3. -Her Güzel Şey Biter Mi?

1263 Kelimeler
Cumartesilerimiz diğer günlere nazaran daha sakindir. Hafta sonu tatilcilerin geliş dönüş rutinidir. Pazar ve Pazartesi ise çok fazla bireysel katılımcı olur ve karmaşa olmaması için ekstra ekstra çaba sarfettiğimiz çok yoğun yorucu günlerdir. Bugün Salı, haliyle çok yorgun ve pert haldeyiz ancak 4 günlük 2 grup, 2 tane de 3 günlük grup ve bireysel katılımcılar olacak. Bu hafta çok kalabalık dolayısıyla çok tempolu geçecek. Teknemizde yılda 1-2 defa yerli müşteri ya olur ya olmaz, kendi kontağımız olan birkaç dalış okulu ve öğrenci grubu dışında acentelerden hiç yerli müşteri gelmezdi. Bugüne ait katılımcı listelerinde bir Türk aile var bu beni sevindirdi. Yaz geldiğinde anadilde dalış sohbetine hasret kalıyorum resmen. Misafirlerin tamamı tekneye geldi. Katılımcı listesini sahil güvenliğe teslim ettik. Listeleri imzalatırken farkettim ki Türk aile değil Türkçe, İngilizce bile konuşmuyorlardı, sadece Fransızca oda bende yok. Tanıştık ama onlar için Türkiye'de bir Türk'le tanışmanın herhangi bir özel yanı yok. Benim için de onların bir özelliğe kalmadı. Yinede hepsi çok güler yüzlü ve sıcak kanlılardı. Onların bulunduğu grubun hazırlığı bana düştü. Dalış liderleri Yasin abi olacak artçıları da Seda. Temel seviyede "Merhaba, size ben yardımcı olacağım" ve "Yardım ihtiyacınız yada bir isteğiniz olursa lütfen bana söyleyin" gibi önceden ezberlemiş olduğum bir kaç cümle dışında herhangi bir sohbetimiz olmadı. Onlarda sağolsun, yanıt olarak sadece teşekkür ettikleri için başladığım noktadan başka biryerde değildim. Ama bu sezon aldığım kararlara bir yenisi eklenmişti ki okula döner dönmez ilk iş dil kursu araştırmak olacaktı. Sonuçta ben bu sektörde oldukça çok çeşitli insanlarla biraraya gelecektim ve bir aracı eşliğinde sohbet ne kadar keyifli olabilirdi ki.. Yasin abiler ayrıldıktan sonra ben suya indim bizim gruba ben liderlik edecektim, Derya abi artçım olacaktı. Grubu indirdik kontroller ve sonunda su altındaydık. Çok keyifli bir derin dalış oldu. Resif dalışıydı, derinden sığa doğru bir rota çizdim, akıntı yorsa da yavaş yavaş yükseldiğimiz için güvenlik beklemesini sabit yapmadık ve bu da bize ekstradan 3-4 dakikalık bir vakit daha kazandırdı. Tekneye çıktık hızlıca toparlanıp 2.dalış noktasına geçtik biz bu noktada ilk deneme dalışlarını yaptırırken tecrübeli gruplar yemeklerini yedi. 3. dalış noktasına yola çıktığımızda da lisanslı dalıcıları 2. dalışları için hazırladık ama onların son dalışlarına Ahmet abiyle Timur abi liderlik edecekti bizde 2.deneme dalışı isteyen misafirleri alacaktık. Özel bir durum olmadıkça dağılım aşağı yukarı bu şekilde olurdu. Yine ilk grubu ben hazırladım ve Ahmet abiye teslim ettim. Türk çocuk gözleri çakmak çakmak çok değişikti bakışları tekrar tekrar bakmaktan kendimi alamamıştım. Yeşil gözlerine Kaş'ın eşsiz mavisinin yansıması ona tuhaf bir hava katmıştı. Neyse ben kahverengi göz seviyordum, sadece Emir'in kahverengi gözleri.. Birgün sevdiğim adamı da dalışa getirecektim onu bu eşsiz duygularla tanıştıracaktım. Her ne kadar şuan aşırı ilgisiz görünsede eminim bir defa tanıştığında, bir daha asla vazgeçemeyecekti. Bugün çok güzel geçmişti. Dalışlar sorunsuz ve çok verimliydi. Gruplar sorunsuz ve yüksek enerjili. Bir de Ahmet abi yeni bir eğitimin konusunu açmıştı sabah, performansımdan çok memnun oldukları için bana referans olacakları herkesin kolayca katılmadığı özel bir sınav. Daha ben yeni aldığım 3.yıldızımı kutluyorken bu konunun açılması çizdiğim yoldan bir defa daha gurur duymama sebep oldu. Dalışlar bitip de Limana doğru açıldığımızda biz ortalığı toparladık ufaktan. Misafirlere rahatsızlık vermeyecek şekilde. Limanda yan teknenin personeli teknenin halatlarını karşıladı. Sabitledikten sonra tüm yolcularla tek tek vedaştıp yarın görüşmek üzere dedik. Sonlara doğru bir kelime Türkçe bilmeyen Türk ailenin oğlu birşey soracak gibi yönümü aksi yöne çevirip avucumun içine birşey çiziyormuş gibi yaptı, sonunda da kafasını bir defa sallayarak ve kaşlarını hafifçe kaldırarak anladın mı der gibi bir işaret. Her ne kadar su altı dili evrensel olsada işler yukarıda biraz farklıydı ve ne yapmaya çalıştığı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Çok da üstünde durmadım. Biraz Türkçe öğrenseymiş napalım. Önemli birşey olsa tercüman iletirdi heralde, muhtemelen bugün yardımlarım için teşekkür etti. Müşteriler ayrılınca hızla ortalığı toparladık. Ahmet abi bize şöyle göz ucuyla bakıp çoktan çıkmıştı. Arkasından kaptan ve Timur abi de selam verip çıktılar. Biz yine ayak takımı işlere devam. Tüpleri ayırdık boş, dolu, yarım şeklinde hızlıca Sedayla Derya abi tüplere girişti, bizde Yasin abiyle takımlara giriştik yıkadık kaldırdık. Yemekler tam zamanında geldi. Bu akşam dışarı çıkacaktık hafif atıştırıp barlar sokağına inecektik. Tabi ki herkes kendi sınırını bilsede biz kendi aramızda her ne içersek 2nin üstüne çıkmama sözü vermiştik. Dayanıklılığım çoğu zaman iddaalara girecek seviyede iyi olsada, hem risk alıp dalış hayatımızı çöpe atmak istemiyorduk, hemde elimize geçeni çar çur etmeyip yine dalış kariyerimize gömmek istiyorduk. Yemeğe başlarken telefonu elime aldım ön tarafa geçip bir yandan telefonla konuşacaktım. Emirle bu sabah aldığım güzel haberi kutlayacaktım. Tabi ki telefonu kilidini açtığımda beynimden vurulmuşa döndüm. Ne kadar süre bilmiyorum olduğum yerde saplanıp kalmıştım. Öyle bir vurgun yemiştim ki beynim bile felç olmuştu ama durumun dalışla bir ilgisi yoktu. Bir süredir nefes almadığımı farkedip derin bir nefes aldım, sanki göğüs kafesim bir mengene de sıkılıyor gibiydi. Ekranda bir mesaj vardı; "Yürümüyor, burda bitsin." Bir türlü anlam veremiyordum. Yanlışlık olmalı desem, yanlış yazılacak birşey değil, başkasına gönderilecek bir mesaj değildi. Peki öyleyse neyin nesiydi bu. Hiç bir sorun olmadığını zannediyordum, herşey yolundaydı. Kulaklarımı bir uğuldama aldı, başım dönüyor, midem bulanıyordu. Bir an sonra teknenin burnundan denize düşmek üzereydim, dengemi kaybettiğimi tesadüfen yan tekneden birileri farkedip anlık bizim tekneye geçmiş beni tutmuşlardı son anda. Bizimkilere seslendiler. Panikle beni sorgulamaya başladıklarında; "Sorun yok biran tansiyonum düştü sanırım." dedim. Okuduğum şeyi beynim bir türlü kabullenmiyordu, bir hata olmalıydı. Kimseye birşey söylememe gerek yoktu, yanlış anlama çözülecekti. Sessizleştim haliyle, arıyordum mesaj atıyordum, hiçbir şekilde ulaşamıyordum. Kimseye bişey belli etmekte kararlıydım. Yemek yedik dolaşmaya çıktım. Her ne kadar ekip "erteleyelim" desede, önceden sözleştiğimiz mekana gittik, orda okuldan başka arkadaşlarda olacaktı. 10-15 güne bir toplanır önce bir heraketli bir mekana gidip biraz eğlenir sonrada daha sakin bir yere geçip hem dinlenir hem kritik yapardık. Deneyimlerimizi gördüklerimizi birbirimizle paylaşır aldığımız verimi artırmaya çalışırdık bir şekilde. Bu akşamı baltalayamazdım, her zaman herkese uyan birgün ayarlamak mümkün olmayabiliyordu. Keşke enazından ben gelmemiş olsaydım dedirttim muhtemelen günün sonunda herkese, kimse anlam veremiyordum önce sessiz sessiz birkaç shot yuvarladım. Sonra karıştırdıkça karıştırdım. Tabi gecenin sonunda benim sağduyulu halimden hiçbirşey kalmadığı gibi, kıçı başı hepten dağıtmıştım. 2 defa koşarak mekanın lavabosuna zor yetiştim. Kusuyor dağılıyor kendime çeki düzen veriyordum, tamam toparlandım normalim deyip sonra dayanamayıp tekrar bişeyler içmeye başlıyordum. Zaten bir noktada herşey artık kanıma o kadar karışmıştı ki, sigara içsem bile kafam yeniden güzelleşiyordu. Günün sonunda 2 defa mekanda birkaç defa da teknede kusmuş, dönüş yolunda turistlerin şaşkın bakışları arasında kıyafetlerimle denize girip o halde tekneye dönmüş, İskele de kimi gördümse sataşmış finalde de tekneden kusmaya çalışırken yine bir düşme tehlikesi geçirmiştim. O kadar savruk bir haldeydim ki, çare bulamayıp beni üstümle başımla soğuk suya tutup birkaç fincan acı kahve içirdikten sonra üst kattaki açık alana sermişlerdi resmen. Sonra da bu halde farketmem kalkar düşerim diye sabaha kadar nöbetleşe başımı beklemişlerdi. Ben sızmıştım tabi. İçimde ki pisliği atamadan uyuyup kaldığımı için sabah pert halde uyandım. Daha doğrusu uyandıramayıp bir kova suyla ıslatmak zorunda kalmışlardı. Kimse gelmeden ortadan kaldırılması gereken bir atık gibi hissediyordum kendimi. Apar topar duşa indim ama duşta çözüm olmayacaktı belli ki. Seda beni aşağıdaki içine yatakların bir zaman nasıl sığdırıldığımı merak ettiğim 2 m2'lik odalardan birine kilitlemekte bulmuştu çareyi yanıma su ve poşet kova birşeyler vermişlerdi. Ahmet abiye de migren atağımın tuttuğunu gözümü kulağımı sarmadan bu ilk günü atlatamacağım yalanını uydurmuşlardı. İyi arkadaşlarım vardı ve iyi onlardı. Bir salaklık yapıp bütün dalış kariyerimi alt etmek üzereydim. Akşama kadar su içtim ve yattım. Herkes herşeyin farkındaydı, belki Ahmet abi bile.. Çok disiplinli çok kuralcı bir adamdı ama biran sonra çok babacan çok şefkatli olduğu da çok sık olmamakla karşılaştığımız bir durumdu. Bir ben farkında değildim asla kabul edemiyordum. Bitmişti. Peki ya şimdi ne olacaktı. Yine bir gün herşeyin bir rüya olması fikri üzerine düşünüyordum. Fakat bu defa biran önce uyanmak istiyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE