Kağan sabah sabah gizemli bir ajan gibi salona süzüldü. Üstünde Mira’nın eski güneş gözlükleri, başında siyah bir bandana, elinde ise... oyuncak su tabancası vardı.
“Operasyon ‘Mavi Tokat’ başlıyor,” diye fısıldadı kendi kendine. “Bu sadece bir intikam değil… bu bir mesaj.”
Mutfağın kapısından eğilip Mira’yı kesmeye başladı. Mira, spor sütyeniyle protein shake karıştırıyor, her kası bir bela anıtı gibi parlıyordu. Kağan içinden “korkmuyorum lan ben senden” dedi ama diz kapağı titredi. Bu yüzden eline geçirdiği yoğurt kutusunu bombaymış gibi pantolonuna sıkıştırdı.
Planı basitti:
1. Mira’nın protein tozuna acı biber koy.
2. Olayı gizli kamerayla kaydet.
3. YouTube’da “EV ARKADAŞIMI DELİRTTİM (sonum kötü oldu)” adıyla yayınla.
4. Ünlü ol.
Ama plan başladığı gibi bitmedi.
Tam Mira'nın shaker'ına yaklaşmıştı ki Mira arkasından beliriverdi.
“Ne yapıyorsun lan yoğurtla?!”
Kağan refleksle dönüp "BEN ŞEY… YOĞURTLU BARIŞ TEKLİFİ!" diye bağırdı ve kutuyu Mira’nın üstüne sıktı.
Yoğurt Mira'nın suratına, saçına, göğsüne fışkırdı.
Bir saniyelik sessizlik.
Sonra Kağan’ın ağzından şu kelime çıktı:
“Daha iyi hayal etmiştim...”
Mira burnundan nefes verdi. Sakin, çok sakin yürüyüp Kağan’ın boğazını tuttu, tek elle duvara yapıştırdı.
“Kağan. Sana üç saniye veriyorum. Kaç.”
Kağan “Yani teknik olarak 3 saniyede insan bir odayı terk edemez ama…”
“Bir!”
“Tamam kaçtım AMK!”
Ev yankılandı:
“BEN SİLAHLA OYNAMADIM, YOĞURTLA OYNADIM!”
“YOĞURTLA OYNAMAMAK GEREKİR Mİ DEMEMİŞTİK?!”
Kapı çarpıldı. Mira elini sildi, mutfağa döndü.
O sırada Dara salona girdi, olanlara şöyle bir baktı.
“Benim dans kulübü daha az kaotik yeminle,” dedi.
---
Riven için sistem bir kez daha devreye girmişti. Gözünde kısa bir kararma… sonra ekran.
[YENİ DÜŞMAN ATANDI]
Kod: 73-KX — Lokasyon: Kuzey Karantina Bölgesi
Dara yoktu. Bu, Riven’ın ilk kez başka bir hedefe atanışıydı. Sessizlikten sonra gelen gürültü gibiydi.
Odada yalnızdı. Duvarın kenarındaki masaya yaslanmış, hareketsizdi. Sistem damarlarının altına kadar sızmıştı, ama tuhaf bir his vardı. Dara yoksa, bu düşman sadece işti. Öyle olması gerekirdi.
Ama öyle değildi.
Yeni düşman sıradan biri değildi. Bu kişi hakkında dosya açıktı:
Adı: Serel.
Özellikler: Eski sokak savaşçısı. Sistem tarafından göz ardı edilmiş bir anomali. Güçlü, hızlı ve kışkırtıcı.
Altında da bir not:
“Dikkat: Hedef aşırı provoke edici olabilir. Duygusal stabilite testi başarısız.”
Riven kaşlarını çattı. Dosyayı kapattı.
"Ne bok yolladınız yine bana…" diye homurdandı.
---
Kuzey Karantina Bölgesi… Harabelerin ortasında bir spor salonu. Ağır torbalar, duvara gömülmüş barlar ve içeride yankılanan bir müzik vardı. Metal. Sert. Nefes kesici.
Serel, yere uzanmış şekilde plank yapıyordu. O anda, kapıdan içeri Riven girdi.
Sessizlik. Sadece müzik çalıyordu. Serel başını kaldırmadan, alaycı bir gülümsemeyle sordu:
“Bu sefer ne? Sistemin sadık köpeği olarak mı geldin, yoksa sadece canın kavga mı istiyor?”
Riven’ın dudakları kıpırdamadı. Gözlerini Serel’in vücuduna kaydırdı. Terliydi, kasları belirgindi ve her hareketinde bir meydan okuma gizliydi.
“İkisi de,” dedi sadece.
Serel ayağa kalktı.
“Güzel. O zaman gel bakalım. Hem savaşalım… hem senin sadakatini test edelim.”
---
İlk yumruk Serel’den geldi. Riven hızla eğildi, karşılık verdi. Vuruşlar ağırdı ama aralarında bir şey vardı:
Flört mü? Dövüş mü? Gerilim mi?
Serel, her adımda Riven’a biraz daha yaklaşıyor, ama geri çekilmiyordu.
Duvarda biri sıyrılıyor, diğeri atlıyor. Her çarpışmada bir nefes daha yakınlaşıyorlardı. Sonra, Serel, Riven’ı duvara yasladı.
“Seni merak ettim… düşman olduğum için mi buradasın, yoksa ben olduğum için mi?”
Riven gözlerini kıstı.
“İkisi de…”
Ve sonra dudaklar arasında neredeyse bir çarpışma yaşanacaktı ki…
BİİİİİİP—
Sistemden uyarı geldi. Riven’ın göz bebekleri tekrar parladı.
[YENİ BİRİM YAKLAŞIYOR – DESTEK GÖNDERİLDİ]
Serel güldü.
“Sanırım yalnız değilsin.”
Riven dişlerini sıktı.
“Hiçbir zaman olmadım zaten.”
---
Evde İçki Gecesi
Dara, sonunda kulüpten yorgun argın dönmüştü. Topuklu ayakkabılarını kapının önünde fırlatıp attı, saçlarını rastgele toplarken içerden gelen kahkaha sesleri kulaklarını tırmaladı. “Yine ne boklar dönüyor acaba?” diye homurdandı.
Mira, mutfağın ortasında elinde shot bardağıyla dans ediyordu. Kağan ise yerde oturmuş, yanaklarına turşu sıkıştırarak kendince “seksî ördek” taklidi yapıyordu.
“Çıldırmışsınız lan,” dedi Dara, gözlerini devirdi. “Ne içtiniz siz böyle?”
“Hayatın bok gibi olması şerefine votka shot,” dedi Mira, elindeki bardağı Dara’ya uzatarak. “Ayrıca Kağan içkime burun soktuğu için şerefime kavga edeceğim birazdan.”
Kağan hemen ellerini kaldırdı. “Yeminle yanlışlıkla oldu ya, burnumu nereye soktuğumun farkında değilim bazen.”
Dara güldü. “O burnu başka yere soksan da şaşırmam zaten.”
Kağan, sırıtarak Mira’ya baktı. “Bence Mira beni dövmek için bahane arıyor, çünkü gizliden bana hayran.”
Mira hiç düşünmeden Kağan’ın alnına tokat gibi bir şaplak indirdi. “Hayran kalacağım tek şey, senin beyninin yokluğu olabilir Kağan.”
“Of evet, hak ettim,” dedi Kağan başını geriye yaslayarak. “Ama önce şu içkimi içeyim, sonra ağzımı burnumu kırabilirsin.”
Dara kanepeye uzanıp başını yastığa gömdü. “Lütfen bu gece kimse sistemden atanmasın, kafam kaldırmaz.”
Mira, bir şişe daha açarken gülümsedi. “Boşver, bu gece tek tehdit alkol zehirlenmesi.”
Kağan ise bardakları doldururken kendi kendine mırıldandı: “Ve belki Mira’nın tekmesi... ama o da bir çeşit aşk bence.”
---
“Bu Gecenin Adı: Kafalar Güzel, Beyinler Yorgun”
Kağan bir shot daha dikti, sonra Mira’ya döndü, gözlerini kısarak:
“Bak şimdi çok ciddi bir şey soracağım…”
Mira burnunu çeker gibi yaptı. “Şimdiden tırsıyorum ama sor.”
Kağan koltuğun üstünde diz çöküp dramatik bir sesle sordu:
“Eğer bir gün seni kurtarmam gerekirse, ama kıyafetim yoksa… çıplak çıksam kurtarmaya gelir miyim?”
Dara öhöleyip boğazını temizledi. Mira’nın yüzü dümdüz oldu. Sonra tokadı kaldırdı, ama son anda vazgeçip elindeki shot bardağını Kağan’ın göğsüne bastırdı. “İşte bu yüzden IQ’nuzun karantinaya alınması gerekiyor!”
Kağan “O acıdı,” diye inledi ama bardaktaki son damlayı da içmeyi ihmal etmedi.
Dara kıkırdayarak ayağa kalktı. “Tamam, tamam. Oyun oynuyoruz.”
Kağan şüpheyle sordu: “Ne oyunu?”
“Gerçek mi cesaret mi?” dedi Dara, gözlerini devirdi. “Ama bizim versiyon.”
Mira koltuğa çöküp kollarını kavuşturdu. “Bizim versiyon derken?”
“Gerçek sorarsan utanacağın bir şey itiraf edeceksin,” dedi Dara. “Cesaret dersen… hmmm…” Gözleri Kağan’a döndü. “Mesela banyoda pembe jiletle bacağını alacaksın.”
Kağan bir an durdu, sonra ciddiyetle sordu:
“Pembe jilet kaç bıçaklı?”
“Üçlü,” dedi Dara.
“Tamam,” dedi Kağan, “ama Mira’nın deodorantını da kullanırım!”
Mira şokla irkildi. “LAN HAYIR!”
Bir anda kaos başladı. Mira Kağan’ın üstüne atladı. Dara kahkahalarla yere kapandı. Banyodan biri çıkacak diye korkarken Kağan kendini koltuğun arkasına attı:
“Ben sadece yumuşacık bacaklar istiyorum, neden herkes beni yargılıyor?!”
Dara gözyaşları içinde gülüyordu. “Of… sistem bu gece gelse bile alın bizi barış güvercini ilan etsin.”
Kağan kafasını koltuğun arkasından çıkarıp Mira’ya göz kırptı. “Senin için her şeyi yaparım… hatta kıllarımdan bile vazgeçerim.”
Mira burnunu kıvırdı. “Ağda günü ilan edeceğim, Kağan. Hazırlıklı ol.”
---
“Başvurular Açılmıştır: Yeni Düşman Aranıyor (Kriter: Kalça 90+, Kaos seviyesi yüksek)”
Saat sabaha karşı üç. İçki bitmiş, Kağan koltuğa ters yatmış, ağzından “düşmanlık ruhuma işlemiş…” gibi anlamsız cümleler dökülüyordu.
Mira ise ciddiyetle telefona bir form açmıştı.
“Tamam Kağan, sana düşman atatacağım,” dedi Mira, kaşlarını çatarak. “Ama seçici olacağız. Bu senin geleceğin. Seksüel geleceğin.”
Dara kahkahasını zor tuttu. “Baya form mu hazırladın?”
Mira başını salladı. “Elbette. Bakalım Kağan hangi kategoriye girecek.”
Form başlığı ekranda koca harflerle parlıyordu:
KİRALIK DÜŞMAN BAŞVURU FORMU – KAĞAN MODELİ
“1. Kalça mı, kaos mu?” dedi Mira. “Hangisi seni daha çok çeker?”
Kağan gözlerini kırpıştırdı. “Kalçalı kaos olur mu?”
Mira not aldı. “Hibrit… enteresan.”
“2. Düşman sabah kahvesini nasıl içmeli?”
Kağan düşünmeden atladı: “Beni dövmeden içmesin.”
Dara: “Bu adam şiddetle flört ediyor resmen.”
Mira üçüncü soruya geçti:
“3. Düşman seni yakaladığında ne yapmalı?”
Kağan ciddi bir yüzle düşündü. “Ters kelepçe... ama ışıltılı. Biraz da sim.”
Mira yazarken kahkaha attı. “Simli ters kelepçe. Alışveriş listeme ekliyorum.”
Kağan yere yatıp dua eder gibi mırıldandı:
“Allah’ım bana yıkık, psikolojik sorunlu ama kırmızı ruj süren bir düşman gönder…”
Dara yastığı kaptı, Kağan’ın suratına attı. “Senin günah defterini düşman değil, sistem bile kaldıramaz.”
Tam o sırada Mira’nın ekranına bir sistem bildirimi düştü. Hep birlikte eğildiler.
“Uyarı: Uygunsuz düşman başvuru süreci tespit edildi. Kaotik tercihler sistem uyumsuzluğu yaratabilir.”
Kağan ciddileşti. “Ben bu sistemi tanımıyorum artık. Yapay zekâ bile beni anlamıyor…”
Dara, Mira’ya döndü. “Sen yine de başvuruya ‘bedensel temas kaçınılmaz’ yaz. Belki geri dönüş yaparlar.”
---
“Yüzük, Tokat ve Latex”
Gecenin sonuna doğru ortam yavaşça sessizleşmişti. Kağan gözlerini kısıp Mira’ya baktı. İçki, yorgunluk ve dürtü birleşince kelimeler ağzından kontrolsüzce döküldü.
“Mira…” dedi, sesi ciddi. Fazla ciddi.
Mira başını çevirdi, hâlâ telefonla oynuyordu. “Ne var Kağan, yine mi kalçalı düşman fantezisi?”
Kağan ayağa kalktı, bir an dengesini kaybedip sehpayı devirdi. Ardından, pantolon cebinden minicik bir yüzük kutusu çıkardı.
“Mira… ben yıllardır senin düşmanınmışım gibi davrandım. Ama asıl savaş kalbimdeydi.”
Dara hıçkırarak güldü arkada, “AMAN TANRIM EVLİLİK TEKLİFİ Mİ GELİYOR?”
Kağan diz çöktü. “Bu yüzüğü sana almadım. Sadece bir kampanyadaydı ama sana veriyorum çünkü... çünkü sende kampanyalı kalbim var.”
Mira bir anlık şok yaşadı.
Tokat, fısıltı gibi ama net bir şapırtıyla patladı. Kağan’ın yanağı sağa kaydı.
“Şu surata yüzük teklif eden ilk salaksın,” dedi Mira. “Ve bu muhtemelen gurur duyacağın tek şey.”
Kağan yere düşmüş yüzüğü alıp ciddiyetle inceledi. “O zaman, bunu düşmanıma vereceğim. Belki simli kelepçeyle beraber…”
---