Şimal
Heyecandan yerimde duramıyorum, Pars Beyle konuştuktan sonra daha ikna olmuş halde okula gittim çünkü bahsi geçen son gün bugündü ve sadece birkaç saatim vardı önümde. Aşağı indiğimde korumalarla beraber hemen okula geçtik, benden istedikleri evrak bilgisini alıp çıktım okuldan bir saatin içinde de hepsini hallettim, yeniden okula dönüp evraklarımı verince kaydım tamamlandı. Resmen bir üniversite öğrencisi oldum yani. Mutluluktan kanatlanıp uçacağım az kaldı.
Çalıştığım şirkete bu durumu bildirmem lazım inşallah yarı zamanlı çalışma şansım vardır. Para biriktirdim ama elbette yetmez.. Neyse şimdilik hiçbir şeyin gölge düşürmesini istemiyorum. İşim bitince tekrar eve döndüm aklımdakini yapıp yapmama konusunda kararsız kalsam da bu kadarını hak ettiğini düşündüğümden aldım telefonu elime.
"Bu yaptığın çok büyük bir jest Kurt çok teşekkür ederim. Bana hayalimi hediye ettin. Ömrümün sonuna kadar sana minnettar kalacağım.."
Mesajı gönderdikten sonra hemen takım liderime durumu anlatan bir mail attım. O da insan kaynaklarına durumu ileteceğini yazmış, bekleyeceğiz mecbur. Ben mutfakta bir şeyler hazırlamaya başlamışken de telefonuma mesaj geldi.
Kordan Adam: "Minnet duymana gerek yok, hak eden sensin ve eminim çok başarılı bir hukukçu olacaksın.."
Mesajı okuyunca gülümsedim, o kadar uzun zaman oldu ki kendimi değerli hissetmeyeli şimdi şu yaşadığım şey, nasıl anlatayım size yeniden işe yaradığımı bilmenin muhteşem hazzı ama her şey aynı güzellikte devam etmiyor çünkü mesai bitmeden takım liderimden mail geldi, şirketin yarı zamanlı çalışmayı desteklemediğini bu sebeple yardımcı olunamayacağını anlatmış. Okulun açılmasına bir aydan fazla zaman var bu da 2 maaş daha eder diye heveslenmiştim ki bu defa insan kaynaklarından bir mail geldi.
Beni görüşme için yarın beklediklerini yazmışlar. Allah kahretsin ama yaa. Kesin çıkışımı verecekler. Ben Şimalim malum, benim hayatımda her şey on numara olmaz, tökezlemem ve dahi mücadele etmem lazım.. Yinede pes etmeyeceğim böyle bir imkan bir daha elime geçmez çünkü. Gece yine barda çalışmak daha mantıklı, ben de öyle yaparım diyerek yemeğe geçtim.
Ertesi gün İnsan Kaynaklarının söylediği saate gittim görüşmeye tam da beklediğim gibi oldu maalesef çıkışımı verdiler ama başıma gelen kaçırılma olayını bildiklerinden o arada çalışamadığım birkaç ayı görmezden gelerek geçmiş 2 yılında tazminatını hesapladılar böylece işsizlik maaşı da alabilirmişim. Onlarla konuştuktan sonra çıktım bir iki ay idare edebilirim bu sebeple şimdilik iş arama kısmını erteledim, tekrar eve geçecekken de telefonum çaldı baktım Gülce Hanım.
"Gülce Hanım merhaba"
"Hayırsız Şimal İstanbul'a gelmişsin bir kere gelmedin yanıma"
"Ama yurt dışında dediler"
"Ha gelecektin yani"
"Geldikten 2 gün sonra yanınıza gelmek istedim Kadir yurt dışında dedi."
"Tamam affettim o zaman ve evet haklısın dün geldim ve duyduğum şeyle çığlık attım. Hukuk fakültesini kazanmışsın"
"Evet Gülce Hanım, Kurt Bey destek oldu aslında geçen sene kazanmıştım"
"Aferin benim eşek sıpama, Şimalcim itiraz istemiyorum bu akşam bunu kutluyoruz hep birlikte yemek yiyeceğiz tamam mı?"
"Gülce Hanım çok teşekkür ederim ama kabalık anlamazsanız gelmesem.."
"Saçmalamaz mısın lütfen, senin için yenecek yemek itiraz istemiyorum. Kadir gelir seni almaya saat 7 de. Hadi öptüm canım görüşürüz" dedi kapattı birden.
Güldüm telefona bakıp, muhteşem bir kadın ve her geçen gün hayranlığım artıyor. Eve geçtim hazırlanmak için. Saat zaten 4 olmuştu. Duşumu aldım bir iki lokma bir şeyler atıştırdım bu da annemden alışkanlık çocukken misafirliğe gideceksek bizi evde doyurur götürürdü, gittiğimiz yerde olur da yiyemezsek ya da ortam bunun için uygun olmazsa diye. Canım annem nurlar içinde yatsın..
Vakit yaklaşınca üzerimi giyindim, Kadir mesaj atmıştı rahat bir şeyler giy restorana gidilmeyecek diye. Ben asker yeşili salaş bir pantolon üzerime de yine salaş beyaz bir tişört giydim beyaz spor ayakkabılarım ve sırt çantamla hazırım işte.. Kadir geldim diye mesaj atınca indim hemen aşağı.
"Kadir selam"
"Selam, naber"
"İyiyim, nasıl gidiyor yeni iş"
"Harika, kendi mesleğimi yapmayı seviyormuşum meğerse ayrıca, hayırlı olsun çikolatası için tekrar teşekkür ederim"
"Rica ederim, çok sevindim işini sevmene."
"Seni de tebrik ederim harika bir başarı bu."
"Çok teşekkür ederim Kadir bu arada nereye gidiyoruz."
"Polonezköy"
"Nee?"
"Aynen, orada bir çiftlik evi benzeri bir yerleri var Yiğiterlerin mangal hazırlığı yapıldı."
"Yaa çok mahcup oldum."
"Onlar halinden memnun merak etme. O ellerindekiler ne?"
"Kendi spesiyelim soğuk içecekler bir de özel bir çay karışımı, demlemek için."
"Öve öve bitiremiyorlar zaten ben de sabırsızla bekliyorum"
"Hemen bir bardak vereyim mi sana"
"Sabrederim"
Onunla gülüşerek gittik dediği yere. Ancak geldiğimiz yer o kadar güzeldi ki size anlatamam cennet gibi. Kocaman yemyeşil bir alan, harika bir yapı var içinde de ahşap görünümlü. Bizi kapıda görünce ilk kez eşofmanlar içinde gördüğüm Gülce Hanım bize doğru gelemeye başladı.
"Çocuklar hoş geldiniz."
"Hoş buldum Gülce Hanım, teşekkür ederim nazik davetiniz için."
"Rica ederim tatlım hadi gelin."
Birlikte içeri geçtik ama çok kalabalıktı, daha önce görmediğim insanlar da vardı..
"Merhaba" dedim çekingence kocaman bir masa kurulmuş. İki tane ileri yaşta insan vardı onların elini öptüm. Biri Zemheri Beyin babasıymış diğeri de babası kadar sevdiği Selman doktormuş. Esat Bey beni görünce sarıldı.
"Şimal ben senden çok ama çok özür dilerim, söz verdim ama tutamadım sözümü" ama ben bir şey diyemeden biri gelip ayırdı bizi.
"Hayırdır?"
Esat Bey güldü ama bıyık altından.
"Şimal'e hoş geldin diyordum Kurt"
"İyi dedin tamam, hoş geldin Şimal."
Baktım boş boş hiç değişmiyor adam..
"Hoş buldum Kurt."
"Nasılsın?"
"İyiyim hatta harikayım sen nasılsın"
"Seni gördüm harikayım."
Kafamı salladım sadece sonra sırasıyla herkesle merhabalaştık Kenan abi kolumdan çekiştire çekiştire bir yere götürdü. Bir kadın vardı Gülce Hanımdan büyük gibi ama Zemheri Beyin kopyası gibi aynı zamanda.
"Şimal bak bu dünyalar güzeli kadın ben nefesim karım Yasemin."
"Çok memnun oldum Yasemin Hanım"
"Ben de Şimalcim, anlata anlata bitiremediler seni haksız değillermiş çok güzelsin"
"Çok teşekkür ederim" dedim de domatesle yarışır haldeyim. Sonra Esat Beyin ikizi Selman Beyle tanıştım çok beyefendi o da. En sonda kızları Gülce Hanımla tanıştım. Kardeşim gibi dediği kadının adını vermiş Kenan Bey kızına, ne kadar hoş bir davranış zaten Gülce hanım da diğer Gülce hanıma kendi kızı kadar benziyor sarışın yeşil gözlü. Hepsi de o kadar tatlı insanlar ki asla yabancılık çekmedim aralarında. Sonrasında Pars Bey geldi.
"Şimal 1 dakika bakar mısın?"
"Tabi" deyip ayaklandım onlar 7 kardeş bir yerde oturmuştu ben de onların yanına oturdum. Onlarla da hoş beş ettik, kızlar aşırı tatlılar bu arada. Hele Cennet Buz, acayip muzip en küçükleri olduğu için ilgi üzerinde ve bu durumu dibine kadar kullanıyor o da üniversite son sınıftaymış halası gibi mimar olacakmış. İnci Hanım cerrahtı zaten Gülçin Hanım da yazılım mühendisiymiş. Hepsiyle sohbet ediyoruz ama bir tek Kurt tek kelime etmiyor sadece beni izliyor ben de görmezden gelmeye çalıştım.
1 saat orada sohbet edince Kenan abi seslendi.
"Hadi bakalım etler pişti."
Onun seslenmesiyle hepimiz o tarafa geçtik kocaman bir yer sofrası kurulmuştu, pişen etler herkese uzatılıyor millet alıyordu. Sanki mahallece pikniğe gitmişsin rahatlığı, o kadar hoşuma gitti ki sanırım ben herkesin tabaklarına birer tane kanat alıp onu da çatal bıçakla yiyeceğini falan sandım, epey kasılmıştım ama elleriyle girdi herkes.
"Annee bana dilim karpuz noluur"
Cennet Buz Gülce Hanıma seslenince herkes öyle istedi karpuz dilim dilim kesildi inanamazsınız görüntüye hepimiz ağzımızın sağından solundan karpuz suyu aka aka yedik koca bir karpuzu. Etler, kanatlar zaten 10 dakika yendi. Hatta son 2 tane kalan kanat için Aslan Bey ve Selman Bey kavga etti..
O diyor ki sen benden çok yedin o benim hakkım, diğeri diyor ki avucunu yalarsın ben senden önce kapacağım.. Bir ara dayanamayıp kahkaha attım sonra Kurt'un iç çekişini duydum ama duymazdan geldim..
O kadar güzel bir ortamdı ki hiç bitmesin istedim. Herkes samimi herkes doğal.. Yemeklerle beraber sadece benim getirdiğim soğuk içecekleri içtiler hepsi de bayıldı, Allah'tan çok yapmıştım. Ardından Gülce Hanım çay karışımı getirdiğimi öğrenince ondan istedi, iki demlik de onu demledim ve herkes bayılarak içti üzerine ikinci bardaklarını istediler ama Kurt ben çayları koyarken yanıma geldi..
"Bana bir bardaklık daha ayırır mısın?"
"Tabi var çaydaklıkta daha 2-3 bardak daha çıkar"
"Ellerine sağlık mükemmel olmuş"
"Afiyet olsun"
Ben çıkmaya hazırlanırken yeniden seslendi.
"Şimal?"
"Efendim Kurt"
"Sana bir hediye almıştım tebrik etmek için onu verebilir miyim?"
"Sen zaten bana hayalimi hediye ettin Kurt fazlasını istemem"
"O senin başarındı ben bir şey yapmadım. Bu ise senin için gidip benim aldığım bir şey." deyip bir kutu uzattı açıkçası şaşkınım. Yani hediye almayı kim sevmez ki değil mi ama.. Bir şey diyemeden kutuyu açtım, yalnız içindeki pek hediye olarak kabul edilebilecek gibi değildi. Çok pahalı bir diz üstü bilgisayar almış..
"Kurt bunu kabul edemem. Bak hediye almak şahane bir şey evet ama bu hediye olmaz. Çok pahalı bu"
"Şimal hediyenin fiyatı konuşulmaz. Çok ayıp bir şey bu bir kere. Benim bunu almak gelmiş içimden almışım bence sen sadece kabul et."
"Ama bak.."
"Tamam dedim ya bitti gitti."
Omuzlarımı düşürdüm, biliyorum ne kadar debelensem de boşa olduğunu ve bu okulda da çokça işime yarayacak bir hediye kesinlikle.
"Peki çok teşekkür ederim"
"Rica ederim" deyip bir bardak daha çay aldı çıktı. Arkasından baktım sadece bir süre. Ben bu adamı hiç anlamayacağım galiba.. Artık yemekler yendi çaylar içildi herkes sohbete koyulmuşken Kenan abi kopyala yapıştır yiğiterlere döndü.
"Hadi aslanlar bir şeyler çalın söyleyin de dinleyelim."
Şaşkınlıkla baktım, böyle maharetleri de mi vardı yani.. Sonra bana döndü.
"Şimal bunlar da bir ses var of diyorum hepsi çok iyi. Çok güzel de gitar falan filan çalarlar."
"Maşallah valla on parmağınızda on marifet" dedim ben de.. Gülümsediler ardından Kurt gitar getirdi içeriden. Ben diğerlerinden birine verir mi dedim ama vermedi, kendi birkaç ayarlama yaptı ve söylemeye başladı ama tek bir an bile ayırmadı gözlerini benden..
"Benim de bir derdim var
İçinde nice umutlar
Benim de bir derdim var
İçinde ilk sonbaharlar
Benim de bir derdim var
Bana yakın bir can kadar
Benim de bir derdim var
Yok ki ondan başka diyar
Bir unutsam derdimi birden
Ne kalır ki geriye benden
Hem sazımdan, hem sözümden
Derde ihanet edemem"
O bakışlar öyle bambaşkaydı ki ilk defa o bakarken ben de uzun uzun ona bakmak istedim.