▶Ateşin Kalbi◀

1704 Kelimeler
Arkamdaki adamı zerre umursamadan orada öylece oturdum. Akan yaşlarımı dizlerime sürüp sile sile sessizce durdum sadece. O ise beni seyrediyordu; o devasa gölgesiyle, o hırçın ama bir o kadar da sakin duruşuyla neden gitmiyordu, neden beni yalnız bırakmıyordu anlam veremiyordum. "Sinirimi bozuyorsun," dedi huysuzca. Sesindeki o tersliğe hiç aldırmadım. Başımı kaldırmadan, dereye vuran ay ışığının suyun üzerinde yaptığı o gümüşi oynamaları izledim. Dünya başıma yıkılmıştı, bir "ayı"nın siniri bozulsa ne olurdu ki? "Sana diyorum," dedi, sesini biraz daha yükselterek. Yine sesimi çıkarmadım. Gözlerimden süzülüp yanağımı kaşındıran yaşları yine dizime sürüp sildim. Konuşacak halim yoktu, nefesim bile bana fazla geliyordu. "Ağlama, çok çirkin oluyorsun," dedi bu sefer. Sesi hem dalga geçer gibiydi hem de tuhaf bir şekilde yumuşaktı. "Bakma o zaman Allah Allah!" diye çıkıştım birden. Başımı hafifçe çevirip ona öfkeyle baktım. Karanlıkta mavi gözleri birer kor gibi parlıyordu. "Ha şöyle, sesin çıksın," dedi, dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirirken. "Ölü gibi oturmandan iyidir." "Çatık gece gece ya... Rahat bırak beni," diye mırıldandım tekrar dereye dönerek. "Sana bir daha buraya gelme demedim mi ben?" diye sordu, adımlarını biraz daha yaklaştırıp yanıma, ama aramıza bir mesafe koyarak oturdu. "Gelmedim... Yani geldim de, sadece..." diye kekeledim. "Sadece ne? Ağzının içinden konuşma, ne dediğini duymuyorum." "Sadece biraz nefes almaya ihtiyacım vardı," dedim sesim titreyerek. "Daraldım. Konak üstüme üstüme geldi." Ardil bir süre sustu. Bakışlarını uzaklara, dağların karaltısına çevirdi. "Kocan sana nefes aldırmıyor mu?" diye sordu birden. Sesi bu sefer ciddiydi, içinde alaydan eser yoktu. "Sana ne ya? Ne meraklı çıktın sen de," dedim tersleyerek. Ama içimdeki o "kocan" kelimesi, Şervan’ın "yetim" ve "hizmetçi" sözlerini hatırlatıp kalbime bir bıçak gibi saplandı. Ardil hafifçe güldü ama bu seferki gülüşü daha çok kendi kendine bir onaylama gibiydi. "Her gece arazime ağlayan biri girmiyor. Hele orman gülü hiç girmiyor. Merak etmemek elde mi?" "Anlatmak istemiyorum," diye mırıldandım başımı tekrar dizlerime gömerek. "Ben de dinlemek istemiyorum zaten," dedi Ardil kestirip atarak. Sustuk. İkimiz de sustuk. Rüzgar ağaçların dallarını hafifçe sallıyor, suyun sesi sanki içimdeki o fırtınayı teskin etmeye çalışıyordu. Artık ağlamıyordum ama içimdeki o boşluk hissi de gitmiyordu. Dakikalar ilerlerken, konaktaki o ağır havayı, Şervan'ın nefret dolu bakışlarını düşündüm. Gitmem gerekiyordu, biliyordum. Ayten Ana çoktan fark etmiştir yokluğumu, Kerim Amca mahcup mahcup yolları gözlüyordur belki de. Ama içimde hiç mi hiç gitme isteği yoktu. İlk defa, kim olduğunu bile bilmediğim bir adamın yanında, tüm dünyadan daha güvende hissediyordum. Ardil, sanki bu düşüncelerimi okumuş gibi cebinden bir çakı çıkarıp yanındaki kuru bir dal parçasını yontmaya başladı. "Hâlâ buradasın," dedi, gözünü elindeki daldan ayırmadan. "Gidecek bir yerim yok sanki," dedim dürüstçe. Sesimdeki o kırılganlık beni bile şaşırttı. "Yani var