Ormana Dönüş

2079 Kelimeler
Kalbinin için de ki boşluk hissinde şuan ne gibi anılar biriktiriyor idi Ayka. Korku , öfke , nefret , hiçbiri... Uzay da yada yok olmuşluk da dolanıyor gibiydi. Kalbi atan ama boşuna yaşıyor olan bir ölüydü sadece. Güneş , hava , su , toprak bu dört elementin dünya üzerinde yarattığı muhteşemlik bile gözünde bir değeri olmayan masus detaylardı. Yemek yemiyor , hareket edemiyordu. Günler , aylar yada yıllar geçmişti o sığınakta saymamıştı. Saçları ve sakaları uzamış tırnakları ile vücudunda açtığı yaralar iyileşmişti. Oldukça zayıflamış , kemikleri sayılayacak duruma gelmişti. Gözleri ise eski rengini kaybetmiş ruh gibi bembeyaz ve boş bakıyordu. Toprak zemin rutubet kokusundan nemlenmişti. Bir anda tüm sevdiklerini kaybetmek insana bu denli acı veriyor olsa gerekti. Acı çekmek, bir şeyin sende bıraktığı derin izin dışa vurumudur. Acı, yöneldiği şeyi derinlemesine algılayarak ona verdiği tepkide dile gelen şeydir. Meseleyi doğru veya yanlış kavrayarak ona tam olarak hâkim olduğumuzda aklımızda, yüreğimizde ve ruhumuzda kalan iz, duygusal bir tepki olarak dışa vurduğu zaman kişinin hissettiği duygusal olguya verdiğimiz ad acıdır. “Acı çekmek ruhun fiyakasıdır” derdi Kral Heroks. Acı, bu bütünlüğü sağlama konusunda insana hatırlatıcı bir mesajdır. Aklın acı çekmesi...Başta babası , eşi ve sevmeye doyamadığı yeni doğmuş kızı... Bir kez olsun onunla oyun oynayamadığı, yemek yediremediği, en sevdiği bahçede çiçeklerden taç yapamadığı, kılıç derslerinde ona bilerek yenilemediği kızı. Onunla ilgili o kadar planları vardı ki Ayka'nın. Gerçek bir prenses gibi yetiştirecekti onu, öyle ki diğer ülkelerden gelen prensler sırf onu görebilmek için ömürlerinin yarısını ya da kellelerini vermek için sıraya gireceklerdi. Güzelliği kadar bilgisi de olacaktı. Hatta yeteri kadar büyüyüp yaşı geldiği zaman a*s'ların eğitimini ona devredecekti. Artık bunlar onun için sadece güzel birer fikir olarak kalmıştı. Hafızasının en derin köşesinde ki sandığın içine koymuştu bu düşüncelerini ve asla çıkarmayacaktı. Kucağında duran cesetleri yere özenle bıraktı. Sırtını duvara yaslayarak yere oturdu. Ağlamaktan şişmiş ve yaş kalmamış gözleri ile cesetlere bakmaya devam etti. Yapması gerekeni biliyordu ama bir türlü cesaret edip , öldüklerini kabul edip onları gömemiyor idi. Başını duvara yasladı ve gözlerini kapadı. Geçmişe dair bütün anılarını hatırlayıp yeniden yaşamaya çalışıyordu. Meyhaneyi , Kris'i , tombul kediyi hatta uyuya kaldığı çınar ağacını bile. Hayallerin içinde gezen Ayka , herkesin kıskanıp ve gece boyu konuştuğu gelinliğinin içinde Kris 'i gördü. " lütfen sevgilim beni ve kızımı huzura yolla artık. Bedenlerimizi Sessizlik Ormanında ki aşķ ağacının altına göm. Bu benim son arzumdur. " Dedi ve bembeyaz olan gelinlik birden kırmızı renk olan kan ile kaplı bir hale dönüştü. Gelinliğin içinde bu sefer Vexana duruyor ve " Sonsuza kadar bu lanetle yaşayacaksın yeni kral " dedi ve Ayka kendini daldığı rüyadan hemen attı. Nefes nefes kalmış ve çok korkmuştu. Hemen oturduğu yerden kalktı ve cesetleri özenle yerden kaldırıp kollarının arasına aldı. Aylarca yemek yememiş su bile içmemişti. Ölmesi gerekiyordu ama lanet yüzünden hayattaydı. Ağır adımlarla sığınağın kapısını açıp dışarıya çıktı. Havanın sıcaklığı , nemli kalmış tenini okşuyor , toz tanecikleri yüzüne teker teker konuyordu. Derin bir nefes aldı. Baş büyücüden nasibini almış Galie ülkesi cesetlerle dolu bir mezarlıktı artık. Kolları güçsüzleştiğinden ötürü karısı ve kızını taşımakta zorlanmaya başlamıştı Ayka. Bir araba bulması ve onları taşıması lazımdı ama onun için bir at bulması gerekiyordu. Hayatta kalan bir at yada eşek var mı diye yaralı bacakları ile sokakları yürümeye başladı. Girdiği her evde sonuna geldiği her sokakta daha büyük hüsrana uğruyor idi. Ümidini kesip geriye doğru döner iken sol tarafında kalan bir ara sokaktan ses duydu. Sesin hayvan yada bir insandan geldiğini anlayamadı. Sese doğru yürümeye başladığında karşısına mor renkte , çatısının çoğu kiremit'i uçmuş , bahçede ki çiçekleri bakımsızlıktan solmuş bir ev gördü. Giriş de duran kapıyı ileriye doğru açtı. Kapı o kadar eskiydi ki ileriye doğru açılırken paslanmış vidaları yüksek sesle ötüyordu. Bu evde oldukça mutlu ve eğlenceli bir aile yaşamış olmalıydı çünkü bahçenin arka tarafına doğru uzanan yolda üstün zeka ile yapılmış oyuncaklar ve bir den fazla eğitim ekipmanı bulunuyordu. Taş yoldan yürür iken ayağına bir cisim takıldı. Uzun sakallarından dolayı yeri iyice göremiyor idi. Kafasını aşağıya doğru eğdiğinde ise pamuktan tüylerinin çoğu çamura bulaşmış tavşan şeklinde bir oyuncak gördü.Belli ki burada yaşayan insanların çok fazla çocuğu varmış çünkü oyuncak tavşanın biraz ilerisinde başka hayvanların şekillerde olan örme oyuncaklar vardı. Oyuncağı eline aldı ve uzunca baktı. Bebeğinin eğer yaşasaydı böyle oyuncaklar ile oynayıp büyüyeceği düşüncesi onu bir tahta kurusu gibi içten içe kemirmişti. Tavşandan oyuncağa sımsıkı şekilde sarıldı. Ara yolun sonuna geldiğinde arka bahçenin tamamını görebiliyordu. Boş olan hayvan kümesini , bir köpeğe ait olan kulübe ve tasmayı , at ve ineklerin su içebilmesi için özellikle yapılmış olan yer tam da hayallerinde kurduğu taşra evi gibi idi bu ev. Ahırın kapısının kolu kırıktı ve içeriden tepinme sesleri geliyordu. Tahtadan olan kapıya elini koyarak onu ittirdi. İçeride hayvan dışkılarının birikmesi nedeniyle keskin bir koku oluşmuştu ve her yer ince sinek doluydu. Büyükçe duran pencerenin yanında çoğu yenmiş bir saman yığını ve bir sürü yere devrilmiş su kabı vardı. Yerde yatan kahverengi ve alnının ortasında daire şeklinde bir beyazlık olan at , Ayka' yı görür görmez ayağa kalktı. Hayvancağız bunca zaman burada hayatta kalmayı başarabilmiş , Ayka'yı görünce de sevinçten adamın yanaklarını yalamaya başlamıştı. " Sakın beni sevme seni lanet olası uzak dur benden " dedi genç adam geri çekilerek. Onu kimse sevmemeli idi yoksa hayatını kaybederdi. Bu yüzden hayvana oldukça kötü davranmıştı. Hayvanın bağlı olduğu ipi çözüp onu dışarıya çıkardı ama bu kötü konuşmalar faydasızdı. Hayvanın Ayka' ya yaptığı sevgi gösterilerin ardı arkası kesilmiyordu. Bu böyle olmayacaktı. Kralın başka bir yöntem denemesi lazımdı. Aklına bir fikir gelmişti yerde bulduğu uzun ve ince olan sopayı eline aldı ve atın kalça kısmına doğru vurarak ilerlemesini sağladı. Böylelikle atın canı yanacaktı ve ona karşı bir his besleyemeyecek idi. Ata her vurduğunda yüreğinden parçalar kopuyor gibi hissediyordu. Oysa sevgili eşi ile iş çıkışlarında hayvanları elleri ile beslerlerdi. Şimdi ise her şeye ve herkese kaba davranmak zorunda kalmıştı. Atı çok yormamak için üzerine binmeyip yola yaya olarak devam etmeye karar verdi. Oyuncak tavşanı ise elinden hala daha bırakmıyordu. Dar ve eski sokaklardan geçer iken Kris'in yıllar önce çalışmakta olduğu meyhanenin orada olduklarını fark etti. Bu onun için oldukça zordu. Anılar bir türlü peşini bırakmıyordu adeta bir sakız gibi yapışmıştı. Eşinin çalıştığı zaman bir gayretle silip tertemiz yaptığı masalar kırılmış üzerleri pislik içinde kalmıştı. Patronun sigara tablası tahta tezgahın üzerinde duruyordu. Bardaklar yerde parçalanmış ve camları etrafa dağılmıştı. Alkol şişelerinin bazıları devrilmiş ve akmıştı. Raflar arasında gözlerini gezdirirken eşinin ona önerdiği içeceği gördü. Uzanıp raftan aldı. Yıllar ona bir şey yapmamıştı. Sağlam bir bardak buldu ve şişeyi açıp içeçeği içine döktü. Alkolün kokusu burnunu bir hayli yakmış idi. Bardağı eline aldı ve büyükçe bir yudum aldı. Alkol boğazından aşağıya iner iken gözleri kapalı bir şekilde yine hayale daldı. " üstelik ücretiz , bu kurabiyeleri sana pişirmiştim " dedi gözlerinden akan yaşlar dudaklarını ıslatırken. Gözlerini açtığında Kris'in önlüğünü sandalyenin üzerinde gördü ve ipinden tutup aldı. Beyaz önlüğünün altında el ile işlenmiş A ve K harflerini gördü. Önlüğü dudaklarına doğru yaklaştırdı ve tam işlemenin olduğu yeri öptü. Önlüğü ve alkol şişesini de yanına alarak meyhaneden dışarıya çıktı. At ile birlikte çınar ağacının altından geçerler iken ağacın kalan son yaprağı Ayka'nın başına düştü. Kurumuş yaprağı eliyle alıp nazikçe cebine koydu . " Beni zamanında sakladığın için çok teşekkür ederim. " dedi ve yürümeye devam etti. Cesetlerin yanına vardığında hemen yan tarafta bulunan at arabasına atı bağladı. İpler biraz çürümeye dönmüştü ama iş görürlerdi. İlk başta eşini daha sonra da bebeğini son yolculuklarına uğurlamak için arabaya koydu. Daha sonra arabanın önüne bindi ve atın kalçasına vurarak arabanın ilerlemesini sağladı. " Sonsuza kadar " dedi dişlerini sıkar iken. Evliliklerinin böyle biteceği , onu bu kadar erken kaybedeceği kimin aklına gelirdi. At arabasını Sessizlik Ormanına doğru sürmeye başladı. Araba ilerler iken yolun kenarı asker zırhları , miğferleri , mızrakları ve kılıçları ile dolup taşmıştı. Araba her sallandığın da arkaya doğru bakıp cesetlere bir şey olmuş mu diye kontrol ediyordu. Ormana yaklaştıklarında yaptıkları duvarın çiçek açtığını gördü. Tıp ki düğünlerinde ki beyaz güllere benziyordu. " Keşke Kris de bu duvarın bu kadar güzelleştiğini görebilse ." Diye geçirdi içinden. At arabası ile duvarın kenarından dolanarak ormana girmeye başladı. Gözü Ola perilerini arıyordu ama hiç biri ortalıkta gözükmüyordu. Orman eski hali gibiydi belli ki lanet ormana bulaşmamıştı. Suyu leziz olan ırmağın içinden geçti ve tadı tıp ki portakala benzeyen orman meyvelerinden yedi. Az da olsa gücü yerine gelmişti. Dinlenmeyi çok istiyordu ama aklı hala daha ola perilerinde idi. Çimenleri ezerek geçen at arabası nihayet ağacın önüne vardı. " Ruhlar burada mısınız ? Eğer buradaysanız lütfen bana cevap verin. Karımı ve kızımı sizlere getirdim. Onların ruhlarını da yanınıza alın " diye bağırdı ağaca karşı. Bir cevap alamamıştı . Ruhlar , bunca zamandır cesetleri bir sığınakta sakladığı için ona kızdıklarını düşündü. Arabanın arkasında ki kazma ve küreği aldı. Tam ağacın dibine büyükçe bir çukur açmaya başladı. Kazmayı toprağa her vurduğunda bu zaman kadar eşine verdiği sözler için özür diliyor idi. Evlendikleri bu orman şimdi onun için bir mezarlık olmuştu. Arabanın arkasında duran cesetleri kazdığı büyükçe çukurun içine yerleştirdi ve bahçede bulduğu oyuncak tavşanı da tam kızının yanına koyup çukuru kapatmaya başladı. Oldukça yorulmuştu ama son görevini yerine getirmiş olması içini az da olsa ferahlatmıştı. Ormandan çiçekler toplamaya başladı ve mezarın etrafını çiçekler ile doldurmaya koyuldu. Tüm işlerini bitirdikten sonra atı bağladığı yerden çözdü. " şimdi özgürsün . Nereye gitmek istiyorsan git. " dedi ve kazdığı çukurun yanına uzandı. Garipti ki at olduğu yerde kaldı ve oda yere uzandı. " ölmeyi bu kadar çok mu istiyorsun? Seni aptal git hadi . " diye bağırdı hayvana Ayka. Sarı papatyanın polenlerin de duran bir Ola perisi " İnan bende seni öldürmek istiyorum ama sana hiç bir şeyin zarar veremeyeceğini iyi biliyorum. Senin yüzünden bütün arkadaşlarım öldü." Dedi sitemkar bir şekilde ve sözlerine devam etti " Onlara söylemiştim. O iki insana güvenmeyin demiştim. Sizi sevmenin bedelini canları ile ödediler. Şimdi bu ormanda yapayalnız kaldım. " dedi ve minik renkli kanatlarını açıp Ayka'nın yanına uçtu. Ufak elleriyle adamın suratına vurmaya başladı. Ayka'nın canı bir nebze olsun yanmıyordu ama perinin gururu incinmesin diye hareket etmiyordu. Yumruk atmaktan bitik düşen peri adamın üstüne yığılı verdi. " Hepsi senin suçun . Ben seni asla sevmeyeceğim sende sakın beni sevme. Ölmek istemiyorum. " dedi ve uyuya kaldı. Ruhların olduğu ağacın yapraklarına uzun uzun baktı ve " Bende bundan sonra asla kimseyi sevmeyeceğim." Dedi gözyaşları toprağı ıslatırken. Bir kaç saat geçmişti ki Ola perisi uyandı. Ayka'nın uzamış olan saçlarını ve sakallarını çekip " Uyansana , ne diye hala daha uyuyorsun. Hadi kalk . Ormandan gitmeyecek misin ?." Dedi ve bu sefer yanaklarına tekme atmaya başladı. Ayka gözlerini açıp " Uyuduğumu kim söyledi ? " dedi ve peri korkup çığlık attı. Adamın bir anda böyle bir tepki vereceğini beklemiyordu Ola perisi , ölü gibi yatıyordu çünkü. Ayka ayağa doğruldu ve " Gidecek başka yerim yok. Hem karımı ve kızımın mezarını baş büyücüden korumalıyım. " dedi mahsun bakışlar atarak. " O zaman git insana benze bu ne hal. Böyle bir varlığın ormanım da yaşamasını asla istemem " dedi ve ucu keskin olan taşlar bulup Ayka' ya doğru fırlattı. Düşen taşları eline alan adam uzamış saçlarını ve sakallarını kesti. Yıkanmak için ırmağa doğru ilerledi. Suyun yansımasından suratını iyice izledi. Sonsuza kadar bu yaşta kalacaktı yansımalara her baktığında kendini bu şekilde görecekti. Ilık olan suya girip hem vücut hem de ruhen temizlenmeye başladı. Su damlaları saçlarından sırtına doğru akarken ola perisi sinsice saklandığı yerden Ayka'ya taşlar atmaya başladı. " Burada kalmana izin vermem seni seviyor olduğumu göstermez ." Dedi ve uçarak kaçtı. Ayka bir yandan burada kalması için izin verdiğine seviniyor ve ondan nefret ettiği icin içi ferahlıyordu. Böyle nefret dolu kalır ise yaşayacaktı. İyice yıkandıktan sonra ırmaktan çıktı ve kıyafetlerinden sadece pantolonunu ve gömleğini üzerine giydi. Aklına ormanda yok olan geçit geldi ve geçit'e doğru ilerlemeye başladı. Ağaçların arasından geçip yola devam ederken ağacın ruhlarının el ele gezdiklerini gördü ve arkalarından seslenmeye başladı " Her ruhlar ! Ben geldim Ayka . Beni tanıdınız değil mi ? Yardımınıza her zamankinden daha çok ihtiyacım var . Lütfen durun ! " fakat ruhlar onu duymazdan geliyor yollarına devam ediyorlar idi. " Yalvarırım durun. Kris öldü , kızım öldü , dayanamıyorum. Lütfen yardım edin ." Diye tekrar seslendi ve ruhlar bu kez sertçe bakışlar atıp yanına yaklaştılar. " Bu olayı sen başlattın ve sen bitireceksin . Bizde dahil olmak üzere hiç kimse sana yardım etmeyecek. Yapman gereken tek şey beklemek. Kaderin ve karın sana yıllar sonra yeniden dönecek " dediler ve uçarak ortadan kayboldular. " Geri mi dönecek ? Ölen bir insan nasıl dirilir ben bilmiyorum. " dedi donmuş bir şekilde. Tekrardan ağacın yanına gitti . At arabasının arkasına bindi yapması gerekeni yapıp yılların geçmesini bekledi...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE