Hayatta her zaman eksik başlamıştım.
Bir annem olmamıştı. Babam beni
hiç düşünmemiş ve beni 2 yaşında iken dedem olacak adamın evine
bırakmıştı. Hayatım boyunca beni karşılıksız sevebilecek 1 kişi vardı ve
ben onu 12 yaşında iken
öldürmüştüm. Şimdi karşımdaki ela
gözler kim olduğumu bilse acaba
beni karşılıklı sevebilecek miydi?
Beni en kötü zamanlarım
çocukluğumda olduğu gibi
koruyabilir miydi. Bana kendimi
yeniden sevdire bilir miydi. Ama bir
fark vardı tüm bunlarda o çocuktu çocuklar masum olurdu acaba o hala o çocuk muydu?
O sırada artık çocuk olmadığım geldi
aklıma ve kahverengime uyara
oraya gittim. Yüksel bir enerji ile
"günaydın ata koleji Mezbul kılıç ilk günleri başlıyor" diye bağırdım.
bağırdım. Çok yapmacıktı farkına idim. Herkesin tuhaf bakışları üstüne sınıfa girdim.
Ardından Tolga'da girdi. O sırada
nefesim kesilmişti. Sadece onun gözlerine odaklanmak isterdim ama
bunu yapamadım. Onu unutmak için kafamı sıraya koydum gözlerimi
kapattım Onun sesi onun kokusu sınıfı kaplamıştı. Gözlerimi kapattım.
Onu çok özlemiştim acaba oda beni özlemiş miydi? O sırada sıranın yanından geçerken bilekliğini gördüm.
zamanında o bilekliği ona ben yapmıştım. Hala çıkarmamıştı aynı bileklik bendede vardı. O hapiste tek değildim o hala benimle kalmış sadece görünmez olmuştu. Ya da sadece benim onu gördüm gözlerim kör olmuştu bilmiyorum ama onu seviyorum. 1000 yıl geç se bile. O an istemsizce bileğimi kaldırdım ve gözlerimi kapattım. Kafam sıradaydı yani bir şey fark etmelesi zordu. Aklıma gelen bileklik olayı ile gülümsedim.
BİLEKLİK OLAYI 2010
Yazarın anlatımıyla
Işık köprünün yanında oturuyordu. Bulduğu tahta parçası ile bileklik yapıyordu. Yarın Tolga'nın
annesi gidecekti ve gene yurtta kalmaya devam edecekti. Tolga bunu istemiyordu. Işık ise o
üzülmesin diye ona bileklik yapıyordu. Bileklik mavi renkte idi.
Işık onun istemeyeceğini bildiği
için kendine de bileklik yapmıştı.
Bileklikleri bitirmişti Tolga bunu 20-25 yaşlarına kadar
takabilirdi çünkü açmalı kapatmalı yapmıştı yani bu her yaşa uyardı.
Minik ayakları ile Tolga'nın
yanına yürüdü. Tolga valize bakıyordu annesi ve Ecrin gidecekti ve o üzgündü. Işık minik elleri ile
gözlerini kapattı kendisi de kahverengi olan gözünü kapattı bilekliği taktı "sürpiz" diye bağırdı.
Üzülmesine dayanamazdı göz yaşlarını sildi ve dimdik durdu. Ardından gülümsedi. Tolga
bileğindeki bilekliğe baktı aynı bileklik ondada vardı." Bu ne" diye sordu. Işık "mavi huzur
demekmiş bende huzurun gerçek sahibine bileklik yaptım. Bilgi amca dedi huzurlu olmasını
istediğin kişiye mavi bileklik yaparsan o çevresindeki her şeye rağmen huzurlu kalır çünkü onun
artık bileğinde kalkan vardır. Aslında o kalkan kalbimizde olurmuş bilekliği takınca" dedi hızlıca.