da... Oraya ait değilim." Ardil yonttuğu dalı yere bıraktı. Mavi gözlerini bana dikti, o bakışlarda bu sefer sadece ciddiyet vardı. "Ait olmadığın yerde çiçek açamazsın orman gülü. Solar gidersin." "Ben zaten soldum," dedim buruk bir gülümsemeyle. "Sen öyle san," dedi Ardil ayağa kalkarken. Elini tozunu silker gibi çırptı. "Daha kokun bile dağılmamışken solduğunu söyleme. Hadi, atın huzursuzlanıyor. Git artık." Yerimden ağır ağır kalktım. Üstümü başımı düzelttim. Ona bir şey demeden atıma doğru ilerledim ama tam binecekken durup ona döndüm. Ardil hâlâ ay ışığının altında, bir dağ gibi heybetli duruyordu. "Adının anlamı ne?" diye sordum birden. Hafifçe gülümsedi, bu seferki gülüşü yüzüne bambaşka bir aydınlık kattı. "Ardil," dedi. "Ateşin kalbi demek." "Ardil..." diye tekrar ettim fısıltıyla. Sonra atıma atlayıp, arkamda bir parça huzur ve koca bir gizem bırakarak konağın o boğucu karanlığına doğru sürdüm. .... Konağa geldiğimde her yer sessizliğe bürünmüştü. Kimseye görünmemek için adımlarımı parmak uçlarımda atarak hızlıca yukarı, odama çıktım. Kapıyı arkamdan kapattığımda sırtımı ahşap yüzeye yaslayıp derin bir nefes aldım. Mecalsizce üstümdekileri çıkarıp kendimi banyoya attım. Sıcak bir duşa, suyun o yatıştırıcı sesine ve en çok da tüm bunları bir süreliğine de olsa unutmaya ihtiyacım vardı. Musluğu sonuna kadar açtım. Buharlar banyoyu sararken, sıcak su omuzlarımdan aşağı dökülmeye başladı. Gözlerimi kapatıp uzun bir süre suyun altında öylece kaldım. Zihnim durmuyordu. Bir yanda yedi yıldır yolunu gözlediğim, geldiğinde ise beni "yetim" ve "hizmetçi" diye yaftalayan nişanlım Şervan; diğer yanda ise daha dün tanıdığım, adının anlamı gibi "ateşin kalbi" olan o sert yabancı Ardil... Düşündükçe içimdeki karmaşa daha da büyüyordu. Şervan bana açık açık düşmanlık besliyordu, varlığımdan nefret ediyordu. Ardil ise sadece bir yabancıydı, bazen kaba, bazen alaycıydı ama onun yanında nefes alabildiğimi hissediyordum. Mantığım bana yabancı olanın aslında çok daha az tehlikeli olduğunu bas bas bağırıyordu. Duştan çıktığımda aynadaki aksime baktım. Islak saçlarımın arasından parlayan yeşil gözlerimde korku vardı. Geleceğim bir düğüm olmuştu ve ben o düğümü nasıl çözeceğimi bilmiyordum. Üstüme kısa havlumu sıkıca sarıp banyodan çıktım. Odaya adımımı atmamla birlikte kalbim ağzıma geldi, nefesim kesildi. Şervan, yatağımın tam ortasına oturmuş, doğrudan kapıya bakıyordu. Üstünde siyah bir eşofman ve kaslı kollarını açıkta bırakan siyah bir tişört vardı. Bakışları o kadar sert ve karanlıktı ki bir an için odaya giren ben değilmişim de bir suçluymuşum gibi hissettim. Havlumun uçlarını parmaklarımın arasında öyle bir sıktım ki boğumlarım beyazladı. "Ne... Ne işin var burada? Çık hemen!" diye fısıldadım, sesimin titremesine engel olamayarak. Biri bizi bu halde görse, acımasız dilleri saniye beklemeden namusuma laf atardı. Kimse yedi yıl sonra gelip odaya dalan Şervan’da suç bulmazdı; olan yine bana, o "yetim kıza" olurdu. İçimden kapıyı kilitlemediğim için kendime binlerce kez küfür ettim. Şervan yerinden kalkmadı, gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadı. "Burası babamın evi," dedi, sesi o kadar alçak ama o kadar tehditkârdı ki tüylerim diken diken oldu. "İstediğim odaya girererim." "Burası benim mahremim, çık dışarı!" diye sesimi biraz daha yükseltmeye çalıştım ama gözlerindeki o küçümseyen ifade beni olduğum yere çiviledi. "Mahremmiş..." diye mırıldandı, ayağa kalkıp bana doğru bir adım atarken. "Dışarılarda at koşturup gece yarıları eve gelirken mahremin neredeydi Avşin? Yoksa yedi yılın acısını başkalarıyla mı çıkarıyorsun?" Bu iftira, yedi yıldır çektiğim tüm o bekleyişten daha ağır geldi. Şervan, sadece kalbimi kırmakla yetinmiyor, ruhumu da kirletmeye çalışıyordu. "Sen.. haddini aşıyorsun. Bana böyle ithamlarda bulunamazsın." "İtham mı? Gece yarılarına kadar gelmeyen sensin. Allah bilir kiminle sürtüyordun dışarılarda," dedi alaycı bir tavırla. "Kes sesini! Çık odamdan, çık bu iğrenç laflarını duymak istemiyorum artık!" Önümde durup o iri, kemikli eliyle ıslak saçlarıma uzanınca kendimi panikle geriye çektim. Ama o durmadı, tam aksine üzerime gelmeye devam etti. Aradaki o son birkaç adımı da kapatıp beni gardırobumla arasına sıkıştırdı. Kaçacak yerim kalmamıştı. "Aslında şöyle bakınca baya güzelsin de Avşin," dedi sesi iyice boğuklaşarak. Bakışları yüzümde arsızca geziniyordu. "Esmer tenin, sürmeli zümrüt yeşili gözlerin, orantılı hatlarınla baya güzelsin ama bu bile seni kurtarmıyor." "İğrençsin!" diye haykırdım yüzüne doğru. Ellerimi göğsüne koyup itmeye çalıştım ama sanki bir kayayı yerinden oynatmaya çalışıyordum. UYARI: Bu bölüm fiziksel ve psikolojik şiddet, taciz ve rahatsız edici içerikler barındırmaktadır. Okuyucuların dikkatine sunulur. Aniden bir elini belime atıp beni kendine doğru sertçe çekti. Diğer eliyle de çenemi sıkıca kavrayıp başımı yukarı kaldırdı. Canım yanıyordu, tırnaklarımı kollarına geçirdim ama zerrece umursamadı. "Bana bak," dedi fısıltı gibi bir sesle ama her kelimesi tehdit doluydu. "Sen benim helalimsin güya, değil mi? Öyle diyorlar. Ama benim gözümde sadece bir fazlalıksın. Yine de..." Eğilip burnunu boynuma sürttü, o iğrenç sıcak nefesini tenimde hissettiğimde midem bulandı. "Bırak beni! Kirletme beni o pis ellerinle!" diye çırpındım ama o bacağını bacaklarımın arasına bastırıp hareketlerimi kısıtladı. Havlumun düğümü gevşer gibi olunca daha büyük bir korku sardı içimi. "Kim kirletmiş seni belli değil zaten," dedi, saçlarımı avucunun içinde iyice sıkarak. Gözlerindeki o karanlık arzu ve nefret birbirine karışmıştı. "Belki de seni başkasına bırakmadan, ben mi alsam hakkımı?" dedi ve dudaklarını kulağıma değdirip o ürpertici gülüşünü bıraktı. Korkudan gözyaşlarım sel oldu aktı. Bağırsam biri gelirdi ama bu halde, bu odada Şervan’la basılmak benim sonum olurdu; biliyordum ki, iğrenç dilleri de suçu bende bulurdu. Sussam, bu adamın elleri ruhumu biraz daha lekeleyecekti. Boğazım düğümlendi, nefesim daraldı. "Bırak beni..." diye inledim çaresizce. Titremem bütün vücudumu sarmıştı, dişlerim birbirine vuruyordu. Şervan, boşta kalan elini havlumun üzerinden göğsüme doğru kaydırdı. Avucu tenime değdiği an dünyam başıma yıkıldı. "Titreme," dedi alaycı bir fısıltıyla, "Bu kadar korkak olma Avşin. Yedi yıl bekledin beni, şimdi tadına bakmayacak mıyım sanıyorsun?" Parmakları havlumun kenarını aşağı doğru çekerken, çıplak omuzlarıma değen soğuk hava ve onun ateş gibi yakan, kirli elleri beni darmadağın etti. Kendimi kurtarmak için son bir hamleyle göğsüne vurdum ama o, bileğimi yakalayıp başımın üzerine, gardırobun kapağına sertçe yasladı. Artık tamamen savunmasızdım. Eğilip dudaklarını omzuma bastırdı. Öptüğü yer sanki alev alıyor, kirleniyordu. Gözlerimi sıkıca kapatıp başımı yana çevirdim, hıçkırıklarım boğazımda düğüm düğüm oldu. "Yapma... Nolur yapma," diye yalvardım. Sesim artık çıkmıyordu bile, sadece bir fısıltıdan ibaretti. Şervan, boynumdan göğüs dekolteme doğru inen ıslak öpücükler bırakırken, diğer eliyle bacağımı yukarı doğru çekip beni iyice kendine mühürledi. Havlumun tek bağı koptu kopacaktı. O an, bu odadan sağ çıksam bile bir daha asla eski Avşin olamayacağımı hissettim. Korku, bir zehir gibi damarlarımda dolaşıyordu; kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki, sanki göğüs kafesimi parçalayıp dışarı fırlayacaktı. "Güzelmişsin gerçekten," dedi başını kaldırıp yüzüme bakarak. Gözlerinde o iğrenç, zafer kazanmış ifade vardı. "Seni harcamak yazık olacak ama önce borcunu ödeyeceksin." Elini bacağımın iç kısmına doğru kaydırdığında gözlerimden yaşlar boşaldı. "Öldür beni ama dokunma," diye sayıkladım. "Şervan nolur..." Beklediğim o son darbe gelmedi. Şervan aniden durdu. Bakışları yüzümdeki o perişan halde, akan yaşlarımda bir saniye bile oyalanmadan buz gibi bir ifadeye büründü. Beni tutan ellerini sanki pis bir şeye dokunmuş gibi hızla geri çekti. O kadar ani bırakmıştı ki, dengemi sağlayamayıp yere düştüm. "Ağlama lan," dedi tiksinir gibi bir sesle. Üstümü başımı süzüp yüzünü buruşturdu. "Senin o çöp bedenine dokunmaya niyetim yok zaten. Meraklısı değilim senin gibi sığıntıların." Olduğum yerde büzüldüm, havlumu göğsüme sımsıkı bastırdım. Omuzlarım sarsılıyor, hıçkırıklarımı tutmaya çalışıyordum ama nafileydi. Şervan sanki az önce beni o köşeye sıkıştıran o değilmiş gibi, gayet sakin bir tavırla yatağın kenarına ilişti. "Şimdi git giyin," dedi, bakışlarını başka yöne çevirerek. Sesi artık tehditkâr değil, aşağılayıcıydı. "Sadece canım sıkıldıkça seninle oynarım, hepsi bu. Kendini bir şey sanma. Benim gözümde hayvandan farkın yok. Hatta o daha kıymetli, en azından ne olduğu belli." Dizlerim titreyerek banyoya doğru bir adım attım. Arkamdan gelen o soğuk gülüşü, kırılan onurumun üzerine bir toprak gibi atılıyordu. "Bu evde yerini bileceksin Avşin," dedi son kez. "Babamın merhameti bittiğinde karşında sadece beni bulacaksın. Ve inan bana, bugün gördüğün sadece bir başlangıçtı." Banyonun kapısını kapatıp kilidi çevirdiğimde yere çöktüm. Sırtımı kapıya yaslayıp hıçkırıklarımı serbest bıraktım. Tenimdeki o ellerin izi, boynumdaki o kirli nefes sanki asla çıkmayacaktı. Şervan gitmişti ama odadaki o ağır, pis koku kalmıştı. Ruhumun bir parçasının o gardırop kapağında, onun o buz gibi bakışları altında can verdiğini biliyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE