Şimal
Hemen Kurt'u içeri aldım. Adam şu halde bile hala gol atabilmenin derdinde. Onun uzanmasını sağladım kanepeye bir hayli kan kaybetmiş. Yüzü solgun dudakları hafif mor. Elim ayağıma dolaştı ilk yardım bile bilmiyorum ki, ben de hemen Pars Beyi aradım.
"Efendim Şimal"
"Pars Bey, Kurt benim evimde"
"Davetsiz mi geldi?"
"Evet de şey yani, yaralı."
"Ne?"
"Evet yaralı ve bayıldı, ambulansı arayım mı aramayım mı bilemediğimden sizi aradım."
"Ben geliyorum" dedi kapattı.
O kapatınca Kurt'un yanına eğildim göğsünün biraz üzerinden kan sızıyordu, bir havlu getirip tampon yapmaya başladım, bu arada da sürekli konuşarak ayık tutmaya çalışıyorum ama sadece sayıklıyor kendinde değil. Sanırım bir on beş dakika geçti o esnada zil çaldı. Koşarak açtım kapıyı, Pars Bey ve yanında tanımadığım 2 erkek bir kadın 3 kişi daha.
"Nerde?"
"İçeride kanepede"
"Tamam bunlar tıp fakültesinden arkadaşlarım Serdar ve Erdinç. Ceren'de hemşire içeri girebilir miyiz mahsuru yoksa"
"Mahsuru olur mu hiç, lütfen buyurun"
Onlar içeri geçti yanlarında bir sürü malzeme getirmişler zaten. Kurt'un tişörtünü çıkardılar üzerinden, of onu öyle görünce içim cız etti, hem kolunda bir bıçak kesiği var hem de göğsünde derin bir yara. Gelen doktorlar bir şeyler yapmaya başladı hemşire koluna bir serum bağladı. Ben de tırnak yedim ne yapayım!
Yarım saat falan sürdü sanırım. Hem konuştular hem bir şeyler yaptılar. Baya gülüşe gülüşe iş yaptılar. Arkadaşlar adam yaralı yaralı!! Valla çemkireceğim az kaldı, bu nedir yahu. Adam canıyla uğraşıyor orada. Hırsımdan kalkıp mutfağa gittim bir çay suyu koyayım diye. Suyu koydum hatta çayı demledim içeri geçtim hala kakara kikiri..
"Kusura bakmayın merakımdan soruyorum. Bu kadar gülecek ne var acaba adam yaralı ya hani!"
Pars Bey bıyık altından güldü diğerleri hala sırıtıoyor hemşire olana hiç girmiyorum az kaldı saçlarını elime dolayacağım, Kurt'un dibine oturdu kah alnına dokunuyor kah bileğine dokunuyor. Güya ateşini nabzını kontrol ediyor gözleri yedi adamı!!!
"Kusura bakmayın Şimal hanım ne zamandır bir araya gelememiştik de laf lafı açtı"
Hayretle baktım konuşan adama..
"Lafın lafı açtığı ve hasret giderdiğiniz yer biraz değişik gerçekten."
"Onlar Kurt'un bu hallerine alışıklar Şimal, hayati tehlikesi yok, rutin işlerini yaptılar"
Pars Beye de ters ters baktım gardaşın lan o senin desem ne olur acaba..
"Hanımefendi siz de kalkın da şu koltuğa geçin artık"
Yeter be yeter, ağzına gir adamın ağzına.
"Ateşini kontrol ediyorum." diyor ama bana sen kim köpek çekecek nerdeyse öyle burnu havada
"Saniye başı mı?"
"Yükselebilir bu da enfeksiyondan olması demek"
"Riskli bir durum yok diye bir saattir kakara kikiri ameliyat yapıyorsunuz ama pek ala"
Diğerleri bir bana bakıyor bir ona, sinema var sanki..
"Riskli durum olmaması devamında risk olmayacağı anlamına gelmez"
"İyi o riskte kendini 2 saniyede belli etmez zaten, bir yarım saat bekleyin. Gerekirse ben kontrol ederim arada ateşini"
"Pardon siz kimdiniz?"
"Ben.." dedim ama devamını getiremedim. Bir dakika ya ben kimim hakikaten ne oluyor bana, kimle ne yapıyorsa yapsın..
"Ben yaralandığında kapısına geldiği kişiyim"
"Ve aynı zamanda hiçbir şey yapamadığı için yardım çağıran kişi"
Söylediği şeyin saçmalığı bir yana bu nasıl tavır be, kokona!
"Ha siz her işini kendi halledenlerden misiniz?"
"O ne demek?"
"Evinize hırsız girse polis çağırmak yerine kendiniz mi müdahale edersiniz ya da mahkemelik bir durum olduğunda avukata gitmek yerine siz mi çözersiniz sorunu?"
"Iııı ben.. yani hayır tabi"
"Hah ben de 'normal insanlar gibi' yaralandığımda ya da bir yaralı gördüğümde doktor çağırmayı tercih ediyorum", dedim Pars beyi göstererek. Mal gibi kaldı. Yelloza bak yaa açık açık adama iş atıyorum demiyor da kıvırıyor da kıvırıyor, illa içimdeki kenar mahalle kızını açığa çıkaracak! Bozuldu epey ama bana ne yani, haddini bilsin. Kalktı adamın dibinden koltuğa geçti. Hele şükür!
"Ben size çay getireyim" deyip ayaklandım hemen. Arkamdan Pars Bey geldi.
"Yardıma ihtiyacın var mı?"
"Şu kurabiye tabaklarını götürürseniz sevinirim."
"Ama alınıyorum"
Mahcupca baktım, arkadaşına laf söyledim diye mi acaba.
"Kusura bakmayın Pars Bey ama o benim damarıma bastı"
Güldü, kafasını iki yana sallayarak.
"O konuya şimdi girmeyeceğim benim kastettiğim Aslan'a da adıyla hitap ediyormuşsun artık benim başım kel mi?"
"Haa onu diyorsunuz, ben onlar istedi diye yoksa pek sevmem senli benli muhabbeti."
"Biz artık yabancı değiliz annem babam sana 8. evlatları gözüyle bakıyorlar. Kurt hariç hepimizin kardeşisin"
Kıpkırmızı olduğuma eminim, yanıyor yüzüm şuan.
"Teşekkür ederim ben de sizleri yabancı görmüyorum"
"O halde artık bey yok"
"Anlaştık" dedim gülerek. O tabakları aldı ben çay tepsisini, içeri geçtik. Çayları ikram ettim bu arada Kurt'u misafir odasına götürüp yatırmışlar. Şimdilik her şey yolundaymış.
"Sen çalışıyor musun Şimal, bu arada adınla hitap etmem de sorun yoktur umarım"
"Sorun değil, hayır çalışmıyorum"
"Kurt'un yardımcısı falan mısın belli yaşın küçük sanırım tahsilin de yok."
Ben size bu kızı yolarım demiş miydim?
"Evet yaşım daha 19. Gencim yani senin aksine ve hayır Kurt'un yardımcısı değil arkadaşıyım ayrıca Hukuk Faküültesinde okuyorum"
Oh canıma değsin mosmor oldu.. Beni şu ilk okul seviyesine düşürdün ya kadın valla elimde kalırsın sen benim.
"Hukukun puanları o kadar düştü mü ya önüne gelen hukuk okuyor"
"Boğaziçinde hukuk okumak için derece yapmak gerekiyor. Hemşirelik için üniversite bile okumuyor insanlar liseden sonra olunuyor ya senin hukukla alakanın olmaması ve dahi bir yerlerini de yırtsan hukuk kazanamayacağın belli, yorma çeneni."
"Ben de üniversite okudum"
"Herkesi alır oldular bu üniveristeye de, ne garip" dedim iki doktor kahkaha attı Pars Bey de gülüyor ama o çaktırmıyor..
"Şimal yemin ederim senin avukatı olduğun davanın karşısındaki kişi olmak istemem. Tam mesleğini seçmişsin"
"Teşekkür ederim" dedim ben de gülümseyerek. Diğer doktor da bir iki bir şey sordu falan derken çay faslı bitince Kurt'u kontrol ettiler, hiçbir sorun olmayınca gittiler biz Pars'la kaldık evde.
"Pars sen de bu gece burada kalsan olur mu?"
"Tamam merak etme" dedi ona da diğer odayı hazırladım ben bardakları kaldırırken geldi yardımcı oldu bana.
"Anlat bakalım"
"Neyi?"
"Bilmem, başla bir yerden elbet gelir devamı"
Boş boş baktım, ben bu adamın zekasından korkuyorum, şimdi daha ağzını açmadan ne var ne yok anlattırır bana..
"Kurt olayını diyorsun sanırım" dedim göz ucuyla bakıp hiçbir tepki vermedi ama ben anlatmaya başladım bir şeyler. O sinek heriften girdim Elif'ten çıktım ta akşamki olaya kadar anlattım.
"Kurt yaralandığı için bir hayli endişeli görünüyordun"
"Endişelenmez olur muyum benim yüzümden oldu, alnımda bela çeker yazıyor herhalde her girdiğim ortamda hemen potansiyel belalar yapışıyor bana"
"Sadece dikkat çekici bir kızsız Şimal ve diksin. Sana insan psikolojisiyle ilgili ilginç bir şey söyleyim, insanlar kolay ulaşamadıkları her şeye zarar vererek ulaşmak ister. Binevi güç gösterisi. Sen o çocuğu ilk gün onun gibi konuşarak karşılasaydın muhtelemen senin etrafında sevgilin olmak için gezecekti ama sen ters cevap verdiğin için önceliği seninle muhatap olabilmek oldu"
"Lütfen alınma ama erkek ırkından nefret ediyorum ve bunun için son derece geçerli sebeplerim var. Kimsenin egosunu tatmin edemem ben.."
"Sen çizgini bozma, korumalar daima seninle zaten"
"O çocuğa ne oldu"
"O da senin konun değil artık"
"Ya lütfen bak ben kimse zarar görsün istemiyorum"
"O çocuk benim kardeşimi yaraladı Şimal sence bir cezayı hak etmiyor mu?"
Şuan bu bakışlardan çok korkuyorum, yemin ederim nevri dönmüş gibi.
"Tabi tabi, ben bir Kurta bakayım" deyip fırladım mutfaktan. Pars'ın kardeşlerine düşkünlüğünün boyutu bambaşka.. Gözünü dahi kırpmıyor onlara zarar geldiğinde. Kurt'un odasına girdim, yüzü çok huzurlu değildi yanına adımladım hafif terlemişti elimin tersini alnına uzattım Allah'tan ateşi yüksek değildi tam elimi çekerken sesi geldi.
"Orada değil ki ateşim, elini bir de kalbime koy da bak.."
Elim alnında öylece kaldım. Ben bu adama yetişemiyorum ama söylediği her laf içimde kocaman oluyor..
"Oradaki ateşi ben düşüremem kusura bakma"
"Halbuki beni söndürebilecek tek su sensin"
"Maşallah diline vurduğuna göre iyisin."
"Aşk olsun ben senin için kendimi feda edeyim senin dediğine bak"
"Ben mi dedim gel diye, ben hallediyordum"
"O herif senin koluna dokundu"
Dişlerinin arasından konuşmasıyla bir miktar tırstım açıkçası..
"Bana dokunan herkesi dövemezsin Kurt"
"Anasını bile si..."
"Hey hey o kadar da değil" dedim elimle ağzını kapatarak ama Kurt bu durur mu, avucumun içine bir öpücük kondurunca ateşe değmiş gibi çektim elimi. Manyak herif!
"Ben sana gelmedim Kurt, lafını unuttun mu?"
"Unutmadık Şimal Hanım unutmadık sabırla bekliyorum"
"Güzel o zaman dinlen sen hadi Pars'ta burda bir şey olursa diye tamam mı?"
"Tamam onu çağırır mısın?"
"Hı hı" deyip çıktım odasından. Salona geçtiğimde Pars orada oturuyordu.
"Pars, Kurt seni çağırıyor"
"Tamam, hadi sen yat dinlen."
"Tamam iyi geceler"
"İyi geceler."
Odama geçince aptal gibi sırıttığımı fark ettim, avucum hala cayır cayır yanıyordu. Kendimdeki bu değişime yabancıyım ama acemisi değilim. Sanırım az çok farkındayım halimin. Ben de Kurt'a çekiliyorum ama olmaz işte. Baştan ayağa yanlışız biz onunla, neresinden tutsam elimde kalır.. Gel gelelim bu gün yaptığı şey sonrasında söyledikleri falan yüreğimde bir yeri titretti..
Bazen diyorum ki bırak kendini akışa, bir de sen yanıl gerekiyorsa bir de sen tat şu duyguyu.. Babana evlatlarını unutturan aşk nasıl bir şey bir de sen gör ama bırakın cesareti hevesim bile kalmamış.. Daha 19 mda beni hayattan soğutanlar da bu başarıyla yaşayıp gitsinler işte.
Ah be Kurt öyle yanlış bir zamanda öyle yanlış bir şekilde girdin ki hayatıma, kafamdan silsem bedenimden silemiyorum izini..