Tolga'nın göz yaşları akmadı o an durdu bileklik kolundaydı ve huzur ne hissediyordu. "Ama
sende bir gözünü kapatma ben seni kahverenginle ve mavinle seviyorum güzel kokan Mavi
çiçek" dedi ona ışık dememişti hep ya güzel kokan çiçek yada ışığım derdi abisi bu durumu bir
kaç kez kıskanmıştı ama aralarındaki çekimi ondan gizlemiş ve sadece arkadaş olduklarını
inandırabilmişlerdi. Fakat şu bir gerçek ki asıl huzur veren kollarındaki bileklik değil
kalplerindeki sevgiydi. Bunun üzerine ışık güldü ve ona sarıldı bunun üzerine Tolga'da hayattaki
ışığına sarıldı. Boynunu öptü çocuklardı ama o sonsuz aşk onları etkisi altına almıştı. Işık
kollarını açtı yağmur yağmaya başlamıştı gözlerini kapattı çevresinde kollarını açarak güldü ve
kendini yağmur altında ıslattı. Bunun üzerine Tolga'da aynı şeyi yaptı sanki o sırada bir şey oldu
ikisi de bileklik olan bilekliklerini kaldırdı artık o bileklikler onlara düğümlenmişti ve ölüm bile
açamaz ölüm bile huzuru bozamazdı. İkisi de sırılsıklam olmuştu fakat şuan ruhlarında
büyüklerin yaptığı lekeler temizleniyordu. Tolga bir keresinde biz bu kimsesizlik zindanında
kaldık demişti. Işık ise itiraz etmişti. Aynanda sen haklıydın dediler. Işık "sen haklıydın biz bir
zindana hapis olduk" dedi. Tolga "ne zindanı peki?" diye sordu. Işık "Büyükler buna aşk
diyorlar" dedi. Tolga "bizde buna aşk diyelim mi?" diye sordu. Işık ise "aşk buysa diyelim ela
gözlüm" dedi. Tolga "aşkın ne olduğunu bilmiyorum ama güzel bir şeyse sana benzer ışığım" dedi. O gün onlar bir hapis haneye kapatılmıştı bu aşk hapsiydi. Bu hapisten ömür boyu
kurtulamayacaklardı. Yağmur şiddetini artırmaya devam etti ve IşTol ıslandı. Daha sevginin ne
olduğunu bilmeyen çocuklar birbirleri sayesinde aşkı keşfetmişti. Yağmur onların tüm kirlerini
yok etti ve 2 çocuk huzuru da aşkı da sevgiyi orada tattılar. Görünmez olan 2 çocuk birbirini
gördü. Ve o an onlar artık birbirlerinin kalbine hapis oldular kimse de çıkaramazdı. Bu aşk hapsi sonsuzdu.
IŞIĞIN GÜNLÜĞÜ
Sevgili günlük bu gün bilge dedenin yanına gittim. Aslında her pazar giderdim. Geldiğimi
görünce sevindi. Yurt kaçak olduğu için dağlık bir bölgedeydi. Bu yüzden de bir çok deşik
insanlarla tanışmıştık. Ama bilge dede en unutulmaz anılarımızın olduğu olabilirdi. Bu gün 17
mart Tolga bana aşkını itiraf etti. Bu gün 17 mart huzuru öğrendim. Bu gün 17 mart sevgiyi
öğrendim. Bu gün 17 mart aşkı öğrendim. Bilgi dedenin izni ile yerleri süpürdüm. Bana çok
çok güçlü olduğumu söyledi. Ama ben daha 5 kg bile taşıyamıyor ki dedim. Bunun üzerine oda
güçlü olmanın sadece bu olmadığını bazen güçlü olmanın yaşadığımız sorunlara gülerek yanıt
vermemiz bizi güçlü yapar senin yaptığını kimse yapamaz dedi. O kimseler kim diye sormuştum
ilk başta yaktığı ateşe baktı ve "ben mesela" dedi. Sebebini sormadım o zaman merak etmemiştim .
dede benden daha büyük ve daha tecrübeliydi. O yüzden çoğu sorumu ona sorardım ama o
bana kendisinden daha güçlü olduğumu söylemişti. Acaba çocuklar daha mı güçlü oluyordu?
Bilmiyordum bilmiyorum. Ama ben güçlü olmak istemiyordum sevgili günlük aslında ben hiç bir
şey olmak istemiyordum. Devamında ona annenin ne olduğunu sordum. Huzur dedi. Huzurun ne
olduğunu sordum o ise gene ateşe baktı. Ateş yanıyordu bende ateşe baktım acaba huzur ateş mi idi.
Ateş huzur mu diye sorduğumda bana huzurun bu olmadığını ateş huzurun tersi olduğunu ama huzuru bilmediği söyledi. ateş kırmızıydı kırmızının tersi maviydi. Buna göre huzur maviydi çünkü dede ne derse doğruydu.
Buna göre annem mavi renk miydi? Peki huzur tam olarak neydi? Bilmiyordum bilmiyorum bir anne tarafından sevilmek kızım demesi saçlarımı okşaması alnımı öpmesi iyi uykular kuzum demesini bilmiyorum anne huzurunu bilmiyordum bilmeyeceğimde.
Dedeye aşkın ne olduğunu sordum bana sonsuzluk olduğunu söyledi. Ölümün bile bölemediği sonsuz ,huzur, mutluluk, üzüntü ,şaşkınlık ,kırgınlık sonsuz olan tüm duygular dedi.
Duygular sonsuz mu diye sorduğumda karşılıklı ise evet dedi. Buna göre abim ile ben sonsuzdum. Abim benim yaşama sebebimdi iyi olan tüm duygularım ondan yanaydı ona hiçbir kötü duygu besleyemezdim.
İçtiğim çay bitince ağır çaydanlığı taşımaya çalıştım ama çaydanlık yere düştü. Hani ben çok güçlüydüm dede dedim. Çaydanlığı aldı ve bana çay koydu. Bu bedensel güç ışık ve sen ruhsal olarak benden daha güçlüsün. Ruhsal güç nedir diye sordum. Bana ruhumuza binen yükleri kolaylıkla taşımamız belki ben bu çaydanlığı taşırım ama annesizliği taşıyamam. Belki ben bu çaydanlığı taşırım ama dedi ve durdu. Bunun üzerine bende konu ilk açıldığında ben her şeye gülerek yanıt veremiyorum ki dedim.
Oda bunun üzerine gülümsedi gülümsemede acı vardı. Konuşmaya devam ettiğimde ben ömrümde bir kere ağladım oda babamın (Gökhan) benim canımı çok yakmıştı dedim.
Nasıl yaktı? sorusunda öfke ve boşluk vardı.
Altımı açtı ondada bir şey vardı ama canım çok acıdı bu verilen ilaçlar gibi değildi.
Nasıl kurtuldun?
Bir bıçak vardı onu canımı acıtan şeye batırdım oda bana hiç yapmadığını yaptı ve bana tokat attı.
Dede bir anda acı ile gözlerini yumdu ve "keşke çocuklar bu Dünya'nın acımasızlıklarını yaşamasa keşke çocuklar ölmese keşke çocuklar hep masum kalsa" dedi. O sırada benimle konuşmadığı her halinden belliydi .
Çayım bittikten sonra ondan mavi boya aldım sebebini sordu ama yanıt vermedim ve annemden bulamadığım bulamayacağım huzuru onda buldum.
O gün bir şey fark ettim benim bir gözüm mavi yani huzur diğeri ise kahve yani hiçlikti ama sevgi karşılıklı olunca ikisi de huzur oluyordu. Benim huzurum onun ela gözleri. Ona biz artık aşk dedik sonsuzluğu dile getirdik. Benim bu gün anlatacaklarım bu kadar görüşmek üzere.
GÜNÜMÜZ
Bileğimi kaldırdığımı fark ettiğimde indirdim. Kafasını sıraya koymuştu ve oda bileğini kaldırmıştı. Acaba hissetmiş miydi? Dede haklıydı aşk ölümsüzdü.
AŞK ÖLÜMSÜZDÜ.
Özlemle korkuyla sevinçle huzurla neşeyle mutlulukla aşk ölümsüzdü.
SON
SELAMLAR BİR BÖLÜMDE BU KADARDI BURADA BİRAZ GEÇMİŞE İNDİK.
KISA BİR BÖLÜMDÜ PEK YAZASIM GELMEDİ. UMARIM KİTAP HOŞUNUZA GİDİYORDUR.
ÖPÜLDÜNÜZZ <3