GİRİŞ

479 Kelimeler
VALLENOR KRALLIĞI, KRALİYET SARAYI BAHÇESİ "Seni istemiyorum." "Izek.." Diye sızlandım ve herkesin gülüşlerinin arasında dik durmaya çalıştım. "Hayır, kes artık şunu." Onun için yaptığım keklerin olduğu sepeti yere fırlatırken sarayın içindeki her bir genç leydinin hayret dolu mırıltısı kulağımı sızlattı. "Neden anlamak istemiyorsun? Benden ilgi beklemeyi bırak artık!" "Izek." Şövalyelerden birisi onu durması için çekiştirse de o durmadı. "Senin umurumda olmaman gibi yaptığın kek de umurumda değil. Bir daha benim çevremde dolanmayacaksın Ophelia Lizen. Bu sana son uyarım." Hayır, hayır. Böyle bitemez. Bu şekilde olmaz. Bir şeye mi sinirli? Normalden fazla tepki veriyor- "Cidden hala burada olduğuna inanamıyorum." Arkamdan gelen alaycı sesi duyunca yumruklarımı sıktım. "Seni istemediğini söylüyor Ophelia. Hem de bu ilk söyleyişi değil." "Bu bizim aramızda." Dedim Prensese dönmeden. "Ah hayır, Lizen...Bu herkesin arasında. Etrafına bir baksana." Bakmasam da herkesin bizi izlediğini görebiliyordum. "Biraz gururun olsun." "Izek, biraz konuşalım." Titreyen elimi ona doğru kaldırdığımda elimden sanki ateşmiş gibi uzaklaştı. "Bundan bıktım usandım artık. Düş peşimden!"Öfkeli bağırtısı herkesi, tıpkı benim gibi susturdu. Ama o da benimle ilgilenmişti. Bana karşılık vermişti. Bana gülümsemiş, kıskanmamın tatlı olduğunu söylemişti. Şimdi neden böyle yapıyordu? "Yoksa ağlayacak mısın?" Prenses Estelle kulağıma eğildi ve kıkırdadı. "Ophelia Lizen, bunu görebilme şerefine erişebilecek miyiz dersin?" Boğazımdaki yumruyu yuttum ve çenemi kaldırdım. Hayır, bunu asla göremeyeceksin. "Tamam, ben-" "CANAVAAAR!" "KAÇIN!" "ŞÖVALYELER!" Etraftan yükselen çığlıklar, kaosun acı haykırışları ve beklenmedik bir canavar işgali sarayın bahçesini yerle bir ederken herkes kaçışıyordu. Şövalyeler kılıçlarını kuşandı ve savunmasız olanları korumak için görevlerinin başına geçerek canavarların karşısına dikildi. Kendime kaçmak için bir yer ararken etrafımda tek bir sığınak bulamadım. Sağım, solum, önüm ve arkam çoktan kanla kaplanmışken kaçmak için attığım ilk adımda karşımda vahşi bir kurt belirdi. Canavarların en acımasızı olan bu devasa kurt dişlerini göstererek üzerime yürürken en yakınımda Izek vardı. "IZEK!" Diye haykırdım ve dikkatli adımlarla canavardan uzaklaşmaya çalıştım. Ne bir yardım, ne de bir destek geldi. Bakışlarım öleceğimi bilmeden onunla buluştuğunda elindeki kılıçla bana baktı. Yüzünde gerçek bir korku ve dehşet gördüğüme emindim. "Ophelia!" Adımı onun dudaklarından son kez duyduğumu bilmiyordum. "Izek." Dedim ama bu sefer sesim çıkmadı. Kurt kalbimi parçalarken ölüm hiç beklemediğim kadar vahşi ve acı doluydu. Tüm bedenim acıyla kavrulurken uğultu, karanlık ve sessizliğin içinde kısa bir anlığına hapsoldum. "Gelene bak." Kulağıma ilişen sesler vardı. Bedenim hareket halinde gibi hissediyordum. "Asla pes etmiyor, değil mi?" "Ne getiriyor ki?" "Eğlenceli olacak!" Sesler git gide artarken gözlerimi kırptım. Kolumda bir ağırlık vardı. Bu da neydi? Ne oluyor- Gözümü açtığımda kendimi sarayın bahçesinde yürürken buldum ve bir anda durdum. Kalp atışım hızlanırken kolumdaki ağırlığa baktığımda içinde çikolatalı keklerin olduğu bir sepeti taşıdığımı fark ettim. Bu da ne? "Lizen geliyor!" Sese doğru döndüğümde Izek ve şövalyeleri gördüm. Siktir. Bu biraz öncenin aynısı değil mi? Gideceğim, canavarlar gelecek ve ben- Ben. Öleceğim. Nefes nefese etrafıma baktım ve hızlı düşünmeye çalıştım. Bu bir kehanet ya da geçmiş zaman. Sonuç ne olursa olsun gitmem gerek. Çünkü; Aşk 1 defa öldürür. İkincisi intihardır.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE