Yağmur, başımızdan aşağı dökülen bir perde gibi aralıksız yağıyordu. İsmet’in toprakla buluştuğu o derin çukurun başında, Burak ve ben nefes nefeseydik. Ellerim titriyordu, ama bu sefer soğuktan değil, garip bir rahatlamanın verdiği huzursuzluktandı. Gökyüzü griydi, ama yanan bir sigaranın ucunda parlayan turuncu ışık, karanlığı delip geçen tek ışıltıydı.
Burak, sigarasını yaktıktan sonra dudaklarının kenarında sinsice bir gülümseme belirdi. Kırmızı takım elbisesi, yağmurla sırılsıklam olmuştu, ama o umursamaz görünüyordu. Koyu renk kumaş, yağmurun altında daha da parlıyor, ona tuhaf bir ihtişam katıyordu. Gözleri kısılmış bir şekilde çukurun başında dururken, derin bir nefes alıp sigaradan bir duman çekti.
Ben ise kısa kırmızı elbisemle, ıslanan saçlarımın yüzüme yapışmasını umursamadan, yanımda ona eşlik ediyordum. Sigaramı titreyen ellerimle yakmayı başardım ve ilk nefesi çekerken, bir an için olanları düşünmeden duramadım. İsmet’in bedeni artık toprağın altındaydı. Ama bu, sadece bir başlangıçtı.
“Üç oldu,” dedi Burak, gözlerini çukurdan ayırmadan. Sesi yağmurun ritmine karışıyor, ama her kelimesi sanki beynime kazınıyordu.
“Evet,” dedim, sigaradan çıkan duman havaya karışırken. Nefesim kesik kesikti, ama cümlelerim netti. “Daha hak ettikleri sonu yaşamayan sekiz kişi var.”
Burak, sigarasını parmaklarının arasında döndürdü, ardından yere doğru attı. Kırmızı kumaşın altındaki omuzları bir an için kasıldı, sanki bu konuşmanın ağırlığını taşıyordu. “Hepsi sırayla olacak,” dedi. Sesindeki soğuk kararlılık, bana bir kez daha neden onunla birlikte bu yolda olduğumu hatırlattı. “Bir plan yapacağız. Her biri, İsmet’inkinden daha acı verici bir sonu hak ediyor.”
Yağmurun şiddeti artarken, çukurun başında sessizlik çöktü. Sadece yağmur damlalarının metalik sesi ve sigaralarımızın yanışı duyuluyordu. Burak, gözlerini bana çevirdi. “Bunu birlikte bitireceğiz, Gözde,” dedi. “Ama her adımda, daha güçlü olmamız gerekecek.”
Gözlerimi ona diktim ve hafifçe başımı salladım. “Bunu hak ettiler,” dedim. Sesimdeki kararlılık, içimde yükselen karanlıkla doluydu. “Hepsi sırayla hakkını alacak.”
Burak, bir adım yaklaşıp elini omzuma koydu. Gözlerinde soğuk ama bir o kadar da güven veren bir ifade vardı. “O zaman hazır ol,” dedi. “Bu gece sadece bir başlangıç. Listemizdeki diğer isimler için plan yapma zamanı.”
Gökyüzü, bir şimşekle aydınlandı. Yağmur, üzerimizdeki suçları yıkamaya çalışıyormuş gibi hızla akıyordu. Ama biz, ne yağmurdan ne de karanlıktan arınacak kadar temizdik. Bu gece, intikamın sadece başlangıcıydı. Ve biz, bu karanlık oyunun başrollerindeydik.
Gözde’nin geçmişi, karanlık bir hikâyenin en derin köşelerinde saklanıyordu. Daha 14 yaşındayken ailesi tarafından para karşılığında satılmıştı. Alıcı, 55 yaşındaki Abdullah Zengin adında, güçlü ama acımasız bir iş adamıydı. Gözde’nin masum çocukluğu, o gün Abdullah’ın lüks malikanesinde sona ermişti. Ailesinin bu ihaneti, onun ruhunda silinmesi imkânsız bir yara bırakmıştı.
Abdullah’ın malikanesi gösterişli ve ihtişamlıydı, fakat bu ihtişamın içinde Gözde’ye yer yoktu. Gözde, yıllarca bir eş değil, bir eşya gibi muamele gördü. Abdullah, onun duygularını, hayallerini ya da acılarını önemsemedi. Gözde, sessizliği ve itaatkârlığı öğrenmek zorunda kaldı. Ama bu sessizlik, içinde bir fırtınayı büyütüyordu.
Zamanla, Gözde’nin ruhu çatlamaya başladı. 20 yaşına geldiğinde, artık dayanamıyordu. Kendisiyle konuşuyor, hayali arkadaşlarla dertleşiyor, bazen sebepsizce kahkahalar atıyordu. Ardından gelen ani hıçkırıklarla ağlamaları, Abdullah’ı rahatsız etmeye başlamıştı. Abdullah, bu durumun kendi itibarını lekeleyeceğinden korktu ve çözümü onu terk etmekte buldu. Bir gece, Gözde’yi İstanbul’un göbeğindeki bir sokakta, hiçbir şey söylemeden, hiçbir şey bırakmadan terk etti. O an, Gözde’nin hayatta daha da yalnızlaştığı bir dönemin başlangıcı oldu.
Tam o sırada Burak devreye girdi. Gözde’yi o sokakta, gözyaşları içinde, yağmur altında bulduğunda genç kadının hâlâ kendisiyle konuştuğunu, titrediğini ve korku içinde olduğunu gördü. Gözde’nin gözlerindeki boşluk, Burak’ı derinden etkiledi. Onunla konuşmaya çalıştı, ama Gözde’nin zihni, yıllarca yaşadığı travmanın altında ezilmişti. Burak, ona yardım etmesi gerektiğini biliyordu. Sessiz kalamazdı.
Gözde’yi alıp kendi evine götürdü. İlk günler, Gözde’nin acısını anlamak ve ona destek olmakla geçti. Burak, sabırla onun güvenini kazandı. Gözde, yavaş yavaş kendine gelmeye başladı. Burak’ın yanında, ilk kez birinin onu gerçekten önemsediğini hissetti. Ama geçmişi, Gözde’nin ruhunda derin yaralar bırakmıştı.
Burak, Gözde’nin yaşadıklarını öğrenince öfkeden deliye döndü. Abdullah’ın yaptıkları ve ailesinin ihaneti, Burak’ın adalet duygusunu ateşledi. O an, bir karar verdi: Gözde’nin intikamını alacaktı. Gözde, bu dünyada hak ettiği huzura kavuşacak ve geçmişin hayaletleri birer birer yok edilecekti. Bu, onların karanlık hikâyelerinin birleştiği ve intikam yolculuğunun başladığı andı.
Burak’ın geçmişi, acı ve kayıplarla dolu bir hikayeydi. Gözde ile tanışmadan çok önce, Burak 5 yaş büyük olduğu gençlik yıllarında özel harekât polisi olarak görev yapıyordu. Görevinde oldukça başarılı, disiplinli ve cesurdu. Ancak bu başarı, ona hem düşmanlar hem de ağır bedeller getirmişti.
Bir hafta sonu, Burak hayatının en büyük travmasını yaşadı. İlk eşi ve beş yaşındaki kızıyla birlikte bir konsere gitmek için evden çıktıkları gün, her şey bir anda kabusa dönüştü. Yolda ilerlerken, karşı yönden gelen lüks bir 4x4 araç hızla şerit değiştirerek onların arabasına kafa kafaya çarptı. Kazanın şiddeti Burak’ı ve ailesini araçlarının içinde sıkıştırmıştı. Kendi bilincini kaybetmeden önce eşinin cansız bedenine son bir kez bakabildiğini hatırlıyordu. Hastanede gözlerini açtığında, eşinin öldüğünü öğrendi. Kızı ise kazadan kurtulmuştu, ama Burak’ın dünyası zaten paramparça olmuştu.
Kazadan sonra, yaralarını sarmaya çalışan Burak, kızına daha iyi bir hayat verebilmek için kendisini toparlamaya çalıştı. Ancak, acı dolu bir gün onu daha da derin bir karanlığa sürükledi. İşte o gün, Burak eve döndüğünde bakıcı olarak tuttuğu kadının kızını öldürdüğünü gördü. Minik bedenin paramparça hali, onun zihnine kazındı. Gözyaşları içinde bakıcının yüzüne haykırırken, o kadının gözlerindeki soğukkanlılık Burak’ın ruhunu dondurdu.
Polis araştırmaları başladığında, olayın sadece bir cinnet vakası olmadığını anladı. Bu cinayetin arkasında, geçmişte sık sık karşı karşıya geldiği ve görevde defalarca planlarını bozduğu Abdullah Zengin vardı. Abdullah, yasa dışı işler yapan güçlü bir adam, aynı zamanda terörist bağlantıları olan tehlikeli bir figürdü. Burak’ın özel harekât polisliğindeki başarıları, Abdullah’ın işlerini baltalamıştı. Abdullah, Burak’ı saf dışı bırakmak için her şeyi yapmaya hazırdı. Trafik kazası ve bakıcının cinayeti, Abdullah’ın Burak’a karşı yürüttüğü kurnaz bir planın parçalarıydı.
Burak bu gerçeği öğrendiğinde, içindeki intikam ateşi yanmaya başladı. Abdullah Zengin, Burak’ın sevdiği her şeyi elinden almıştı: ailesini, huzurunu ve yaşam sevincini. Burak, yaşadığı bu acılardan sonra özel harekât kariyerini bırakmaya karar verdi. Artık devletin yasalarıyla değil, kendi adaletiyle hareket edecekti. İntikam onun için bir görev haline gelmişti.
Zamanla, bu karanlık yolculukta Gözde ile tanıştı. Onun da Abdullah Zengin’in kurbanlarından biri olduğunu öğrendiğinde, kaderlerinin kesiştiğini hissetti. İkisi de Abdullah’ın elinde hayatları mahvolmuş iki insan olarak, geçmişin hayaletlerini susturmak ve adaletlerini sağlamak için birleştiler. Bu yol, onların kendi karanlık hikâyelerinden doğan bir savaşın başlangıcıydı. Abdullah’ın intikamını almak, Burak için artık bir görev değil, bir yaşam amacıydı.