Bölüm 22: Bilinmeyene Yolculuk

1096 Kelimeler
Isabel, Lucy’nin gece eve dönmediğini fark ettiğinde hissettiği panik, yerini daha önce hissetmediği bir korkuya bıraktı. Lucy’nin son zamanlardaki davranışları, onun tehlikeli bir sınıra yaklaştığını hissettiriyordu. Eşiyle tartıştıktan sonra kendi başına sürü evine gitmeye karar verdi. Yıllardır sakladığı sırrı ve kızını korumaya kararlıydı... Ancak yolda, akşam çıkan büyük savaşı ve olanları öğrendi. Sürü evine doğru yürürken derin nefesler alıyor, ne söyleyeceğini düşünüyordu. Lucy'yi geri almalıydı, ne pahasına olursa olsun... Sürü evine vardığında Alfa Leon’u beklemek zorunda kalmadı; o, Isabel’in geldiğini duymuş ve kendi sürüsünün Alfaları ile birlikte onu kapıda karşılamıştı. Leon, geniş omuzları ve soğuk ifadesiyle kapının eşiğinde dikiliyordu. Geceki kavgadan kalan yara izleri yüzündeki öfkeyi daha da belirginleştiriyordu. "Lucy nerede?" diye sordu Isabel, sesi titrememesi için çabalıyordu. Leon, Isabel’in gözlerine baktı. Kadının endişesi ve korkusu gözlerinden okunuyordu, ama bu onun kararını değiştiremezdi. “Kızını geri veremeyiz,” dedi Leon, sesi buz gibi soğuktu. Isabel’in yüzü aniden bembeyaz oldu. “Ne demek geri veremeyiz? Lucy henüz dönüşmedi bile! O sıradan bir kız!" Alfa Leon gözlerini kısarak Isabel’e yaklaştı. Yüzündeki sert ifade, sözlerinin arkasındaki kararlılığı yansıtıyordu. “Sıradan bir kız mı?” diye tısladı Leon. “Dün gece, Lucy'nin görkemli bir kurda dönüşmesine şahit oldum. Bunu bugüne kadar saklamış olabilirsin, ama artık gerçek ortada. Lucy bir dolunayda doğan.” Isabel’in nefesi kesilmişti. Gözleri büyümüş, Leon’un yüzündeki ifadeyi anlamaya çalışıyordu. “Bu imkânsız…” diye fısıldadı. “Lucy… Lucy dönüşemez, o daha—” Leon sözlerini kesti. “Dönüştü,” dedi sert bir şekilde. “Ve sen bunu bunca yıl bunu hem kendi süründen hem de bizden saklayarak yalnızca kızını değil, bizim düzenimizi de tehlikeye attın. Dolunayda doğanları bizden saklamak, Alfa’na yalan söylemekle eşdeğerdir, Isabel.” Isabel, Leon’un her kelimesiyle daha da geriliyordu. Kızının başına neler geldiğini öğrenmeden buradan gitmeye niyeti yoktu. “Lucy masum,” dedi ısrarla. “O daha genç bir kurt. Bırakın onu eve götüreyim. Her şey normale dönecek.” Leon, kadının çaresizliğini görüyordu, ama içindeki öfke dinmek bilmiyordu. Lucy’nin varlığı, sürüsü için hem bir tehdit hem de bir değişim çağrısının habercisiydi. Ve o, bu değişime izin veremezdi. “Hayır,” dedi Leon, gözleri Isabel’in üzerine çelik gibi sabitlenmişti. “Lucy, diğer dolunayda doğanlarla benimle birlikte benim sürü evime gelecek. Onları bir araya toplayıp ne haltlar karıştırdıklarını öğreneceğim.” Isabel geri adım attı. Gözleri dolmuştu, ama kararlılığını yitirmemeye çalışıyordu. “Leon, sana yalvarıyorum. Lucy’yi bu savaşa karıştırma. O hiçbir şey bilmiyor. O sadece benim kızım!” Leon, Isabel’in sözlerine rağmen geri adım atmadı. “Artık yalnızca senin kızın değil, Isabel,” dedi, sesi daha da sertleşerek. “O, kehanetin bir parçası. Ve bu kehanet çok ciddi. Lucy’yi kimseye teslim edemem. Eğer kehanet gerçekleşirse, bunun sürülerimiz için ne kadar tehlikeli olacağını sen de biliyorsun. Alfanız da benim bu teklifimi kabul etti.” Isabel'in eli titredi. “Kehanet…” diye fısıldadı. O sözleri ilk duyduğu günü hatırlıyordu. İlk dolunayda doğan ile son dolunayda doğanın birleşmesi kehaneti… Lucy’nin bu döngünün bir parçası olabileceği fikri bile kabullenilemezdi. Leon, Isabel’in durakladığını görünce konuyu kapatmaya karar verdi. “Şimdi git, Isabel,” dedi kararlı bir şekilde. “Bu tartışma bitti. Lucy benimle gelecek.” Isabel, Leon’un sert tavrına bir şey söyleyemeden geri çekildi. Ama kızını orada bırakmanın içini parçaladığını hissediyordu. Lucy’nin bu savaşın ortasında yer almasına izin veremezdi. Leon’un son sözleri, Isabel’in aklında yankılanırken derin bir nefes aldı ne yapacağını düşünerek evine doğru yürümeye başladı. Leon ise Isabel’in arkasından bakarken içindeki karışıklığı bastırmaya çalışıyordu. Lucy, yalnızca dolunayda doğan olduğu için değil, onun hayatına dokunduğu için de onu götürmek istiyordu. Fakat bunu kimseye söyleyemezdi, içindeki kurda bile... ... Lucy, zincirlerinin aniden çözülmesiyle şaşkınlık içinde yerinde doğruldu. Ne olduğunu anlayamadan, tanımadığı iki güçlü kurt onu sıkıca kavrayıp ayağa kaldırdı. Direnmek istedi, ama bedenindeki yorgunluk ve zihinindeki karışıklık buna engel oldu. "Beni nereye götürüyorsunuz?" diye sordu, ama cevap alamadı. Tam o sırada Alfa Leon'un yankılanan kükremesi zindanın taş duvarlarını sarsarak duyuldu: "O kız benimle aynı arabada gidecek! Hiçbiriniz onunla baş edebilecek güçte değilsiniz!" Lucy, Leon’un sesindeki öfke ve otoriteye ürpererek karşılık verdi. Kurtların ikisi de Leon'un emri karşısında duraksamadan ona itaat etti. Lucy'nin itiraz etmesine fırsat vermeden onu koridordan geçirip dışarıya çıkardılar. Açık havanın keskin soğuğu yüzüne çarparken, Lucy’nin aklı karmakarışıktı. Nereye götürüldüğünü bilmiyor, ama durumun ciddiyetini her an daha fazla hissediyordu. Onu zorla bir araca bindirdiklerinde, direnme içgüdüsü bir kez daha devreye girdi. “Beni nereye götürüyorsunuz?” diye bağırdı tekrar. Ama yanıt sadece onu araca daha sıkı bir şekilde itmek oldu. Birkaç dakika sonra şoför koltuğuna Beta Gideon geçti. Gideon, Lucy’ye dönerek ona acıyan nazik bir ifadeyle, "Merak etme," dedi. "Seni bizim sürü evimize götürüyoruz. Orada güvende olacaksın." Lucy’nin bakışları Gideon'un yüzüne dikildi. Adamın sesinde bir tür teselli vardı, ama bu onu rahatlatmaya yetmedi. Halen esir tutulduğunun farkındaydı. “Beni neden esir alıyorsunuz? Ben kimseye zarar vermedim,” dedi, sesi titrek ama kararlıydı. Gideon derin bir nefes aldı. "Her şey sandığından daha karmaşık, Lucy. Alfa'nın kendi planları var, ama inan bana, senin güvenliğin bizim için de önemli." Tam bu sırada araç güçlü bir şekilde sarsıldı. Lucy irkildi ve başını kaldırarak ne olduğunu anlamaya çalıştı. Leon’un devasa silueti araç kapısını açıp içeri atladığında, Lucy’nin nefesi kesildi. Alfa Leon, kendine has vahşi çekiciliğiyle ve kararlı duruşuyla aracın içini doldurmuştu. Alfa Leon, gözlerini Lucy’ye dikti. Yüzünde bir gülümseme ya da teselli arayışı yoktu, yalnızca otorite ve kontrol vardı. Lucy, onun yanında kendini daha da küçük ve savunmasız hissediyordu.. Araç hareket etmeye başladığında Lucy, dışarıya bakarak onunla göz temasından kaçınmaya çalıştı. Ama bu çaba, içinde büyüyen karmaşık duyguları bastırmaya yetmedi. İçinde hissettiği korku ve arzu bir arada karışıyordu. Topraklarından uzaklaşmanın verdiği acı ve belirsizlik hissi, Alfa'nın varlığıyla daha da yoğunlaşıyordu. Onun yakınlığı Lucy’yi rahatsız edecek kadar güçlüydü. Leon, Lucy’nin bakışlarını dışarıya diktiğini fark etti. Kızın sessizliği onu daha da meraklandırıyordu. Ama içindeki kurdun sürekli Lucy’ye doğru yöneldiğini, onun kokusuyla deliye döndüğünü hissediyordu. İçinde bir mücadele vardı; bir yandan sürüsünü korumak için kararlı tarafı, diğer yandan bu kızı ve kurdunu delice isteyen tarafı... Lucy, sonunda dayanamayarak konuştu. “Beni neden götürüyorsunuz?” diye sordu. Sesi zayıf, ama içinde bir meydan okuma barındırıyordu. Leon, bakışlarını ona çevirdi. Gözleri Lucy’nin yüzündeki kararsızlığı ve korkuyu süzüyordu. “Şimdi soru sormanın zamanı değil,” dedi soğuk bir sesle. Ama içinde, Lucy ile saatlerce konuşma isteği ve daha da kötüsü onunla saatlerce sevişme isteği vardı. Lucy, Leon’un bakışlarından kaçınarak tekrar dışarıya döndü. İçinde büyüyen yalnızlık ve belirsizlik, onun gözlerinden yaşlar dökülmesine neden oldu. Ama bunu Leon’a göstermemek için yüzünü sakladı. Aracın içinde sadece motorun düşük uğultusu ve nefes sesleri duyuluyordu. Leon, Lucy’nin duygusal karmaşasını hissediyordu. Ama bu, onu yumuşatmaya yetemezdi. Görevi, bu kızın dolunayda doğanlarla olan bağını çözmek ve sürüsünü tehlikeden korumaktı. Ve ne kadar zorlu olursa olsun, bu görevi yerine getirecekti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE