Dara’nın parmakları Riven’ın göğsüne kadar ilerledi. Bedenler neredeyse birbirine değmek üzereydi. Kağan arka planda bir şeyler geveliyordu ama ikisinin etrafında dünya durmuş gibiydi.
Riven’ın nefesi sıcaktı, gözleri hâlâ karanlık kodlarla parlıyordu.
“O zaman beni durdurma.”
Ama Dara... bir adım bile atmadı.
Tam aksine, gözleri donuktu. Soğuk. Ölçen, hesaplayan.
“Ben seni durdurmak istemiyorum Riven…”
Bir anlık duraksama.
“…kontrol etmek istiyorum.”
Riven’ın bakışları değişmedi. Ama içinde bir şeyin kırıldığını hissetti. Ne olduğunu çözemediği bir acıydı bu.
Dara, bir adım geri çekildi. Kaşlarında alayla karışık bir dinginlik vardı.
“Sistemin prototipisin. Bedenin kadar zihnin de dizayn ürünü.”
Başını hafifçe yana eğdi.
“Ve ben tasarımlarla oynamayı severim.”
Kağan mısırını elinden düşürdü.
“Ananı... ne oluyor lan? Bu... bu flört değil mi artık?”
Mira sadece ekranlara bakıyordu, “düşmanlık seviyesi değişiyor” yazısı yanıp sönmeye başladı. Sistemin bir tarafı Riven’ın duygusal verilerini anormal olarak kaydetmişti. Uyarı üstüne uyarı akıyordu ama hiçbir düşman atanmadı.
Çünkü Riven zaten hedefin içindeydi.
Ve Dara, hedefin tam ortasında duran tuzaktı.
Dara geri döndü, yatak odasına yürüdü ama arkasından gelen Riven’a dönüp sadece bir cümle bıraktı:
“Gücün varsa, zayıflığın da vardır. Seni hangisinden vuracağım, henüz karar vermedim.”
Kapıyı kapattı.
Sistem bir uyarı daha gönderdi.
DUYGU VERİSİ: KONTROL DIŞI
DÜŞMANLIK: PASİF
HATA: TANIMSIZ BAĞLANTI
---
Dara aynada kendine son bir kez baktı. Kırmızı rujunu dudağının kenarına parmak ucuyla dağıttı, sonra tekrar sabitledi. Derin bir nefes aldı. Riven hâlâ evdeydi. Artık düşman değildi… ama hâlâ yabancıydı. Hâlâ tehlikeliydi. Ve hâlâ fazla yakışıklıydı.
Koridora çıktığında Riven mutfakta kahvesini karıştırıyordu. Üstünde sadece gri bir tişört, altta da Dara’nın eski eşofman altı vardı. Adam her türlü hâliyle tehdit gibi görünüyordu.
“Bugün kulüpteyim,” dedi Dara, anahtarlarını alırken.
Riven göz ucuyla baktı. “Koruma ister misin?”
“Yok, sağ ol. Artık düşman değilsin, hatırlarsan.”
Riven kaşlarını kaldırdı. “O etiketi kaybettim diye tehlikesiz olduğum anlamına mı geliyor?”
Dara gözlerini devirdi. “Seninle tartışacak vaktim yok. Kağan’la Mira da orada olacak zaten.”
Tam o sırada Kağan banyodan saçları ıslak ve bornozuyla çıktı. Elindeki saç kurutma makinesi hâlâ çalışıyordu.
“Ne yani! Ben mi koruyacağım seni? Ben geçen gün yanlışlıkla mikrodalgaya metal kaşık koydum, hâlâ ışıklar yanıp sönüyor evde!”
Mira içeriden bağırdı: “O ses efektiydi gerizekâlı!”
Riven burnunun ucuyla güldü. “Bu ikisi seni nasıl koruyacak, merak ettim.”
Kağan hemen atladı. “Lan sen fazla gerçekçisin. Böyle adamları görmemiştim, efekt gibi konuşuyorsun. Şimdi birden ‘görev tamamlandı’ falan dersen ben altıma sıçarım!”
Dara kahkahasını tutamadı. Riven gözlerini devirdi ama dudaklarının kenarı istemsizce kıvrıldı.
“Yeter be!” dedi Kağan. “Biriniz eski düşman, diğeriniz eski direk dansçısı... pardon hâlâ dansçısın ama... neyse! Gidiyoruz mu kulübe, ne yapıyoruz?”
Mira sonunda çıktı. Saçları kıvırcık, üstünde neon yeşili bir crop. “Ben hazırım. Kağan elini kaşından çeksin yeter.”
Riven bir şey demedi ama gözleri Dara’nın sırtında takılı kaldı. O yürürken… hayır, Riven için hâlâ tanımlanamazdı. Hâlâ çözülmesi gereken bir veri kümesi gibiydi.
Dara kapıyı çekerken döndü: “Evde kal. Ortalığı havaya falan uçurma.”
Riven sadece bir kaşını kaldırdı. “Sana güvenli bir akşam dilerim.”
Kağan mırıldandı: “Güvenli bir akşam... evde düşman gibi adam bırakıp mı?”
Dara güldü. Kapı kapandı.
Ama dışarıda gecenin kaosu, kulübün ışıkları ve bastırılmaya çalışılan arzular onları bekliyordu.
---
Kulüp gecenin en canlı saatindeydi. Müzik duvarları dövüyor, ışıklar dans eden vücutların üstünde titreyip kayboluyordu. Dara kulisin aynasında makyajına son rötuşu yaparken, Mira onu baştan aşağı süzdü.
“Yine ortalığı yakacaksın,” dedi Mira. “Bu sefer sahneden biri inmeden biri çıkmayacak bence.”
Dara dudaklarını büzüp rujunu tazeledi. “Bu sadece bir dans, Mira.”
Kağan araya girdi. “Lan biriniz de sahneye çıkmadan önce şöyle normal şeyler söyleyin. ‘Bu sadece bir dans’ diyor, geçen sefer sahneden indikten sonra üç kişi telefonunu vermeye çalıştı, biri de ağladı. Ağladı lan!”
Mira kahkahayı bastı. Dara iç geçirdi ama dudaklarının kenarı kıvrılmıştı.
“Sen sahneye çık da, şu arka masadaki peruk takmış DJ bozuntusunu gör. Gözünü senden ayırmıyor,” dedi Kağan, elindeki içkiyle kalabalığı işaret ederek.
“Yine mi tip analizi yapıyorsun?” diye sordu Dara.
“Yapmazsam öleceğim. Meslek hastalığı gibi. Sana gelenleri filtreliyorum, koruma gibi düşün.”
Dara başını iki yana sallayıp perdeyi araladı. Sahne ışıkları gözlerini kamaştırdı ama o buna alışıktı. Müzik başladığında kulüp bir anda sessizleşmiş gibi oldu. Işıklar kırmızıya döndü.
Dara sahneye adımını attığında kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Yavaşça direğe yürüdü. Her hareketi dikkatle çizilmişti. Her dönüşü, her bakışı... planlıydı. Ama içinden bir yer, plansız bir şeyi düşünüyordu: Riven.
O şu an evdeydi. Sessiz. Soğuk. Belki de izliyordu. Belki de düşünüyordu. Belki de... analiz ediyordu.
Mira ve Kağan sahnenin yan tarafında oturmuşlardı. Mira, Dara’nın figürlerini hayranlıkla izlerken, Kağan yan masadaki adamı dürttü. “Bak ama çok bakma, gözlerin donar. Geçen hafta biri dondu, hâlâ göz kırpamıyor.”
Adam bozulmuş bir şekilde uzaklaştı. Mira Kağan’a şarap fırlatacak gibi baktı.
Dara dansına devam ederken kalabalık iyice sessizleşmişti. Göğüs kafesinin ritmini, kalçasının kıvrımını, her dönüşündeki elektriği hissedebiliyordun. Ama o an... onun aklı Riven’ın sert bakışlarında asılıydı.
Dansın sonunda Dara direğin etrafında bir kez daha döndü ve kalabalığa başını eğdi.
Alkışlar patladı.
Ama tam o an...
BİİİP!
Sistemin gürültülü sesi kulübün hoparlörlerine sızdı. Ekranlar parladı. İnsanlar şaşkınlıkla etrafa bakarken ses yankılandı:
UYARI: SİSTEMDE HATA. DÜŞMANLAR YENİDEN YÜKLENİYOR.
Mira ayağa fırladı. Kağan’ın ağzındaki içki boğazına kaçtı.
“Yine mi lan?! Daha geçen gün düşmanlıktan emekli olmuştuk!?”
Dara sahneden öylece kalakalmıştı. Gözleri ışıklardan kısılmıştı ama kalbi... hızlı atıyordu.
Riven nerede?
---
Kulüpteki kargaşa kısa sürdü. Ekranlar söndü ama herkesin kafasında aynı soru yankılanıyordu: “Düşman kim?”
Mira sahne arkasına fırlamıştı. Dara hâlâ sahnede nefes nefese duruyordu. Kağan ise iki elini beline koymuş, monitöre bakıyordu. “Oğlum sistem her salı sıçıyor ya. Yazılımı kim yaptıysa, bi düşman da ona atansın.”
Tam o anda, duvarda büyük bir ekran tekrar açıldı.
DÜŞMAN ATANDI: KAĞAN
Mira’nın suratı bir anda dondu. Dara, direği bırakıp sahneden indi. Kağan ise ekrana bakakaldı.
“Ne?!” diye bağırdı Kağan. “Ne demek ben düşmanım?! Ben size iki gündür omlet yapıyorum lan!”
Mira gözlerini kısıp bir adım geri çekildi. “Kağan… sistem ciddi olabilir. Sana otomatik atama yapıldıysa... bir tehdit olarak sınıflandırılmışsın.”
Kağan ellerini havaya kaldırdı. “Benim en büyük tehdidim yanlışlıkla mikrodalgada çatal unutmak! Neyin kafası bu?!”
Kulüp çalışanları kaçışmaya başlamıştı. Dara ise Kağan’a yaklaştı. “Dur. Bu sistem hatası olabilir. Daha önce Riven’a da oldu, şimdi sıra sende. Sakin ol.”
Kağan telaşla cebinden cep cihazını çıkardı. “Bekle bekle! Sisteme giriş yaparım, belki yanlış atanmıştır.”
Cihazdan bip sesleri gelirken, Mira kaşlarını çattı. “Sisteme hacker erişimin yok ki, ne yapacaksın, Google’a mı yazacaksın?”
Kağan sinirle bağırdı. “Bilmiyorum belki ‘neden düşman oldum test’ falan çıkar!”
Tam o anda arka kapı pat diye açıldı.
Riven.
Soğuk bakışlı, tam sistem modunda. Gözleri kırmızıya çalıyordu. Mekâna bir sessizlik çöktü. Kulüp ışıkları bile titredi sanki.
Kağan hemen arkasına saklandı. “Bak Riven kardeşim... kardeşim dedim bak... ben yanlışlıkla düğmeye bastım galiba. Sistem bir glitch yedi, ben hâlâ seninle FIFA oynamak istiyorum!”
Riven’ın gözleri Dara’yla kesişti. “Bu bir hata. Ama sistemin içinde bile mizah barındıran bir düşman görmek... yeni.”
Kağan başını uzattı. “Komik düşman kontenjanından mı alındım acaba? Bak hala seviye 1’im, lütfen kafamı koparma.”
Mira gülmemek için dudaklarını ısırdı. Dara bir yandan eğleniyor, bir yandan da sistemin ciddiyetini görüyordu.
Riven sonunda Kağan’a yaklaştı. Göz göze geldiklerinde bir anlık bir gerilim oldu.
“Seninle savaşmamı ister misin?” dedi Riven, buz gibi bir sesle.
Kağan ellerini kaldırdı. “Benimle satranç bile oynamanı istemem.”
Bir sessizlik. Sonra...
Riven hafifçe gülümsedi. “İyi. Çünkü seni yok etmek bana değil... sistemin yeni favorisine atanmış.”
Kağan kaşlarını kaldırdı. “Ne favorisi lan?! Ben mi trend oldum?!”
---
Kağan hâlâ sahnenin yanında, ellerini havada tutuyordu. “Bakın arkadaşlar... ben zararsızım. En son kime zarar verdim biliyor musunuz? Kendime! Parmaklarımı tost makinesine sıkıştırdım geçen hafta!”
Mira kollarını kavuşturdu. “Sistem seni düşman ilan ettiyse vardır bi bildiği. Belki yıllardır içindeki pisliği sezdi!”
Kağan gözlerini devirerek döndü. “Allah aşkına Mira, içimdeki tek pislik... ayaklarımda. Spor salonuna gidip geliyorum diye çoraplar artık benden korkuyor.”
Riven kenarda gözlerini kısarak izliyordu. Dara da ciddi kalmaya çalışıyordu ama ağzının kenarındaki tebessüm kaçamıyordu.
Mira adım adım yaklaştı. “Bak bana saldırırsan... seni yok ederim, Kağan.”
Kağan burnunu çekti. “Bana saldıracak enerjim yok. Bu sabah iki muz bir kahveyle geldim buraya.”
Mira birden cebinden bir saç tokası çıkardı. “Son sözünü söyle Kağan. Sistem emri net: Tehdit ortadan kaldırılmalı.”
Kağan eğildi, ciddiyetle yere çömeldi. Ellerini başına koydu. “Dara’ya selam söyleyin. Riven’a da... bence o kadar da tehlikeli biri değilmiş.”
Mira kahkaha attı. “Sistem seni ciddiye alıyorsa, kesin virüs girdi!”
Tam o anda kulüp hoparlörlerinden bir ses yankılandı:
“Düşman tehditi, seviyesi: Minimum. Gerekli müdahale: İhmal edilebilir.”
Kağan başını kaldırdı. “Gördünüz mü?! Sistem bile diyor ki ‘salağın teki bu, boş verin’.”
Riven burnundan hafifçe güldü. “Hayatta kalmayı başardın. Komiklikle.”
Dara ellerini iki yana açtı. “Tamam. Hepimiz rahatladık. Şimdi biri gidip şu kulübün ışıklarını düzeltsin, Kağan sahnede epilepsi geçirecek.”
Kağan göz kırptı. “Belki de sistem beni stand-up düşmanı olarak atamıştır. Silahla değil, espriyle öldürürüm.”
Mira ise hala sinirli gibi görünüyordu ama dudak kenarında bir kıpırdanma vardı. “Kağan, eğer bir daha sistem seni düşman ilan ederse... bu sefer saç tokası değil, tava kullanırım.”
Kağan gülümsedi. “O tava... döküm mü?”
Dara iki elini şaklattı. “Okey çocuklar, yeterince saçmaladık. Şimdi eve dönüyoruz. Bu gece çok fazla ‘tehdit’ gördük.”