Marazın ilgisi😏

1122 Kelimeler
İpek, “Akşama amcanlara gideceğiz, keckamin (kızım),” diye seslendi anası Sultan. İpek göz devirdi. Hiç sevmiyordu o konağı; amcasını, özellikle kuzeni Maraz’ı. Bakışlarını hiç beğenmiyordu. Abisi ile çok sıkı fıkıydı. İpek bu durumdan hiç hoşlanmıyordu. Babası, anası ve küçük kız kardeşi ise onları çok seviyordu. Akşam olana kadar ders çalıştı. Sonra kalkıp giyindi. Açık bir kızdı. Babası ve abisi pek karışmazdı; o da dikkat ederdi. Akşam olunca abisi Asaf, kız kardeşi Ceylan, Sultan Hanım ve Welat Ağa hazırdı. Yola çıktılar. İki araba… İki ailenin de maddi gücü yerindeydi. On beş dakikada konağa vardılar. Arabalar durdu, içeri girdiler. Amcası Mahmut Ağa, karısı Güle Hanım, kızları Sevda, oğulları Miran ve Maraz kapıda bekliyordu. Miran yaklaşıp abisine mırıldandı: “Seninki geldi.” Maraz sırıttı. Başını çevirip İpek’e uzun uzun baktı. “Amcam…” İpek elini öptü. “Sultanım…” Yengesinin elini öptü. “Kız…” Ceylan’ın yanağını hafifçe sıktı. İpek ise sadece “İyi akşamlar,” deyip geçti. Maraz’ı öpmek istemiyordu. Uzak duruyordu. Maraz ellerini cebine attı, kıza bakarak içinden geçirdi: Bu kadar soğuk olma be yavrum. Miran güldü. “Yüz vermedi.” Maraz omuz silkti. “Verecek… verecek.” İpek amcasının elini öptü, sarıldı. Yengesine de aynı şekilde. Sevda’yla sarıldı. Miran’a ise sadece kısa bir “İyi akşamlar” verdi. İkisini de sevmiyordu. Maraz kalıplı, iri yapılıydı. 190 boyunda, 90 kilo… Dövmeli, uçuk kaçık biriydi. Hırslıydı, gözü karaydı. Ağalık babasından sonra ona kalmıştı. İpek’in abisi ise ağalık işlerine pek sıcak bakmıyordu. Masaya geçtiler. Maraz bilerek İpek’in tam karşısına oturdu. Sevdiğini hiç söylememişti ama belki de ediyordu. Kızı süzdü. Kahverengi saçları dalgalı ve gürdü. Yeşil gözlü, beyaz tenli güzel bir kızdı. İnce ve zarifti. Birçok erkeğin istediği biriydi. İpek onun bakışlarını üzerinde hissediyordu ama başını kaldırmadı. Hiç oralı bile değildi. Yemek boyunca da pek konuşmadı. Yemek bitince mutfağa gidip su almak istedi. Maraz da hemen peşinden gitti. İpek arkasını dönünce bir anda irkildi. “Ayy!” Maraz gözlerini ondan ayırmadan bakıyordu. “Korktun mu İpek?” İpek bozuntuya vermedi. “Evet Maraz abi… korktum.” Kenara çekildi, mutfaktan çıkmak üzereydi. Maraz kolundan tuttu. “Benden korkma.” İpek gözlerinin içine bakarak sakin bir sesle karşılık verdi: “Tabii ki abi. Senden bana zarar gelmez. Abimsin sen benim.” Kolunu çekip çıktı. Maraz dişlerini sıktı. “Abini s*keyim… Ne abisi lan. Kocan olacağım ben.” Arkasından salona geçti. Bilerek İpek’in yanına oturdu ve kolunu omzuna attı. “Ne konuşuyorsunuz kızım?” Sevda gülerek omuz silkti. “Hiç abi, ne konuşacağız?” İpek ise omzundaki kol yüzünden oldukça rahatsızdı. Sevda durumu fark etti. “İpek gel, kahve yapalım.” “Olur.” İpek kalktı. Saçlarının kokusu Maraz’a doğru esti. Adam bir an gözlerini kapattı. Miran hemen uyardı: “Abi, biri görecek. Kendine gel.” Maraz koltuğa çöktü. “Ölüyorum bu kız için ama umrunda bile değilim.” Koltuğun kenarında bir şey fark etti. İpek’in bilekliği düşmüştü. Aldı, baktı, avucuna koyup cebine attı. Babasıyla konuşmuştu daha önce. “İpek’i istiyorum.” Anası babası çok sevinmişti. Çünkü İpek hem güzel hem de akıllı bir kızdı. Babası ona sadece, “Bekle. İsteyeceğiz. Abim bize vermeyecek de kime verecek?” demişti. Yok derlerse zorla alacaktı. İpek onundu ona göre. O sevmişti. Zorba bir hayatın içinde büyümüştü. Maraz 28 yaşındaydı. İpek ise 23. Üniversiteyi yeni bitirmişti. Pazarlama okumuştu. Babası “Çalışamazsın” deyince daha fazla üstelemedi. Kahveler hazırlandı. İpek tepsiyle dağıttı. “Amca, seninki sade olan.” Sıra Maraz’a geldi. Maraz alçak sesle sordu: “Benim nasıl… tuzlu mu?” İpek gülümseyerek karşılık verdi: “Onu nişanlın yapar abi sana.” Miran sırıttı. “Hiç şansın yok abi.” İpek karşı koltuğa geçip oturdu. İpek’in babası yeğenine döndü: “Ee, işler nasıl?” “İyi çok şükür amcam. Güzel gidiyor.” Artık işleri tamamen o yürütüyordu. Amcası gururla ekledi: “Ağalık da ona kaldı. Senin oğlun istemedi.” İpek’in babası başını salladı. “O İstanbul’dan buraya gelmez oldu.” İpek hemen atıldı: “Baba, ne var burada? Ne yapacak burada? Keşke biz de gidebilsek.” Amcası gülümseyerek karşı çıktı: “Olur mu kızım… insanın memleketi başkadır.” Maraz gözlerini ona dikti. “Gitmek mi istiyorsun buradan İpek?” “Evet abi. İstanbul’a gidip çalışmak istiyorum. O kadar üniversite okudum, değil mi?” Maraz geriye yaslandı. “Sen ağa kızısın. İhtiyacın mı var?” Amcası ve babası terasa çıktılar. Gençler konuşsun diye bırakmışlardı. Aşiret toplantısıyla ilgili konuşacaklardı. Sultan Hanım ile Güle Hanım da kendi aralarında sohbete dalmıştı. Salonda Sevda, Miran, Maraz ve İpek kalmıştı. İpek tekrar konuştu: “Evet, ağa kızıyım abi ama özgür olmak istiyorum. Kendi paramı kendim kazanmak istiyorum.” Maraz kaşını kaldırdı. Bundan hiç hoşlanmamıştı. O kızın hayalini kurarken, İpek gitmenin peşindeydi. “Olmaz öyle şey,” diye kestirip attı. “Burada bizim şirkette çalışmak istersen amcamla konuşurum.” İpek başını iki yana salladı. “Hayır… istemem.” Miran’a telefon geldi, kalktı. Sevda, “İpek sana bir şey göstereceğim,” diyerek odasına koştu. İpek, Maraz ile aynı odada tek kalmak istemiyordu. Üzerinde bir tedirginlik vardı. Maraz gözlerini İpek’ten ayırmıyordu. “İpek…” “Efendim abi?” “Çok güzelsin.” “Sağ ol abi.” İpek hemen kalkıp odadan çıktı. Maraz sinirlendi. “Artık kaçma lan… Anlıyorsun işte. Deliyim kızım sana,” diye söylendi. İpek’in bilekliğini çıkardı. “Bunun için bir daha geleceksin nasılsa.” Aklına koymuştu. Serseri gibiydi. Acıması yoktu. Gizli saklı işleri severdi. Babasıyla kaçakçılık yapıyordu. Bir daha konuşacaktı onunla. Bu kız artık onun olmalıydı. Eğer yok derlerse bekâretini alacak, mecbur bırakacaktı. Ondan başkası olamazdı. Gecelik ilişkileri vardı. İpek’in abisiyle de pis işler yaparlardı, kumar gibi. İpek bu yüzden Maraz’ı hiç sevmezdi. Akşam bitmişti. İpekler evine dönmüştü. Gece mesaj geldi. Maraz abi yazıyordu w******p’tan. Bilekliğin fotoğrafını atmıştı. “Bu senin mi güzellik?” İpek yazdı: “Evet abi, benim. Abimin hediyesi. Bir ara alayım.” Maraz: “Olur güzelim, ne zaman istersen.” İpek telefonu kapattı. “İyy, iğrenç şey…” Maraz elinde İpek’in fotoğrafı ve bilekliği… Bilekliği yüzüne sürdü. “O güzel çimen gözlerin sadece bana bakacak.” Sonra babasının yanına gitti. “Baba… İpek mevzusu ne oldu? Konuştun mu amcamla?” Babası başını salladı. “Oğul konuştuk. Kız senin. Amcan tamam dedi. İpek’in haberi yoktur ama babası ne derse odur. Aşiret de uygun görür. İki aile birleşir, daha da güçlenir.” Maraz gülümsedi. “Sağ ol babam.” Elini öptü. Babası dövmelere bakarak kaşlarını çattı. “Eşek sıpası… Bunlar ne?” “Baba, heves işte.” “Aşiret ağasına yakışır mı evlat?” “Olur olur babam.” Islık çalarak odasına gitti. “Benimsin İpek kız… Benim. Baban da ikna olmuş. Kaçacak yerin yok.” Üstünü çıkarıp uyudu. İpek de her şeyden habersiz uyudu. Oysa anası, babası, amcası ve yengesi her şeyi ayarlamıştı. Ama İpek’e bir şey söylenmemişti. İpek duysa kıyamet kopardı. Zaten sevmiyordu o adamı. Bir de gelin olacağını duysa… taş yerinde taş kalmazdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE