendimi tembihlemiştim. Tebessüm edip ensesinin üzerine dökülen saçlarını karıştırdı. "Sırrımızı sakladığın için teşekkür ederim." "Seni gördüğümü Akın'a söylemek istiyorum." Tebessüm eden dudakları gerildiğinde gözlerindeki ışık söndü. "Baran emanetini almaya gelmiş de. Yakın bir zamanda karşısına çıkacağım, hazırlıklı olmasını söyle." İçim huzursuz olurken titreyen ellerimi nereye koyacağımı bilemedim. Gerginliğimi hissetti ve bundan rahatsız oldu. "Sana asla zarar vermem, benden korkma." Geri adım atıp, "Kendine dikkat et," dedi donuk sesiyle. "Nereye gidiyorsun, neden gelip Akın'la konuşmuyorsun? O da burada." Başını iki yana sallayıp gözlerini alyansın olduğu parmağıma çevirdi. Gergin yüzünde buruk bir ifade oluştu. Yanına gidip ona sarılarak destek olunacak bir ifade vardı üzerinde. "Konuşman zorlaşmış, terapilerine devam et." Arkasını dönüp kalabalığın arasına karışınca öylece kaldım olduğum yerde. Bu gizem nedendi bilmiyorum. Sakladığı bir şeyler vardı, bunun gün yüzüne çıkmasını istiyordu ama kendi çıkarmıyordu. Akın'daki emanetini merak ediyordum, bir an önce yanına gidip sormam lazımdı. "Geldim." "Hadi gidelim," diyerek Akın ve Erhan abinin yanına ilerledik. Adımlarım hızlıydı. Firuze, "Yavaş yürüsene," diyerek söyleniyordu ama dinlemiyordum. Bir an önce Akın'la konuşmak istiyordum. Kayalıkların üzerinde olan Akın'la Erhan abi bizi gördüklerinde bize doğru gelmeye başladılar. Havanın sıcaklığından mıdır, yoksa Baran'ın gizemli konuşmasından mıdır saç diplerim terlemişti. "İyi misin?" Saçlarımın uçlarına dokunan Akın’a, "Baran'ı gördüm," dedim hiç beklemeden. Saçlarımın üzerindeki elleri durdu. Bir iki dalı istemsizce çektiğinde, "Ah," diye bağırdım. Bir anda irkilip ellerini geri çekti. "Ne zaman çıkmış?" dedi kendi kendine. Kaşlarım çatılırken, "Siz yakın arkadaş değil misiniz?" dedim başımı yana eğerek. "Öyleydik. Uzun zaman hapiste kalacak diye biliyordum şaşırdım." "Ben de görünce şaşırdım." "Sana bir şey söyledi mi?" Ses tonu sabırsız ve sert geldi kulağıma. "Söyledi mi?" dedi sesiyle vurgu yaparak. "Evet," dedim onun aksine sakin olmaya çalışarak. "Ne söyledi?" dedi dişlerinin arasından. Kendini sıkıyordu, çenesi gerilmiş dişleri birbirine çarpıyordu. "Sen de emaneti varmış." Gözleri büyürken bir adım yaklaştı bana. "Onu almaya gelecekmiş senden." Kollarımı tutup bedenimi kendine çekti. "Onun gelmişini geçmişini sikerim, o emaneti ona asla vermem." Ağzından çıkan küfür beni şoka sokarken elleriyle koluma uyguladığı baskı canımı acıtıyordu. "Bir daha karşına çıktığında onunla konuşmayacaksın, uzak duracaksın ondan tamam mı? Beni ara hemen, sakın onunla konuşma Avşin." "Neler oluyor?" dedim yüzümü buruşturarak. "Kolumu da bırak canım acıyor," diye bağırdığımda kendini geri çekip, "Şerefsiz," diyerek bağırdı. Korkuyla geri çekilip, "Ne oldu?" diyen Erhan abinin arkasına geçtim. "Çıkmış onun bunun evladı. Hayatımın içine sıçacak." "Kim çıkmış, ne diyorsun oğlum?" "Baran şerefsizi çıkmış cezaevinden. Lan bu on yıl yatmayacak mıydı?" "Öyle diyorlardı, sen niye adama küfür ediyorsun durduk yere? Ne yaptı sana?" "Göt veren aklı sıra beni tehdit ediyor, kızla haber yollamış bir de. Şerefsiz karşıma çıkıp konuşmuyor." Onun ağzından ilk kez küfür duymuyordum ama arkadaşı için böyle konuştuğuna ilk kez şahit oluyordum. Bir haftada tanıdığım Akın yoktu karşımda, bu adam bambaşka biriydi. "O herifle görüşmeyeceksin Avşin. Eğer karşına çıkarsa gerekirse bağır." "O kötü biri değil, neden ondan kaçayım?" Saçlarının arasında olan elini bana doğru uzattığında geri adım attım. "Nasıl değil? Adam babasını öldürdü, hapiste uyuşturucu satan insanlarla arkadaş olmuş, bu herif kim bilir ne zaman çıktı? Eğer o insanlarla samimi olduysa eski Baran yok artık. Uzak duracaksın başka yolu yok." "Kıza bağırma!" diyerek Akın'ı iten Erhan abim beni kolunun altına aldı. "O senin bağırabileceğin biri değil." Yaptığından pişman olmuş gibi hali olmayan Akın bana adım attığında yüzümü sakladım ondan. "Senin iyiliğin için, beni yanlış anlama. Sen benim nişanlımsın, o adamla görüşmeni istemiyorum, sen de ben istemiyorum diye görüşmeyeceksin tamam mı?" "Başka emrin var mı?" dedim çenemi kaldırarak. "Bu emir değil, senin iyiliğin için senden istenilen küçük bir istek." Küçük bir istekten çok hayatımı yönetecek emir gibi geldi bana dilinin ucundan çıkanlar. Ben bu Akın'ın yüz ifadesinden korktum...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE