X

1416 Kelimeler
Zamanla birbirine dönük yüzlerindeki gülümseme solduğunda naif bir sessizlik peyda oldu ve genç adam Serra'ya bir iki adım yanaşmasıyla genç kız sırtını tırabzanda, Mete'yi ise çok yakınında buldu. Genç adam kadifemsi sesiyle, "Serra," dediğinde genç kız usulca yutkunmaya çalıştı ve cevap verebileceğinden emin olamadığı için irileşmiş gözleriyle Mete'nin ağzından çıkacaklara odaklandı. Genç adam kısık ama huzurla bakan gözleri ve hafifçe kıvrılmış dudaklarıyla, "İyi ki benimle geldin," dedi içten bir sesle. "Benimle gelmeni çok istemiştim." Genç kızın beyaz teni engel olamadığı bir pembelikle kızardığında dudakları da engel olamadığı bir kuvvet tarafından kıvrılıp duruyordu. Nihayetinde bulundukları yakın mesafeyi göz ardı etmeyi başararak ne kadar emin çıkarmaya çalışsa da çekingen çıkan sesiyle, "Ben de çok istediğim için geldim," diye cevap verdi. "Hayatında payımın olması beni mutlu biri eder." Son cümle var olduğu anda ikisinin de içinden bahsi geçen payın bu kadarla kesinlikle sınırlı kalmayacağının hissi geçiyordu. Mete genç kıza şefkatle gülümsedi ve "Yoruldun mu?" diye sordu. Genç kız gözlerini kaçırarak itiraz etmeye yeltenmişti ki "Bence yoruldun," dedi Mete. "Göz kapaklarının benim için düşmesine ya da teninde oluşacak herhangi bir çizgiye sebep olmama dayanamam." Genç kızın gülümsemesi çarpık bir hal aldığında artık yüzündeki pembeliğin koyuluğu kat atmıştı ve kafasını yere eğerek yüzünü gizlemeye çalıştığında Mete her ne kadar bu hallerine bayılsa da kızın daha fazla utanmasına engel olmak için ondan uzaklaşıp "Yemeğe gidelim mi?" diye sordu. Serra kafasını kaldırdığında, "Hiç fena fikir değil," dedi gülümseyerek ve terastan içeri doğru ilerlemeye başladıklarında genç adamın içinden Serra'nın elini deli gibi tutmak geçse de içindeki ateşin ne kadar hızlı alevlendiğini ona belli ederek kızı kendinden uzaklaştırmaktan korkuyordu. İçeri girdiklerinde biraz ileride telefonuyla oynayan güvenliğe, "Baktık abi, sağ ol," diye seslendi Mete ve merdivenlere yönelen kızın peşine takılırken, "Aklımıza yatarsa arayacağız," diye devam edip önüne döndü. Serra arabanın yanında muzip bir ifadeyle gülümserken Mete'nin yanına gitmesini ve kapısını açmasını bekledi. Mete kapıyı kendine çekip genç kıza yol açarken ona çarpıkça gülümsedi ve koltuğa yerleştiğinde kapısını kapatıp arabanın önünü dolaşarak kendi koltuğuna oturdu. İkisi de kemerlerini bağladıktan sonra yola koyuldular ve içlerinde şu ana kadarki olandan çok daha farklı bir huzur vardı. Sanki terasta geçen konuşma ikisi için de bir kesinlik mahiyetindeydi ve birbirlerine olan ilginin arkadaşlıktan farklı olduğundan emin olmuşlardı. Yüzlerindeki şapşal gülümseme yol boyu hiç sönmezken göğüs kafeslerinin içinde de geleceğe dair, sevinç dolu heyecanın can verdiği tomurcuklar açıyordu. Birbirlerine dair güzel şeyler olacağının yoğun sezgisi içerisinde, her ilişkinin en güzel dönemi olan ilk kaynaşma evresini yaşıyordular ve bu ikisinin de çocuk gibi hissetmesine sebep oluyordu. Mete bu defa -kendisi bilmediği için- Serra'dan şehrin en güzel restoranı için yolu tarif etmesini istedi ve yol biraz uzun sürse de yorgunluğun ve yavaş yavaş çöken karanlığın tesiriyle gevşeyerek son derece sakin, huzurlu bir yolculuk geçirdiler. Restoranın kapısına geldiklerinde Mete aşağı inip anahtarı valeye verdikten sonra arabanın diğer yanına geçiyordu ki bir başka görevlinin Serra'nın kapısını açtığını ve Serra'nın da teşekkür ederek kendine doğru geldiğini gördü. Mete tek kolunu Serra'ya uzatırken ileriye bakarak, "Bu hoşuma gitmedi," dedi gülümseyerek ve genç kız koluna çekingenlikle girip yürümeye başladıklarında, "Benim de," diye cevap verdi. Restorandan içeri girdiklerinde ve şık masalardan birine yerleşmeye yöneldiklerinde Mete bu defa genç kızın sandalyesini çekmeyi kimseye kaptırmadı. Serra mahcup ama aynı zamanda da utangaç bir memnuniyetle genç adama gülümseyerek sandalyesine yerleşti ve "Bu kadar ilgiyi hak ediyor muyum?" diye sordu. Mete cevap vermekte acele etmedi ve ilk önce masanın çevresini dolaşıp ardından ceketini yan sandalyenin sırtlığına astıktan sonra genç kızın karşısındaki sandalyeye yerleşti. Dirseklerini masaya yaslayıp ellerini çenesinin altında birbiriyle birleştirdikten sonra bilmiş bir gülümsemeyle tebessüm ederek, "Her kadın hak eder," dedikten sonra kısa süre sessiz kaldı ve devam etti. "Sen tabii ki hak edersin." Serra gülümsemesiyle beraber bakışlarını kaçırarak kızarmış yüzünü hafifçe yere eğdiğinde Mete gördüğü ve görmekten keyif aldığı manzarayı gülümsemekten kendini alamayarak izliyordu. Serra nihayetinde kafasını kaldırıp delici bakışlarla genç adama baktığında, "Her kadına böyle misin?" diye sordu şüpheci sesiyle. Genç adamın kaşları hafifçe çatılırken sorunun ne yönde sorulduğunu anlayamamıştı. Genç kız kendisi tarafından ona karşı bir ayrıcalık mı bekliyordu yoksa nezaketinin her kadına karşı olan mütemadi bir terbiye mi ya da yalnızca tavlama aşamasındaki kızlara karşı göz boyama mı olduğunu mu merak ediyordu? Mete seçenekleri gözden geçirdikten sonra arkasına yaslandı ve çok da düşünmeden cevapladı. "Her kadına böyleyim," dedi rahat bir tavırla. "Yaşı, aramızdaki ilişki, ne kadar tanıştığımız umrumda olmaksızın böyleyim ve bunun bir nezaket gereği olduğunu düşünüyorum. Fazla nezaketten kimseye zarar gelmez, değil mi?" Serra'nın dudakları kıvrıldığında genç adam rahatladığını hissetti. "Ben de bunu duymak istiyordum," dedi o da rahatlamış gibi. "Sadece banaysa bunun geçici ve belki de... göstermelik bir yanın olduğunu düşünecektim. Hayatında muhatabın olan bir genç kız olmadığında... böyle olmadığını bilmek üzücü olurdu." Mete'nin gülümsemesi sürerken, "Açıkçası hayatımda hiç kız tavlamaya çalışmadım ve haliyle bunun için ayrıyeten hiç çaba sarf etmedim. Kimsenin karşısındakini etkilemek uğruna kafasına ya da istenilene göre bir imaj çizmesini ve ardından hevesi kaçtığında yine o  kişiyi hüsrana uğratmasını kabul edemem. Karşındaki ne kadar gamsız olursa olsun bu senin travmatik bir vaka icra ettiğin gerçeğini değiştirmez ve düpedüz ahlaksızlıktır. Ne demek istediğini, neyi merak ettiğini maalesef ki anlıyorum ve kadınlar üzerinde bu tip kaygılar bırakan erkeklerle de aynı cinse sahip olmak beni yıpratıyor," dediğinde Serra onu kötü hissettirdiğini düşünerek özür dileyecekti ki genç adam bunu yüz ifadesinden anladığı için sözüne devam ederek engelledi. "Duyduğunuz haklı bir kaygı... Şöyle söyleyerek konunun tamamına açıklık getireyim; kendi çıkarım için asla sahtekarlık yapmam, bunu büyükten küçüğe her şey için düşünebilir ve bana güvenebilirsin." Genç adam gülümsediğinde Serra kısa süre hareketsiz kalıp ardından tuttuğu nefesini gülerek verdi ve "Şu an çok rahatladım," dedi içten bir sesle. "Bana kırılmadığın ve her defasında kırma korkusuyla açıktan sormaya çekineceğim bütün sorulara cevap verdiğin için teşekkür ederim." Genç adam gülümsemesini sürdürerek, "Böyle bir genellemenin içerisinde mecburi yer almak çok can sıkıcı olsa da rica ederim..." diye cevap verdi. O sırada başlarında garsonun dikildiğini fark edince yüzlerini ona çevirdiler ve "Hoş geldiniz," diyen garsona peş peşe, "Hoş bulduk," diye cevap verdiler. Uzatılan menüleri inceledikten sonra ikisi de tercihini etten yana kullanmış; genç kız biftek isterken Mete de bonfile söylemişti ve yanına Mete çok iyi gittiğini söyleyince Serra da onunla beraber vişne suyu söyleyip garsonu yolladıklarında tekrar yüzlerindeki huzurlu ifadeyle baş başa kaldılar. Kısa süren sessizliği Mete, "Yalnız..." diyerek bozdu. "...az önce eklemeyi unuttuğum bir şey var; bütün kadınlara nezaketen böyle davransam da pek azına hayranlığım bunu yaptırıyor." Serra'nın yanakları bir kez daha kızarırken gözlerini genç adamdan kaçırmadan edemedi ve genç adam da kendini elini ensesine atarak geriye yaslanırken buldu. Yemekler geldiğinde iltifat faslı kapanmış ve birbirlerini tanımanın daha dünyevi boyutlarından bahsetmeye başlamışlardı. Serra'nın ailesi de burada yaşıyordu ama çoğu zaman haftada bir kez bile görüşmüyorlardı, genç kız ayrı eve çıkalı çok olmuştu ve buna oldukça alıştığını söylemişti. Liseye giden ve ona benzediğini anlatımından genç adamın çıkardığı bir kız kardeşi vardı ve ona da annesine de düşkün olduğu telaffuzundan dahi belliydi. Sıra genç adamın ailesine geldiğinde o da tek çocuk olduğunu ve annesiyle de babasıyla da iyi anlaştığını söylemişti. İkisine de oldukça değer veriyordu ancak ayrı kaldıklarında duygusallaşmayı yıllar önce, çok kısa sürede atlatmıştı ve haliyle yalnızken o da hiç zorlanmıyordu. Yemekler servis edildikten sonra aileden yola çıkan muhabbet evrilerek arkadaşlığa dönüştüğünde genç kızın herkese karşı olan sevgi dolu tavrı burada da açığa çıkmıştı. Genç adama birkaç arkadaşını tanıttıktan ve belirgin anıları anlattıktan sonra konu Ceyda'ya geldi ve Mete gerilmeden edemedi. Genç kızın hareketlerine dikkat kesilirken aralarında geçmiş ufak bir huzursuzluğun, husumetin sezisini yakalamak istedi ancak Serra sesinin aynı canlılığıyla Ceyda'yla ilişkilerini bayıla bayıla genç adama anlatmıştı. Mete belli etmemeye çalışsa da korktuğunu görmesi iyi olmamıştı onun için. Ceyda'nın Eray gibi düşündüğüne ve Eray'ın Serra hakkındaki düşüncelerinin değişmesi adına hiç çaba sarf etmediğine, hatta çanak tuttuğuna o kadar emindi ki gram şüphe etmiyordu bundan. Ancak Serra.... genç adamın tam da düşündüğü gibi hiçbir şeyin farkında değildi ve bu er ya da geç çok yara alacağını gösteriyordu. Mete çaktırmadan konuyu Eray'a getirdiğinde Serra bir kez daha onu maalesef ki şaşırtmamış, ondan da gözlerinin içleri gülerek kendisine ne kadar iyiliği dokunduğu konusunda bahsedip durmuştu ve ne kadar belli etmemeye çalışsa da genç adamın gecenin devamında morali bir daha toparlanmamıştı. Genç kızın başından beri imrendiği iyi niyetine ve masumluğuna karşı ilk defa rahatsızlık duymuştu ve saçma bir şekilde herkesin etrafında kendi gibi insanların bulunmaması haksızlığına içinden isyan edip durmuştu. Burada olaylar hiç Serra'nın kafasındaki gibi değildi ve Eray'ın sıkıştığında çok da lafını sakınacak biri olduğunu sanmıyordu, genç kızın hiçbir şeyden haberi yokken bahsedildiği ithamlarla karşılaşması dahilinde ne kadar sarsılacağını genç adam düşünmek bile istemiyordu; bunun tek yolu ise onların hayatlarını birbirinden ayırmak yahut olabildiğince uzaklaştırmaktı. Bunlar olduğu takdirde ise genç adamın hangi tarafta yerini alacağı dün geceden belliydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE